Bugün, 11 Şubat 2026 Çarşamba

Muzaffer GÜNAY (GİZEMLİ HİKAYELER)


KARASİNEK

GİZEMLİ HİKAYELER


 

Otobüse bindiklerinde kar yağıyordu.

Ankara, dokuz saatlik bir mesafedeydi ve yollar son derece tehlikeliydi.

Cevabi, karısı Günay ile birlikte Ankara’ya gitmek üzere bu otobüse binmişlerdi. Karın daha bir yoğunlaşarak yağdığı sırada otobüs, otogardan ayrıldı.

Daha beş aylık bir bebekleri vardı ve bebek annesinin kucağındaydı. Bir kaç saat kadar çok zorlanmadan giden otobüs, yüksek bir dağ boğazında mahsur kaldı.

Bebek sürekli ağlıyordu.

Otobüs, nihayet tekrar yoluna devam etti, nice zaman sonra. Yola çıkalı aşağı yukan on bir saat olmuştu. Ankara'ya daha üç saatlik bir yol vardı.

Yolcuların çoğu, yorgun uykusuz ve üzüntülüydüler. Kırk beş kişinin kırkı, kendilerini tatlı bir uykunun kucağına bırakmışlardı.

Cevabi de çok uykusuzdu, karısı da.

Ama, bebek yüzünden uyuyamıyorlardı. Öyle bir an geldi ki, Cevabi de uykuya teslim oldu. Günay  mı? O çocuğunu kucağında özenle tutuyor, ağlayacak olursa, pışpışlıyor, ağzına yalancı meme veriyordu. Fakat, yavrucak her nedense cıyak cıyak ağlamaya başlamıştı.

Yolcular, o kadar kendilerinden geçmişlerdi ki, bu tiz çığırış, kimseyi rahatsız etmemekteydi. Günay, çocuğunu susturmak için ne gerekiyorsa yapıyordu ama, nafileydi. Hayli yorgundu ve bundan da beteri uykusuzdu. Ne vardı ki, çocuğunu böyle bırakamazdı. Biberonla susturmayı denedi.

Yarısına kadar süt vardı biberonda.

Günay, biberonu çocuğun minnacık dudaklarının arasına sıkıştırdı. Artık çocuk susmuştu.

Beş on dakika kadar bir ses çıkmadı çocuktan. Bunu, çocuğunun rahatlaması olarak yorumlayan Günay, elinde olmadan uykuya daldı.

Çok geçmeden, bir karasinek kadıncağızın burnunun ucuna kondu. Kadın, farkında bile olmadan sineği eliyle kovalıyor, ama sinek yeniden gelip burnuna konuyordu. Bir çok kereler böyle oldu. En sonunda karasinek, kadının dudaklarına kondu. Uykuşu iyice kaçan Günay, sıkıntılı bir şekilde doğruldu.

 

Kundaktan “hık, hık“diye inlemeler geldiğini farketti.

Derhal bebeğin ağzındaki biberonu aldı. Çocuk, rahat bir nefes alamadı, hala boğulma tehlikesi geçiriyordu.

Boğazına epey süt kaçan çocuk ağlamaya başlayınca, nefes borusu açıldı.

Bu feryada uyanan Cevabi, büyük bir endişe ile çocuğunun yüzünü süzdü. Tavan lambasının kör ışığında, çocuğun simasının kefen gibi bembeyaz olduğunu gördü. Bunun bir boğulma tehlikesi olduğunu anlamıştı.

Uyumakla ne feci bir hata yaptığını anladı. Karısının da morali çok bozuktu; daha da bozmak hiç yakışık almazdı, böyle düşündü.

Ama, bir hususu çok merak edip hanımına sordu;

-Nasıl farkettin Günay?

Hamımı:

-Bir karasinek, sürekli burnuma ve ağzıma konarak beni uyandırdı.

- Sahi mi diyorsun? Ne iştir bu? Şaşırdım.

Günay:

-Neye şaşırdın?

Kocası:

-Bu kış günü karasinek olmaz da.

Günay:

-Neye sayarsan say, nasıl dersen de, çocuğumuzun yaşayacağı varmış. Allah, yavrumuzu bize bağışladı.

Otobüs, artık Ankara’ya yaklaşmıştı.