Paylaşımlara bakıyorum, birbirini ziyaretten geçilmiyor. Ziyaret eden unvanına göre şu bizi ziyaret etti, yine makam ve mevkii belirtilerek biz şunu ziyaret ettik. Halktan birisinin ne ziyaret ettiğini ne de ziyaret edildiğini pek görmüyor ve şahit olmuyoruz.
Ziyaret edilmek ve etmek için belli kriterler var da bizim mi haberimiz yok. Yoksa onlar ziyaret edilmeye değmiyorlar mı? Yaşımız gereği hayatımız da pek çok şey yaşadık ve şahit olduk. Özellikle siyasetle uğraşanların halkla iç içe olması gerektiği ve onlarla ne kadar sağlıklı iletişim ve diyalog kurulursa tabanın nabzının çok daha iyi tutulacağına inanıyoruz.
Siyasiler halktan ne zaman koparsa, halk da onlara desteğini bütün iyi niyetine rağmen ve istemeye istemeye çekiyor. Bunun siyasi tarihimizde çok örnekleri var. Bir dönem önce iktidarda olan veya iktidar ortağı olan ama bir sonraki seçimde barajın altında kalıp da boğulan çok siyasi parti ve siyasetçi gördük. Bir defa düştüğünüzde kimse sizin için zahmet çekip de oradan çıkmanıza yardımcı olmuyor.
Bu iktidarın ilk yıllarında belediye seçimleri zamanı gelmişti. Pek çok aday adayı arasından milletvekiline yakınlığı ile bilinen birisi belediye başkanlığına aday olmuştu. Seçim çalışmaları bütün hızıyla devam ediyordu. Bizim de belli bir çevremiz vardı ama bizim çevreyi muhatap alan pek de yoktu. Nasılsa bizler bazılarına göre çantada kekliktik. Başka partiye oy verme ihtimalimiz de yoktu.
Seçimlere iki gün kala ben de köydeyim, akşam üzerine doğru bir telefon geldi telefondaki arkadaşım: “Hocam bu akşam, falan yerde falanca bizleri ziyaret edecek, bizimle sohbet edecekmiş, o nedenle seni de mutlaka aramızda görmek istiyoruz. Sen olmasan olmaz, onların anladığı dilden ancak sen konuşursun.” Dedi. Ben gelemem dedimse de gelmek zorunda kaldım.
Bize verdiği randevudan bir hayli sonra beyefendi teşrif ettiler, bizimle öyle güzel sohbet ediyor ki, arada bize yüksek perdeden methiyeler düzüyor ve bizlerin oylarına ihtiyacı olduğunu, seçimin çok zor geçeceğini ve kazanmanın pamuk ipliğine bağlı olduğunu ve desteğimize ihtiyacı olduğu söyleyip durdu. Yanında kendisi ile birlikte birkaç hatırı sayılır tanışık da getirmeyi ihmal etmedi.
Arkadaşlar sözleşmiş gibi abi bizim adımıza sen konuş dediler. Bende aldım sazı elime; öncelikle misafirimizsiniz, hoş geldiniz ama geç geldiniz. Bizleri seçime iki gün kala hatırladığınıza göre, çok daha önemli görüşmeleriniz vardı galiba dedim. Ve zamanlamanın yanlış olduğunu ve bizim en sona alınmamızın nasılsa bunlar garanti veya bunlara çok da ihtiyacımız yok mantığımı onu anlayamadık. Ayrıca herkesin bir oyu var ve seçimler birer oyla kazanılıyor dedim.
Tabi ben böyle söyleyince beyefendiler bozuldular, bin bir dereden su getirip gönlümüzü almaya çalıştılar ama seçimi ne yazık ki kaybettiler.
Daha sonraki dönemlerde aynı taktik devam etti, sivil toplum önderleri olarak bizleri seçimlere bir hafta, on gün kala topladılar, ağzımıza her defasında bir parmak bal çaldılar ve gittiler. Gittikten sonra seçilseler bile bir dahaki seçimlere kadar bizi hatırlamadılar. Etraflarını saran yalaka ve yalamalardan bize ayırmaya zaman bulamadılar. Gelecek seçimlerin arifesinde bizi yine bir araya getirip, sivil toplum örgütlerinin çok önemli olduğunu bir daha hatırlattılar ve yine gittiler. Ve her defasında güya bizim gönlümüzü aldıklarına inandılar.
Şunu da anti parantez söylemem lazım. Bizim oyumuzun rengi kolay kolay değişmez, biz siyasetçi seçmiyoruz, bizim davamıza hizmet yapacak, ya da en azından köstek olmayan adamları seçmeye çalışıyoruz. Din ve İslam düşmanlığı tescillenmiş bir parti ve onun yol arkadaşlarına bizden günah bile çalışmaz, o ayrı konu ama bizim adam yerine koyduklarımızın da böyle çıkması bizi üzüyor.
Hani atalarımız “Halep orada ise arşın burada” demişler ya, yine “görünen gölün dibi yakındır” sözlerinde olduğu gibi, zaman su gibi akıp geçiyor ve seçimlere şurada ne kaldı ki. Artık “kör ile sağırlar, birbirini ağırlar” modundan çıkarak, belli yerleri ve insanları ziyareti bırakın ve vatandaşın ayağına gidin.
Özellikle son yapılan zamlardan sonra vatandaş “nefes darlığına” tutuldu, soluk alamıyor. Elektrik, doğalgaz, kira, su parası derken vatandaşın yükü kaldırılamaz hale geldi. Aşrı bir tüketimi olmayan bir ev olarak bize gelen elektrik, su, doğalgaz, telefon, internet faturalarının toplamı nereden bakarsanız bakın ev kirasına yakın. Allahtan ev kira değil de oradan kurtarıyoruz. Bir de kira verenleri düşünün. Yok asgari ücreti artırdık da maaşlara zam yaptık da. Geçin bunları daha zamları vermeden aldılar daha fazlası ile götürdüler.
Bu zamların haklı gerekçeleri mutlaka vardır. O zaman buyurun bu halka anlatarak bilgilendirin ve ikna edin. Onlarla kontak kurun, dertlerini dinleyin, birbirinizi ağırlamakla bu işler olmaz. Falanca ziyaret etti, filancayı ziyaret ettimin size bir getirisi olmaz. Bizden söylemesi. Arada Valiliğin kapısına bir uğrayın bakalım oralarda halk gününe kimler geliyor, neler istiyor bakın ve öğrenin, Onlara çare olmazsanız size bir çare bulurlar.
Bizden söylemesi.


