Bugün, 10 Mart 2026 Salı

Mustafa KÖKSAL


NASIL BİR İNSANSINIZ

NASIL BİR İNSANSINIZ


Nasıl birer canlısınız, nasıl böyle oldunuz, kalpsiz oldunuz, namustan bir haber oldunuz, ahlaktan yoksun oldunuz, vicdansız oldunuz?

Hadi insanlığı beş para etmezler var, izliyoruz ekranlarda, eşine, kızına, oğluna vurabiliyor, öldürebiliyor, sonrada bu toplumda gezebilecek hakkı size kim, nasıl verebiliyor?

Aramızda insan maskesi ile geçebilmenize nasıl müsade edilebiliniyor?

İnsan vicdanı bu vahşetleri kaldıramıyor.

Bunu insana yapan, kesen, bıçaklayan kurşunlayan elin, başka bir vicdansız versiyonu oluştu..

Hayvanlara vurma, öldürme, bacaklarını kesebilme, vicdansızlık, yeni doğmuş yavru köpekleri bir çuval içinde ağzı bağlı ölüme atabilen vicdansızlar neyin nesi?

Kim bunlar?

Bu nasıl insanlık, çocuklarının anasını, evindeki hayvanı, boğazını, dilini kesen kimler?

Nasıl bir kul olduk o yüce peygamberin ümmeti olarak Allah’a?

Orman yakıp, canlı ağaçları yok etmekten ileri gidildi, canlı hayvan kesme, insan kesme..

Allah’ım ne oluyoruz?

Eğitim ortada, 1980 -2020 Nisan 15...kaç yıl hizmet ettiğim sektör ne halde.

O cocuklar o eğitimin düştüğü bu çaresizliğin sokaklara bıraktığı ögrenci sayısının kaç milyon olduğunu yazmıyorum ben, ben geleceğimizin insanlarını vicdansızlıklarını yazıyorum.

İyiki TV’ler var.

Da izliyoruz ağlayarak.

Hayvanın bacağını kesme, ses tellerini kesme sapıklığın cezası ne kadar?

Kaç kişi yıllarca bu insan, ağaç ve hayvan ölümünden hapis yatırılıyor desem cevap ne olur bilmiyorum da, onlar da can ve onların sahibi ise ALLAH...

Onun yarattıkları onun yarattıklarına bunu yapıyorsa kıyamete kaç var dersiniz?

İyi geceler Ordum, güzel ülkem.

 

HAYATSA BU BANA

Kış soğuğu tadında olmuş bu hayatım da, deli dolu yüreğimde hala çocuk gülüşü bahar varsa, onu oraya borçluyum, “Gündoğdu Sokak ve Şarkiye” mahallesine.

 

Hayatımızda hiç bir insan bize, bu mahallenin çocuklarına asla fazlalık olmadı, bilakis can oldu, gardaş oldu.

 

Biz onlardan öğrendik sabrı, sadakati, vefayı, bölüşmeyi, ana sevgisini, yada kötü olmayı, vefasızlığı bile.

 

Bu şehri biliriz biz bu şehrin sokaklarının çocuklarıyız, şarkiyeliyiz, babamdan beride devletin eriyiz. Baktığında bir şehrin uzak yerleri gibi gözleri hırçın mavi ayaklanmaya hazır gardaşlar la büyüdük..

Sabırsız.

 

Biz ailemizden öğrendik adamlığı, arkadaşa değeri, bir yağlı ekmeği bölüşmeyi, oynamayı dostça... Ne zenginlik birini adam eder, ne dış güzelliği insanı insan. Kalite var onu para ile alamazsın.

 

Bir yerin vitrini ne kadar muhteşem olsa da kumaş adi ise bir şey olmaz oradan.

 

Hayat nerde kalmışsan oradan devam ediyor seninle. Bazen sorguluyor, bazen sil baştan yapıyor.

 

Sen dik durup göğüs gerebiliyorsan varsın.

 

Çünkü hayat dar bir pencere misali sadece mavi.. Görmek istediklerimiz karşımızda hep huzur, umut, saadet, sevinç, sevgi değil mi?

 

Sonbahar bir sanat galerisi diğerleri ise mevsim.

 

Artık bende farkındayım, bu saatten sonra asla  kimseye kendimi sevdirmek zorunda olmadığımın.

 

Ben beni biliyorum, kendimce değerliyim, bunu kanıtlamak zorunda değilim hep göz önündeyim zaten bu ilde bunu da biliyorum ve ben hep  buyum.

 

Belki de ben içimde bir yerlerde çocukluğumu unutmuş ta olabilirim.

 

Sizce de öylemi hayat?