Bir gün bir padişah, veziri ile birlikte bir geziye çıkmış. Bir kaleye varmışlar. Merak edip kalenin içine girmişler. Issız bir yer olduğunu görünce, şaşırmışlar. Kalede dolaşmaya başlamışlar. Havuzlu bahçelerden, ipek halılarla döşeli kaldırımlardan geçmişler. Dolaşırken altın bir sandalyeye rastlamışlar. Bu ıssız yerde, böyle bir sandalyenin işi ne diye düşünmüşler. Sonra, ıssız kaleden çıkmışlar. Bu padişahın üç kızı varmış.
Padişah, yolda vezirine:
- Kızlarım gezmeyi çok severler. Onları sıra ile bu kaleye gönderelim. Bakalım, kalenin kime ait olduğunu anayabilecekler mi? Demiş.
Padişah önce, en büyük kızını veziri ile birlikte bu görkemli, fakat ıssız kaleye göndermiş.
Kaleye vardıklarında vezir, kızı, altın sandalyeye oturtmuş:
- Kızım, yarın sabaha kada bu sandalyede oturacaksın. Sonra da burada gördüklerini bize anlatacaksın.
Padişahın büyük kızı, biraz korkmuş. Ama, bu teklifi kabul etmiş. Vezir, saraydan ayrılmış. Kız, korka korka beklemeye başlamış. Derken, büyük bir gürültü ile irkilmiş. Bir de ne görsün? Bir dev, elinde başı kesilmiş bir koyunla geliyor. Kız, olduğu yerde donup kalmış. Bu dev, bir kapıdan çıkıp, gözden kaybolmuş.
Kız, sabaha kadar uyuyamamış. Sabahleyin, vezir gelmiş. Kızı, padişaha götürmüş. Kız, babasına gördüklerini anlatmış, çok korktuğunu söylemiş. Padişah, büyük kızının korkak olmasına üzülmüş. Bu sefer, ortanca kızını veziriyle aynı kaleye göndermiş. Vezir, kızı saraya bırakıp dönmüş. Ertesi sabah, almaya gitmiş. Bu kız da ablasının gördüğü devi görmüş. O da korkusundan sabaha kadar uyuyamamış. Vezir, ortanca kızı da babasına götürmüş. Padişah, bu kızını da dinledikten sonra küçük kızını, vezirle birlikte kaleye göndermiş. Küçük kızı kalede bırakan vezir, saraya dönmüş.
Gece olmuş. Dev elinde kesik başlı bir koyunla geliyormuş. Küçük kız, bu devi görünce hiç korkmamış. Sadece onu izlemiş. Bir kapıdan çıkan dev, ortadan kaybolmuş. Kız, gizlice devin çıktığı kapının önüne gelmiş. Bir de bakmış ki, kocaman bir mutfak. Kesik başlı koyun da duvarda asılı duruyormuş. Hemen kollarını sıvamış, koyunun etinden yemekler yapmış. Karnını bir güzel doyurmuş. Derken sabah olmuş, vezir gelmiş. Kız, saraydan ayrılmak istememiş:
- Benim durumum iyi. Sen, bana altın bir takunya satın al getir, demiş.
Vezir, ertesi sabah altın bir takunya getirmiş. Kıza:
- Bunu, en büyük ablan gönderdi. Tam elli altına satın almış, diye söylemiş.
Kız, takunyayı almış. Veziri uğurladık tan sonra, takunyaların parasını nasıl bulacağını düşünmeye başlamış. Gece olmuş. Dev, aynı şekilde içeri girmiş. “Cesur olan, sabırlı olan sonunda kazanır." Diye söylene söylene yürümüş. Yine elinde başı kesik bir koyun varmış. Mutfağa girmiş ve gözden kaybolmuş. Kız da devin ardından mutfağa girmiş. Mutfağın ortasında bir kese altın varmış. Kız, altın kesesini görünce çok sevinmiş.
Vezir gelince, elli altını vermiş. Diğer ablasından bir tarak istemiş. Ertesi gün vezir, tarağı getirmiş. Tarağı verirken: “Küçük ablan bunu yüz altına almış.” diye söylemiş. Vezir gidince kız, yüz altını nereden bulacağını düşünmeye başlamış.
Gece olmuş, dev yine aynı sözleri söyleyerek mutfağa girmiş. Gözden kaybolmuş. Kız, mutfağa girip yemek yapmış, karnını doyurmuş. Sabah olmuş. Ablasının gönderdiği fildişi tarakla saçlarını tarıyormuş. Tarağı saçına her vuruşunda bir altın düşermiş. Böyle böyle yüz altın düşmüş. Kız çok sevinmiş. Vezir gelince, durumu anlatmış. Yüz altını vermiş. Vezir, hayret etmiş:
-Bunları duyan saray halkı buraya gelecek. Ona göre, hazırığını yap, demiş.
Vezir gitmiş. Kız, o kadar insanı nasıl ağırlayacağını düşünmeye başlamış. Gece olmuş, dev gelmiş. Aynı şekild ortadan kaybolmuş. Kız, altın sandalyenin yanında bir kağıt görmüş. Kağıdı alıp okumuş. Kağıtta, "Mutfak kepçesini üç defa yere vur” diye yazıyormuş.
Padişahın küçük kızı, kepçeyi almış. Üç defa yere vurmuş. Birden kırk hizmetçi gelmiş ve kıza, "Emrindeyiz.” demişler. Kız, hemen büyük bir köşk yapmalarını istemiş. Kırk hizmetçi, üç gün içinde görkemli bir köşk yapıp, içini donatmış. Saray halkı, kaleye gelmiş. Herkes köşke hayran kalmış. Akşam olmuş, saray halkı yatmış. Kız, kaleye gitmiş. İçeride yürürken, ayağı bir demir halkaya takılmış. Halkayı tutunca birden kocaman bir kapı açılmış. İçerisi aydınlık ve çok süslü imiş. Her taraf ipekli halılarla döşeliymiş. Odanın ortasında duran bir delikanlı kendisine bakıyormuş. Delikanlı, padişahın cesur yürekli kızına:
- Korkma, ben o senin dev sandığın kişiyim. Aslında bir padişahım. Cesur ve sabırlı bir kız bulmak için kaç zamandır bir arayış içindeydim. Sonunda şansım güldü. Senin gibi becerikli, cesur bir padişah kızı buldum.
Kız, bu duruma çok sevinmiş. Saray halkı da orada iken, görkemli bir düğün yapılmış. İki genç evlenmiş.
Onlar ermiş muratlarına. Darısı, mutluluk arayanların başına....
(İran Masalı)
* * *
Cesaret ve sabırla, olayların üstüne yürüyen kişiler, sonunda büyük kazançlar elde ederler.
