Bir zamanlar bir kral ve kraliçe varmış. Nedense, uzun yıllar hiç çocukları olmamış. Zamanın birinde güzle bir kız çocukları olmuş. Herkes hediyeler getirmiş. On iki peri, hediyeleri ile birlikte gelmişler ilk peri, “Mutluluk, hediyem olsun.” Demiş. İkincisi, “Benim hediyem güzellik olsun” deyip, bebeği öperek kenara çekilmiş. Üçüncüsü, “Güzel prensese benim hediyem, uzun ömür olsun” dileğinde bulunmuş… Böylece on bir peri de hediyelerini vermiş. Birden gök gürlemesi gibi bir gürültü kopmuş. Saray sarsılmış, kapılar çarpmaya, pencerelerin camları kırılmaya başlamış. İçeri bir cadı girmiş. Çok çirkin ve korkunçmuş.
Korkunç cadı:
-Beni neden davet etmediniz? Diye bağırmış.
Kral:
-Sana davetiye göndermeyi unutmuş olabilirler, karşılığını vermiş.
Korkunç cadı, buna inanmamış. Bebeğin yanına varmış. Bebek, “agu, agu” diyerek, minik parmağını uzatmış. Korkunç cadı, “Güzel bebek! Benim hediyem on beş yaşına geldiğinde, parmağına iğne batması ve ölmen.” Demiş. Yeniden bir gök gürültüsü kopmuş. Korkunç cadı aniden yok olmuş.
Durum, herkesi çok üzmüş. On ikinci peri, “Benim de hediyem, güzel bebeğin on beşinci yaş gününde, yüz yıl uyuması olsun.” Demiş.
Aradan nice yılar geçmiş. Bebek, gelişip büyümüş. Güzel, alımlı bir genç kız olmuş. Kral ve hanımı, büyüyü unutmuşlar bile. Bütün iğneler, yıllar önce yok edilmiş.
Güzel prenses on beşinci yaş günü gelince, sarayda o güne kadar hiç görmediği kapıyı merakla açmış. Bir merdiven görmüş. Hemen basamakları çıkmış, bir odaya girmiş. Bir kadının elinde iğne ve iplik görmüş. Prensesin dikkatle kendine baktığını gören kadın, “Öyle bakıp durma. Gel, sende dikiş dikmesini öğren.” Demiş. Güzel prenses, kadına biraz daha yaklaşmış. Kadın, elinde ki iğneyi uzatmış. Olacak ya. İğne, kızın parmağına batmış. O an kız düşüp, derin bir uykuya dalmış. Tam o sırada sarayda hayat durmuş. Tavuklar gıdaklamaz, horozlar ötmez olmuş. Kralın kızının doğum günü davetiyesini yazmakta olan kalemi yazmaz olmuş. Sarayın bahçesinde ki havuzun suyu kesilmiş. Ocaklarda ki ateşler sönmüş. Kısaca, sarayda yaşam tam olarak sona ermiş.
Tam yüz yıl sonra, bir prens avlanmak için bu ıssız sarayın yanından geçiyormuş. Adamları, güzel prensesin başına gelenleri anlatmışlar. Buralarda bir yerde hala uyuyor olabileceğini söylemişler.
Bunu duyan prens, çalılık bir yer görmüş. Oraya doğru yürümüş. İçinden, “Burada uyuyor olabilir…” diye geçirmiş. Fakat gördükleri karşısında çok şaşırmış. Çünkü her yer heykel gibi cansız insan ve hayvanlarla doluymuş. Saraya girmiş, her taraf çok sessizmiş. Dolaşırken bir merdivene rastlamış. Merdivenleri tırmanmış, bir odaya girmiş. Odada uyuyan prensesi görmüş. Güzelliğine hayran olmuş. Sonunda dayanamayarak yanağından öpmüş. Öper öpmez, güzel prenses uyanmış. Sarayda hayat yeniden başlamış. Prenses de prense aşık olmuş.
Kral, kızını prensle evlendirmiş.
Ömür boyu mutlu bir hayat sürmüşler.
(Avrupa Masalı)


