Bugün, 22 Ocak 2026 Perşembe

Mehmet Ali AYDIN


KUL VE KAMU HAKKI

KUL VE KAMU HAKKI


 

Üzerinde en çok konuşulan konulardan biri de kul ve kamu hakkıdır. Sizin olmadığı halde bir başkasının ya da milletin malını kendi menfaat ve çıkarlarını doğrultusunda harcamak ve kullanmak bir hak doğurur. Helalleşmeden affedilmeyecek en büyük günahlardan bir de hak yemektir. Bunun affının yegâne yolu da hakkını yediğiniz kişi ya da kişilerle helalleşmektir. 

Bir kişinin malını haksız yere yeseniz, zimmetinize geçirseniz o kişi ile şöyle ya da böyle helalleşerek ödeşebilirsiniz. Fakat özellikle milletin ve devletin malını gasp eder, haksız yere elde eder veya harcarsanız o zaman kiminle ve nasıl helalleşeceksiniz? İnsanın aklına gelince tüyleri diken diken oluyor. Hasbelkader bende 33 yıl kadar devlet görevinde bulundum, çoğunda da idareci ve tahakkuk memurluğu görevini de yerine getirmek durumunda kaldım. Allah’a şükür bilerek bir yanlışa imza atmamaya özen gösterdim. Zaten o nedenle büyüklerime yararlanamadığım için atalarımızın dediği gibi “bir baltaya sap” olamadım. 

Günümüzde ise o kadar şeyler duyuyoruz ki insanın aklı hayali almıyor. Rüşvet yemeler, yolsuzluklar, torpille iş yürütmeler, ihaleye fesat karıştırma daha neler neler. Zaten yazı uzun olacak bir de bunları yazarak konuyu daha da uzatmayalım.

Hâlbuki yeri geldiğinde Müslümanlığı kimseye bırakmıyoruz ama Müslümanın yapmaması gereken bütün filleri yapıyoruz. Bu günde dinimizin kul ve kamu hakkı ile ilgili hükmü nedir diye bir araştırma yaparak yerimizin yettiği kadarı ile ayet ve hadislerden örnekler vermeye gayret edelim istedim. İsteyen ders alı, isteyen ibret alır, istemeyene bir şey yok.

İşte bu konuda sizlere ayet ve hadislerden bir demet:

“Ölçtüğünüz zaman tastamam ölçün ve doğru terazi ile tartın. Bu, hem daha iyidir hem de neticesi bakımından daha güzeldir.” (el-İsrâ, 35)

“Yazıklar olsun ölçü ve tartıya hile karıştıranlara! Onlar insanlardan bir şey ölçerek aldıklarında tastamam alırlar. Satarken ise eksik ölçüp tartarlar. Onlar, büyük bir günde (hesap vermek için) diriltileceklerini hiç akıllarına getirmiyorlar mı? Öyle bir gün ki, insanlar o günde Âlemlerin Rabbinin huzurunda divan duracaklardır.” (el-Mutaffifîn, 1-6) 

“Hiçbir peygamber savaşanların hakkını zimmetine geçiremez. Kim böyle bir haksızlık yaparsa kıyamet günü, zimmetine geçirdiğini yüklenmiş olarak gelir; sonra herkese kazanmış olduğunun karşılığı kimse haksızlığa uğratılmaksızın tastamam ödenir.” (Al-i İmran 161. Ayet) 

“Öyle bir günden sakının ki, o gün hepiniz Allah’a döndürüleceksiniz. Sonra herkese kazandığı amellerin karşılığı tastamam verilecek ve onlara asla haksızlık yapılmayacaktır.” (Bakara Suresi-261)

“Mallarınızı aranızda bâtıl sebeplerle yemeyin! İnsanların mallarından bir kısmını, bile bile haksız yere yemek için, onları hâkimlere rüşvet olarak vermeyin!” (Bakara, 188; Nisâ, 29)

"Dünya ve ahiret hakkında (lehinize olan davranışları düşünün ve ona göre hareket edin). Sana yetimler hakkında soruyorlar. De ki: Onları iyi yetiştirmek (yüz üstü bırakmaktan) daha hayırlıdır. Eğer onlarla birlikte yaşarsanız, (unutmayın ki) onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah, işleri bozanla düzelteni bilir. Eğer Allah dileseydi, sizi de zahmet ve meşakkate sokardı. Çünkü Allah güçlüdür, hakîmdir." (Bakara Suresi 220. Ayet)

"Haksızlıkla yetimlerin mallarını yiyenler şüphesiz karınlarına ancak ateş tıkınmış olurlar; zaten onlar alevlenmiş ateşe gireceklerdir." (Nisa Suresi 10. Ayet)

"Hayır! Doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz, yoksulu yedirmeye birbirinizi teşvik etmiyorsunuz. Haram helâl demeden mirası yiyorsunuz. Malı aşırı biçimde seviyorsunuz." (Fecr Suresi 17. Ayet)

