Teşekkür ederim Doktor bey. Karısını alıp evine gitti Ayhan. Ertesi günü erkenden Ankara’ya gitti. Verilen adresi bulabilmek için epey gayret sarfetti. Kızılay semtinin arka caddelerinde epey dolaştı ve nihayet aradığı eczahaneyi buldu.
Elindeki keğıdı uzattı. Bu kağıtta, iğnenin adı yazılıydı.
Eczacı, raftan küçük bir kutu çıkardı:
- Evet buyurun! Dedi.
-Beş bin lira.
- Beş bin lira mı dediniz?
- Evet, beş bin lira.
Üzerinde bu kadar para değil, yarısı bile yoktu. Çok mahcup olmuştu.
- Doğrusu ya dedi Ayhan, bu kadar pahalı olduğunu düşünmemiştim. Şey.. Acaba kalan borcumu daha sonra ödemek şartıyla iğneyi alabilir miyim? Çok acil de..
- Veremem, dedi adam.
- Kimliğimi bıraksam..
- Veremem, kusura bakmayın.
Canı son derece sıkılan Ayhan "iyi günler" diyerek, eczaneden çıktı. Cadde boyunca yürüdü ama, kafası çok karışıklaşmıştı. "İnsanlık ölmüş bu memlekette” diye söylendi. Şimdi ne yapcağını düşündükçe, beyni zonkluyordu.
Doktor, en kısa zamanda iğneyi getirmesini tembihlemişti. “Aksi takdirde, çocuğun hayatı tehlikeye girer.” Demişti.
Böyle, bir süre kalabalıkların arasında, düşünceli, dalgın olarak gezindi durdu. Üç bin beş yüz lira paraya daha ihtiyacı vardı. Buralarda tanıdığı bir kimse de yoktu. Çorum'a gidip geleceği kadar vakit de yoktu. Yarına kalırsa. Doktorun verdiği süre dolmuş olacaktı. O kadar daralmıştı ki, gerçekten ne yapacağını şaşırmıştı. Bu para kendi aylığının dörtte biri kadar bir paraydı ve kimse, tanımadığı birine bu kadar çok parayı vermeydi.
Sıhhıye’ye indi.
Bir parka girdi. Boş bulduğu bir bankın üzerine yığılırcasına oturdu. Çocuğu, gözlerinin önünden gitmiyordu. Hanımı da...
Sarsıcı düşünce dehlizlerinde dolandı. İlla bir çare arıyordu. Ceketini, saatini satsa, alan olur muydu? “Acı bana Allahım!” diye inledi.
Sıkıntıdan patlayacaktı.
Kalktı, elleri cebinde, ağrıyan başı önünde, karınca gibi kaynayan kitlenin arasına karıştı. Vitrinlere baktı manasızca. İnsanlara arada bir gözü takılıyor, kiminin üzüntülü, kiminin sakin, kiminin de sevinçli olduğunu görüyordu.
Eğer bu akşam iğneyi alıp da yarın Doktor’a götüremeyecek olursa... bunu düşünmek bile içini cızır cızır yakmaya kafi geliyordu. Çaresizliğin bu kadar çetrefilini hiç yaşamamıştı. Bir dağ başındaymışçasına, yalnızlık çekiyordu.
Bir konfeksiyon dükkanının vitrinine dalıp gitti.
Yüzü, çözümsüzlükten ne yapacağını şaşırmış insanlarınkinin aynısıydı. Mat ve gamlıydı. Göz e bekleri birer bilye taşı olmuştu sanki.
Çaprazından kendisine doğru biri yanaştı.
Ayhan, bu gelenin kendisine baktığını, dikkatle baktığını görmedi.
Elli beş yaşlarında gösteren iyi giyimli, kır saçlı, ablakça yüzlü bu adam:
- Ayhan, ne haber? Dedi.
Uykudan uyanır gibiydi Ayhan. Başını hafıfçe kaldırdı, sesin sahibine baktı:
- Aman Allahım, dedi sevinçle; kimi görüyorum.
Birbirlerine sarıldılar.
Adam, Ayhan’ın köylüsüydü. Uzaktan akrabalıkları da vardı. Görüşmeyeli çok zaman olmuştu. Onun Ankara’da bulunduğunu bile bilmiyordu Ayhan.
Hemen bir kenara çekildiler.
Bir süre sohbet ettiler.
Ayhan, yeni doğan çocuğuna iğne almak için geldiğini, ama parasının yetmediğini söyledi. Bunun üzerine adam, cüzdanından beş bin lira çıkarıp verdi.
Parayı alan Ayhan, gönülden teşekkür etti. Akrabasının adres ve telefonlarını aldı. Parasını, en yakın zamanda kendisine ulaştıracağını söyleyerek, ısmarlaşıp aynldı.
Aynı günü iğneyi alıp Çorum’a geldi Ayhan.
Ertesi günü. Doktor, getirilen iğneyi yaptı çocuğa.
Böylece ölüm riski de ortadan kalkmış oldu bebek için.
Genç anne ve baba mutlu bir şekilde yavrulanın büyütürken, yaşadıkdarı bu mutlu rastlantıyı da hiçbir zaman unutmadılar.
Bir ay sonra, Ayhan, maaşını alır almaz, Ankara’da kendisinin yardımına Hızır gibi yetişen uzaktan akrabasını telefonla aradı. Ama telefona başka birisi çıkıyordu. Bu numarada öyle biri yok diyordu. Belki numarayı yanlış yazmış olabilirim diye düşündü. Adamın verdiği adresi araştırdı. Hayret ki, Ankara’da böyle bir adres yoktu. Bütün aramalarına rağmen Ayhan, kendisine para veren akrabasının izine bir daha rastlayamadı.


