Bugün, 19 Mart 2026 Perşembe

Tevrat İŞLEYEN


KARDEŞLİK VE BERABERLİK

KARDEŞLİK VE BERABERLİK


Farkında mıyız bilemiyorum ama asırlardır süregelen bir kimlik bunalımı ile karşı karşıyayız. Her geçen gün örf, adet ve geleneklerimiz başta olmak üzere hızla kimlik kaybı yaşıyoruz. Bakıyorum da düne göre bugün bir başka toplum olmuşuz. Eskiden dedelerimiz torunlarını beğenmiyorlardı. Şimdilerde babalar evlatlarını, evlatlarda anne ve babalarını beğenmemeye başladılar.

Ortada, hızla yaşanan bir başkalaşım ve değişim var. Sözüm ona  ‘Avrupa trenine bindik inmeyiz’ diyenler bu anlamsız başkalaşıma çanak tutuyorlar. Tabir caizse bir çeşit  erozyon yaşıyoruz sanki. Hal böyle olunca çığ gibi büyüyen bir kültür erozyonu kaybımız var.

Evet!  Son yıllarda bambaşka bir toplum oluverdik. Milliliği, milli olmayı ve milli ruhu kimse önemsemiyor. Oysa mazide kalan her bir gün, milli ruhun buz misali ‘için için’ eridiği  günler olarak kayda geçmektedir. Üzülüyorum, üzülüyoruz ama, daha açık söylemek  gerekirse Türk Milliyetçiliğini yaşatan ve devleti ayakta tutan değerlerimiz zedelenmeye başlamıştır.

Çanakkale'de, İstiklal Harbi'nde bizi iri ve diri yapan ruhu ne yazık ki, bugün koruyamıyoruz. Açık ve net bir şekilde dillendirilmese de bugün gençlerimiz milli kimliğini kaybetmeye başladılar. Devletimizi ve milletimizi ayakta tutan bu milli benlik yara aldıkça devletimiz zayıflamaya başladı ama biz bu gerçeğin farkında değiliz.

 İçerisinde bulunduğumuz bu zafiyet nedeniyle olmalı ki, bizler şu anda  rüşvetin, soygunun, istismarın, stokçuluğun, haksız kazancın, yabancı para sarhoşluğunun ve daha nice kötülüklerin yer aldığı bataklıkta debelenmeye başladık. Bu bataklıkta çabaladıkça batıyor, battıkça da daha derinlere gidiyoruz. Milliyiz, milliyetçiyiz diyoruz ama paramıza sahip çıkamıyor, üç beş kuruş menfaat uğruna onun bunun parasına sakız gibi yapışıyor, inatla para babalarının cebini doldurmaya devam ediyoruz.

Halbuki biz; aslolan vatan, bayrak, millet ve asli değerlerimiz düsturuyla yola çıkarak, Çanakkale'de destanlaşan ve kanlarıyla bu vatanı koruyan, Milli Mücadele'nin vatanseverlik ruhuyla bugünlere geldik. O şehitlerin kanıyla huzur bulduk ve o ruh sayesinde bugün Anadolu'da sağlık içinde yaşıyoruz. Ama birileri şeytana ve şeytanın arkadaşlarına uyarak her şeyi alt üst etme çabasına girdiler. Her zamanki gibi yabancı hayranlığı kabaranlar onların değirmenine su taşımaya başladılar. Kapıda yetişene ‘tosuncuk’ derler misali kendi öz malımızı, paramızı ellerinin tersiyle itip dolar, yağ, un, şeker, süt, peynir, meyve ve temel gıda maddelerini stoklayarak, haksız kazanç peşinde koşup halkımızı ve devletimizi zor durumda bırakmaya çalışıyorlar. Yetmedi birde millilikten ve birliktelikten bahsetmeye başladılar. Bizde buna inandık öylemi?

 Bana göre milli uyanışın ve şahlanışın kaynağı yapmacık değil gerçek manadaki milli ruh olmalı. Eğer biz zamanında vatan, millet kavramlarını, devlete sahip çıkma duygusunu çocuklarımıza verebilseydik, şimdilerde kimse bize ders vermeye kalkışamazdı. Ve bu şanlı devlet dünyanın en güçlü devleti olurdu. Demem o ki, bu anlamda aslolan; bu cennet vatanı koruyabilmenin tek şartı işte bu milli kimlik ruhuna sahip çıkmaktır. Kardeşlik ve beraberlik ruhuyla hareket etmektir. Kardeşliğimize, birlik ve beraberliğimize halel verecek her türlü tuzaktan uzak durmaktır.