Bili adlı bu çocukta gerçekten bir tuhaflık vardı ama Doktor, bunun üzerinde durmadı ve eliyle işaret ederek çocuğa, arabaya binmesini işaret etti.
Çocuk, yavaş yavaş geldi arabanın yanına ve arka kapıyı açtı.
Bu esnada Doktor, çocuğa:
-Küçük, öne gel bakayım, dedi.
Çocuk, durgun ve refleksi çok yavaş bir tarzda şoför mahalline bindi.
Hiç konuşmuyordu. Hep düşünüyor ve sürekli arabanın takip ettiği yolu izliyordu.
Dr. Paul, arada bir dikiz aynasını kontrol ederek yoluna biraz sessizce devam etti. Utangaç olduğuna artık emin olduğu küçük Bili, hiç konuşmaya niyetli görünmüyordu.
Batı ki Doktor, konuşmayacak hiç Bili, kendisi bir soru sordu:
-Sevgili küçük, nereye gidiyorsun?
-........................
- Nereye gittiğini söylemeyecek misin bama?
-............................
Doktor, başka bir soru sordu:
-Senin adın ne ?
Nefes gibi bir ses:
-Bili.
-Nerelisin?
-Buralıyım.
-Gideceğin yer uzak mı?
-I ıh..
-Ne kadar?
Bili “bilmem, cevaba gerek yok” der gibi minnacık omuzunu silkti.
Doktor Paul, anlayışlı biriydi:
-Tamam, tamam, istediğin yere götüreceğim seni.
Böyle bir on beş dakika kadar gittiler.
Bili, Doktor’a durmasını işaret etti. Anında bir acı fren yaparak durdu Paul.
-Burada mı ineceksin? Diye sordu.
Bili, kaygılıydı:
-Hı hı..
Doktor:
-Peki ama, buralar çok sakin ve hatta ıssız.
Bili, yine konuşmadı ve arabanın kapısını açtı. İnerken, Doktor, onu sol kolundan yakaladı:
-Dur, dedi, dur küçük. Burada inmemelisin.
Çocuk, bu ikaza hiç aldırmadan arabadan indi ve hemen Paul’a çevirdi başını; bakındı manalı manalı. Bu bakışlarda bir yardıma çağrı mesajı olduğunu, anlamıştı Doktor. Bir tuhaflık olduğunu zaten baştan beri sezmişti. Çocuğu dikkatle gözlemlemeye devam etti. Bakalım ne yapacaktı? Nereye yönelecekti? Hiç bir yere yönelmedi çocuk, hafif rüzgann karıştırdığı ve kasketinin altından alnına dökülen perçemlerini topladı.
Arabasını hareket ettirmedi Paul. Çocuk, sağına ve soluna bakınmadan yolun karşısına geçti. Doktor, onu izliyordu. Ellerini cebine sokan çocuk, sırtı arabaya dönük olarak aşağılara bakınıyordu.
Sonra birden başını Doktor’dan yana döndürüp, eliyle “gel” çağrısı yaptı.
Arabasını kenara çeken Doktor Paul, inip çocuğun yanına geldi ve onun baktığı yere baktı.
Müthiş bir durumla karşılaştı.
Otobüsten küçük minübüsten büyük bir toplu taşıma aracı ters çevrilmiş, ama biraz yan bir şekildeydi. İçinde mini mini çocuklar, elleriyle camlara vurarak imdat imdat diye bağrışıyorlardı. Doktor, Bill’i bile unutarak, aşağıya indi. Arabanın içindeki çocuklar canhıraş feryatlarla bağrışıyor, ağlaşıyorlardı. Kiminin muhtelif yerlerinde çizikler ve kanamış derin yarıklar vardı. Doktor, beklemedi, eline geçirdiği bir büyükçe taşla camları çocuklara zarar vermemeye özen göstererek kırmaya başladı. Bir yandan da:
- Korkmayın, telaşlanmayın, hepinizi kurtaracağım, diyordu.
Fakat aslında kaza feci idi.
Şoför ve bir çocuk ölmüştü. Bir kaç çocuk ağır yaralı idi. Bir iki tanesi de kırılan bazı camlardan fırlayıp bayır aşağı yuvarlanmışlar ve dikenlerin arasında inliyorlardı.
Doktor, hemen arabasının yanına çıktı. Araç telefonu ile en yakın hastaneden yardım ve araç isteyecekti. Fakat, Bili yoktu. Kayıplara karışmıştı. Hemen araç telefonunu eline aldı, numarayı çevirdi, buralara en yakın bir hastaneden yardım istedi.
Yarım saatiçinde üç tane ambulans, bir kaç doktor ve bir kaç hemşire yardıma geldiler. Yaralı çocuklar ve ölmüş olan şoför ambulanslara bindirildi.
Devam edecek....


