Bugün, 9 Mart 2021 Salı

Mehmet Ali AYDIN


KİMİNLESİN?

KİMİNLESİN?


Bir Müslüman olarak dünyaya geliş gayemiz, bize verilen hayatın karşılığında gerektiği gibi kulluk yapmak ve sayılı nefeslerimizi tüketip ahirete göçtüğümüzde cenneti kazanmaktır. Bunun için yapmamız gerekenler, Kur’an ve sünnet ikliminde bir hayat yaşamak, Allah’a layık bir kul ve Resulüne layık bir ümmet olabilmektir. Bunun dışında başka bir yol inançlarımızın çerçevesinde mümkün de değildir.

Bir Müslüman olarak ömrümüzün her anı Allah’ın emir ve yasaklarına uygun olmak zorundadır. Bunların bir kısmını yaparım, bir kısmını yapmam deme hak ve salahiyetimiz yoktur. Her ne yaparsak ondan hesaba çekileceğimizi unutmamalıyız.

Hayatın keşmekeşi içinde çoğu zaman zihnimiz çoğu zaman, dünyevi şeylerin işgali altında asli gayesini unutur. Aşağıdaki kıssayı okuyunca aklımda deli deli sorular dolaşmaya başladı. Kıssada “-Ey kulum! Ben seninleydim, sana şah damarından daha yakındım; fakat sen kiminleydin? Cümlesi kafama takıldı! Kıssa da şöyle:

Bir vaiz, kürsüde ahiret ahvâlini anlatmaktaydı. Cemaatin arasında Şeyh Şiblî Hazretleri de vardı. Vaiz efendi, Cenâb-ı Hakk’ın ahirette soracağı suallerden bahsederek;

“–İlmini nerede kullandın, sorulacak! Malını-mülkünü nereden kazanıp nereye harcadın, sorulacak! Ömrünü nasıl geçirdin, sorulacak! İbadetlerin ne durumda, sorulacak! Harama-helâle dikkat ettin mi, sorulacak!..”

Bunların ardından; “Şunlar şunlar da sorulacak!..” diye, hepsi de son derece mühim olan pek çok husus saydı. Fakat bu kadar tafsilatlı izaha rağmen, meselenin özüne dikkat çekilmemesi üzerine, Şiblî Hazretleri yumuşak bir üslûpla vaize seslendi:

"–Ey vaiz efendi! Suallerin en mühimlerinden birini unuttun! Allah Teâlâ kısaca şunu soracak:

«Ey kulum! Ben seninleydim, sana şahdamarından daha yakındım; fakat sen kiminleydin?»”

Kısayı okuduktan sonra kendi kendime düşündüm, Yüce Allah bize hitaben “Ben seninleyim” diyor da acaba biz ne kadara O’nunlayız. Şöyle bir düşündüm ve ürperdim. Bir günlük yaşantımı düşündüm ve aman Allah’ım her an bizimle olan ve bize şah damarından da yakın olan Yüce Allah’la çoğu zaman farklı yerlerdeyim.

Belki günde kıldığımız beş vakit namaz da bile doğru dürüst Rabbimizle olamıyoruz. Her türlü şey namazda aklımıza geliyor. Her türlü ıvır-zıvır şeyleri şeytan bize namazda hatırlatıyor ve namazımızı fesat ediyor.

Çalıştığımız bir işimiz ve yaptığımız bir mesleğimiz var. Onu yaparken Allah rızasını ve insanların faydasını düşünmemiz gerekirken acaba kimler ne kadar bunu düşünüyor. Mesaimizin hakkını verebiliyor muyuz? Çalışmak ibadettir diyoruz da acaba hangi şekilde çalışmak ibadettir bunu hiç düşünüyor muyuz?

Çalışmanın ibadet olabilmesi için her şeyden yaptığımız işin dinimize ve diyanetimize uygun bir iş olması gerekmez mi? Aldığımız ücreti de son kuruşuna kadar hak etmemiz gerekmez mi?

Evlerimizde televizyon başında geçirdiğimiz zaman kadar, Allah huzurunda zaman geçiriyor muyuz? Yoksa namazlarımızı dizinin reklam arası verdiği ana denk getirip, tadili erkanın başını gözünü yararak mı kılıyoruz?

Komşumuz açken biz tok mu yatıyoruz? Fakir fukaraya, garip, gurabaya ne kadar yardım ediyoruz? Kapımıza kadar gelen insanlara nasıl davranıyoruz, yaptığımız yardımları başa mı kakıyoruz?

Bugün okuduğum bir habere yapılan yorumları okuyunca midem bulandı. Biz ne zaman bu kadar insanlıktan uzaklaştık, ülkemize tedavi için gelen bir Suriyeli bayana karşı kin ve nefretini kusan o kadar aşağılık mahluklar var ki; insan olarak bunlarla aynı havayı solumak bile insana eziyet. Halbuki insanlıktan nasibini alamayan bu zavallı mahluklara vizesiz Avrupa’ya gitmek serbest deseniz ilk önce kendileri bu vatanı terk ederler.

Aslında çok şeyler söylenebilir ama gerek de yok. Dünyaya niçin geldiğimizi bilirsek ve bu hedef doğrultusunda hayatımızı yaşarsak bir problem yok, pusulayı şaşırırsak da problem yok, herkes nereye gideceğine kendi karar verir. Kimse kimseyi ne cennete ne de cehenneme gönderebilir. Dünyada ki yaşantınız ahiretteki hayatınızın aynası olacak.

Kısaca "ne kadar Allah'a berabersiniz?"