“Hz. Peygamber (sas) döneminde zekât memurluğu yapan Ezd kabilesinden İbnü’l-Lütbiyye isimli şahıs, topladığı zekâtla birlikte kendisine verilen hediyeleri de getirmiş ve Allah Resul’üne (sas), "Bunlar sizin, bunlar da bana hediye edilenler." demişti. Zekât memurluğu gibi oldukça hassas bir görev yapmasına rağmen bunun sorumluluğunun farkında olmayarak kendisine haksız menfaat sağlayan bu kişiye Allah Resulü (sas) öfkelenerek şöyle buyurmuştu: "(Bu adam bir zekât memuru olmayıp) babasının veya anasının evinde otursaydı, kendisine hediye verilir mi, verilmez mi bir baksaydı ya! Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a (cc) yemin ederim ki sizden biriniz ondan bir şey alırsa kıyamet gününde boynunda böğüren bir deve, ya bağıran bir sığır veya meleyen bir koyunla gelecektir... " (Hadis)

“ Aldığınız şey bir iğne, bir iplik bile olsa onu geri getirin. (Ganimete) ihanet, hem ayıptır, hem utanç vesilesidir, hem de kıyamet gününde kendini ateşe atmaktır." (Hadis)

“Sizden kimi bir işle görevlendirirsek ve o da bizden iğne (miktarı) ya da daha büyük bir şeyi gizlerse bu bir ihanet olur ve kıyamet günü onu (kendi elleriyle) getirir.” (Hadis)

“Devlet malından bir hırka bile aşıran savaşta bile ölse şehit sayılmaz.” (Hadis)

“Kimse hakkı olmayan bir karış toprağı bile almasın! Eğer alırsa, kıyamet gününde Allah yedi kat yeri onun boynuna dolar.”

Allah Resulü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir gün ashabına:

“–Müflis kimdir, biliyor musunuz?” diye sormuştu. Onlar:

“–Bize göre müflis, parası ve malı olmayan kimsedir” şeklinde cevap verdiler. Bunun üzerine Resulallah şöyle buyurdu:

“–Şüphesiz ki ümmetimin müflisi şu kimsedir: Kıyamet günü namaz, oruç ve zekât sevabıyla gelir. Fakat şuna sövdüğü, buna zina isnat ve iftirasında bulunduğu, şunun malını yediği, bunun kanını döktüğü ve şunu dövdüğü için iyiliklerinin sevabı şuna buna verilir. Üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları kendisine yükletilir ve neticede Cehenneme atılır.” (Müslim, Birr 59; Tirmizî, Kıyâmet 2; Ahmed, II, 303, 324, 372)

Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurur:

“Ben sadece bir beşerim. Sizler bana muhakeme olmak üzere geliyorsunuz. Belki biriniz, delilini getirmekte diğerinden daha becerikli olabilir ve merâmını daha iyi anlatabilir. Ben de dinlediğime göre o kimsenin lehinde hüküm veririm. Kardeşinin hakkını alıp da birinin lehine hüküm verirsem, ona cehennemden bir pay ayırmış olurum.” (Buhârî, Şehâdât, 27; Müslim, Akdiye, 4) 

“–Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, bir kişi Allah yolunda öldürülse, sonra diriltilip tekrar öldürülse, sonra diriltilip tekrar öldürülse, üzerinde bir borç varsa, borcu ödeninceye kadar Cennete giremez.” (Nesâî, Büyû, 98/4681)

Resulallah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- vefatlarından önce müminlere son defa hitap ederek:

“Nihayet ben de bir insanım! Aranızdan bazı kimselerin hakları bana geçmiş olabilir. Kimin malından bilmeyerek bir şey almışsam, işte malım gelsin alsın! İyi biliniz ki, benim katımda en sevimli olanınız, varsa hakkını benden alan veya hakkını bana helâl eden kişidir. Zira Rabbime, helâlleşmiş olarak ve gönül rahatlığıyla kavuşmam ancak bu sâyede mümkün olacaktır. Hiç kimse «Rasûlullah’ın kin ve düşmanlık beslemesinden korkarım!» diyemez. İyi biliniz ki, kin ve düşmanlık beslemek asla benim ahlâkım değildir. Ben aranızda durup bu sözümü tekrarlamaktan kendimi müstağni görmüyorum” buyurdu. Öğle namazını kıldıktan sonra dönüp minbere oturdu ve bu sözlerini tekrar etti. (İbn-i Sa‘d, II, 255; Taberi, Tarih, III, 190)

Sonra şöyle buyurdu:

“Allah’ım! Ben hangi mü’mine ağır bir söz söylemişsem, o sözümü kıyamet gününde kendisi için, sana yakınlık vesilesi kıl!” (Buhârî, Deavât, 34)

“Kimin üzerinde din kardeşinin ırzı, namusu veya malıyla ilgili bir zulüm varsa, altın ve gümüşün bulunmayacağı kıyamet günü gelmeden evvel o kimseyle helâlleşsin. Yoksa kendisinin sâlih amelleri varsa, yaptığı zulüm miktarınca sevaplarından alınır, (hak sahibine verilir.) Şayet iyilikleri yoksa zulüm yaptığı kardeşinin günahlarından alınarak onun üzerine yükletilir.” (Buhârî, Mezâlim 10, Rikâk 48)

Ben sadece Aracılık ettim ve önce kendime söyledim, sonra da üzerine alınanlara, Yüce Allah’ın huzuruna giderken bizlere kul ve kamu hakkı olmadan gitmeyi nasip eylesin inşallah.