Osmanlı Padişahlarından Kösem Sultan’ın oğlu IV. Murat'ın Bağdat Seferi sonucunda 14 yıl süre ile Safevilerin elinde bulunan Bağdat'ın fethinden sonra Osmanlı İmparatorluğu ile günümüz İran’ın yerinde olan ayrı bir Türk Devleti olan Safevî Devleti arasında 17 Mayıs 1639'da imzalanan 1623-1639 Osmanlı-Safevî Savaşını sona erdiren ve günümüz Türkiye-İran sınırını büyük ölçüde belirleyen antlaşmadır.
Safeviler ile aramızda başlayan son savaştan bu yana, yani 1623 yılından bu yana 400 yıl geçmiş. 400 yıl boyunca Doğu’da, PKK ile mücadelemizi saymaz isek, uzun yıllar Rus İmparatorluğu ve Ermenilerle yapılan savaşlar dışında başkada bir savaşımız olmadı. Ancak her şey kıyamete kadar böyle gidecek gibi durmuyor. Günümüz İran rejiminin akıl dışı eylemleri karşısında şartların bizi karşı karşıya getirme emarelerini güçlü bir şekilde gösteriyor. Yıllarca PKK örgütüne destek vermesi, bu konuda Batı ile müşterek hareket etmeleri, dahası Azerbaycan’a karşı tehditkâr duruşları, Azerbaycan-Ermenistan mücadelesinde, tereddütsüz Ermenistan’a her türlü desteği vermeleri, son olarak Zengezur koridorunun açılmasında en büyük engel olarak ortaya çıkmış olmaları, İran’ın Uluslararası sorunlarında Türkiye’nin İran’a desteğine karşılık olarak, Türkiye’nin uluslar arası sorunlarının tamamında, Türkiye ile apansız bir mücadeleye girişen İran ile karşı karşıyayız.
İran, tarihsel olarak Geçmişte Osmanlı İmparatorluğu döneminde olsun, devamında Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşuna müteakip Türkiye Cumhuriyeti tarihinde olsun Türk tarafının her zaman arzu ettiği ve beklediği dostane ilişkilerin bir türlü tesis edilemediği bir ülkedir. Buna en büyük sebep mezhepsel farklılıklardır. Mezhepsel farklılığı ise en fazla ön plana çıkaran İran rejimi olmuştur. Eğer mezhepsel farklılığa bakacak olursak Azerbaycan nüfusunun büyük bölümü İran ile aynı mezheptendir. En son İran basınında gördüğümüz “ Azerbaycan, İran’dır” Azerbaycan, İran’mıdır yoksa İran Azerbaycan’mıdır? Eğer İran rejimi, bu kafayla devam ederse, İran’ın, Azerbaycan olduğunu tüm Dünya görecektir. Vesselam. Umarım bu sözlerim hamaset olarak algılanmaz. Neyse bu günlük Bu kadar İran yeter. Geçelim.
Veliaht,
Veliaht, monarşi ile yönetilen ülkelerde, hanedan üyesi olan, tahtın gelecekte sahibi olacak kişiye verilen addır. Kısaca böyle tanımlıyoruz. “Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti” Bu devleti yazdım, zannetmeyin ki, demokratik bir Ülkenin adıdır. Kuzey Kore’den bahsediyorum. Bilinen bu ülke de monarşi yoktur. Fakat iktidar babadan oğula geçer. Dünya’nın yönetimsel olarak en baskıcı en yoksul diktatörlüğüdür. Devlet başkanları en son trenle Rusya’ya gitti. Rusya’nın Ukrayna Savaşında düştüğü durum bu ülkeye dahi Rusya’yı muhtaç hale getirdi. Geçelim. Veliaht kelimesini mecazi anlamda bu yazıya ekledim. Bizim Ülkemizden bahsedeceğim. Malumunuz olduğu üzere biz yöneticilerimizi seçim yoluyla seçiyoruz. Kanun koyucularımızı da bizleri temsil etsin diyerek meclise “Milletvekili” sıfatıyla gönderiyoruz. Hoş, maaşları az da olsa temsil görevlerini yapıyorlar. Maaşlarına daha fazla zam yapmalarını öneririm. En son Sakarya’nın AKP’den milletvekili ve dahi Fiskobirlik başkanı da olan vekilimiz maşının az olduğundan şikayet etmiş. 75 bin Tl Vekil maaşı artı 69 bin Tl. Fiskobirlik Başkanlık maaşı yetmiyormuş. Hadi Vekillik maaşı yükseltilmiyor, Fiskobirlik başkanlık maaşını, bari en az 100 bin Tl yapılmalıdır. Yani değerli okurlar bu hayat pahalılığında buna can mı dayanır? Buradan Fiskobirliğin Yönetim Kuruluna çağrı yapıyorum, 100 bin değil en az 125 bin Tl yapın bu adamcağızın maaşını. Bunu da geçelim, Ben tabiî ki Veliaht kelimesini mecazi anlamda yazıyorum dedim. Ülkemiz Dünyanın en demokratik ülkelerinden biridir. Buna asla şüphe yoktur. Şükürler olsun ki, Ülkemiz de ki yönetim şeklinde, güçler ayrılığı tesis edilmiş, yürütmenin yargı üzerin de, ve dahi yasama üzerinde asla etkisi ve yetkisi söz konusu değildir. Buna inanmak veya inanmamak kişilerin şahsi düşünceleridir. Ben yazmış olayım. Asıl mevzu o değil. Asıl mevzu, ben gelecek dönemin Cumhurbaşkanlığı seçiminde Cumhurbaşkanımızın, yerine aday göstereceği ismi şimdiden yakaladım. “Bilal”
Eh yüce milletimize bu prens yakışır. (“Prens” mecazi anlamda, yanlış anlaşılmasın) Sahneye çıktı. Hayatımız vefa gösterirse göreceğiz. Sonuna kadar destekleyeceğim. Vatanımıza, Milletimize şimdiden hayırlı olsun.
Kalın sağlıcakla…
