Bir varmış, bir yokmuş, bir tavşan ile yavruları varmış. Tavşan yavruları birbirleri ile çok iyi anlaşırlar, çok güzel oyunlar oynarlarmış. Fakat, bir kardeşleri daha doğunca, neşeleri kaçmış. Çünkü, yeni kardeşlerinin tüyleri masmaviymiş.
Tavşan yavruları, mavi yavruyu görünce çok şaşırmış. Hatta onu, aralarına almamışlar. Mavi yavru buna çok üzülmüş. Annesinin ona moral vermeye çalışması bile bir işe yaramamış. Kardeşlerinin kendisini dışlamasına çok üzülen mavi tavşan:
- Ben, bu şekilde nasıl yaşarım? Hiç kimse beni sevmiyor, anneciğim, bana bir şeyler söyle, der dururmuş.
Bu duruma, evin büyükleri de çok üzülürlermiş. Bir gün, dede tavşan şöyle demiş:
- Durun bakalım, neden böyle ümitsizsiniz? Hatta, ben bundan sonra, mavi tavşana hep sarı renkli yiyecekler vereceğim. Belki, zamanla rengi değişir.
O günden sonra dede, torunu olan mavi tavşana sarı renkli yiyecekler vermiş. Ama, mavi tavşanın renginde hiçbir değişiklik olmamış.
Günler geçtikçe yalnızlık ve dışlanmışlık mavi tavşanın canına tak etmiş. Günün birinde, eve zengin bir misafir gelmiş. Bu misafirin çok güzel, bembeyaz tüylü bir kızı varmış. Annesi, kimse görmesin diye mavi tavşanı evin bir köşesine saklamış. Herkes koyu bir sohbete dalmış. Bu sırada beyaz tüylü kız, mavi tavşanı görünce:
- Aman Allah’ım! Şu tavşana bakınız. Rengi ne kadar güzel! Diye çığlık atmış.
Herkes şaşırmış. Bunun üzerine annesi, mavi tavşanı sakladığı yerden çıkarmış. Güzel kız ile mavi tavşan arkadaş olup, birlikte oynamaya başlamış. Misafirlik sona ermiş, misafirler gitmiş.
Bu arkadaşlığın başlamasıyla güzel kız ve mavi tavşan, sık sık bir araya gelip oyunlar oynamış. Böylece kardeşlerinin dışladığı mavi tavşan da sıkıntıdan ve üzüntüden kurtulmuş.
(Asya Masalı)
