Bugün, 8 Mart 2026 Pazar

Mehmet Ali AYDIN


PEYGAMBERİMİZİN ÇÖMERTLİĞİ

PEYGAMBERİMİZİN ÇÖMERTLİĞİ



O’nun (sav) arkadaşları cömertliğini “Denizin dalgalarına” benzeterek anlatırlardı. Sadece bu özelliğiyle gerçekten peygamber olduğuna kanaat getirerek, Müslümanlığı kabul edenler olmuştur. Başka ihtiyaç sahipleri kendine tercih ederken bile bir kez tereddüt ettiğine dair bir örnek göremiyoruz.
Abdullah bin Cabir bu özelliğini “Kendisinden bir şey istenip de “Hayır” dediği görülmemiştir.” diyerek anlatır.
Kendi de “Uhut dağı altın olsa ve benim olsa, üç günden fazla elimde tutmaz, hepsini dağıtırdım” demektedir. Nitekim bütün hayatı bu iddianın gerçek olduğunu gösteren ve ispat eden örneklerle doludur.
Medine dışından gelen zekât altınlarını dağıttıktan sonra, elinde kalan altı adet altın yüzünden o gece uyku uyumaz. Ertesi sabah onları dağıttıktan sonra “işte şimdi içim rahat etti” der.
Bir gün ikindi namazını kıldırdıktan hemen sonra hızla, safları yararak evine gider. Geri döndüğünde telaşının sebebini soran arkadaşlarına:
-“Evde bir miktar altın olduğunu hatırladım ve beni meşgul etmesin diye dağıttım,” diyerek cevap veriri.
Son dakikalarında bütün nakit serveti olan yedi gümüşü parmakları arasında çevirirken:
-“ Muhammed Allah’a yanında bunlar olduğu halde kavuşursa,” demektedir. Emreder beşi fakirlere, ikisi de eşlerine dağıtılır. “Biz Peygamberler miras bırakmayız” demiştir. Vefatından sonra az miktardaki bütün mal varlığı da devlet hazinesine dâhil edilir.
Evet, peygamberimiz böyle idi; ya biz?
Öylelerini tanıyorum ki, kendisinin ölünceye kadar geçimini sağlayacak yatırımı yaptığı gibi, bütün çocuklarına yetecek kadar hayatta iken ev, araba ve gayrimenkul alan ama bunun yanın da bırakın sadakayı, infakı, zekâtını vermeyen insanlar bunlar.
İnsanoğlu gerçekten enteresan bir yaratık, biliyor ki, giderken birkaç metre bez götürebilecek ama her şeyini götürecekmiş gibi yarı aç, yatı tok esir gibi çalışır biriktirir, sonra hepsini bırakır gider. Eğer arkada hayırlı evlatlar bırakabilirse ne ala. Yok bırakamadıysa; ömür boyu biriktirip bıraktığı mirasın hesabını aşağıda o verirken, yukardakiler onu, barda, pavyonda, meyhane de …. Yiyip içecek ve harcayacaktır.
Bir de o serveti yaparken başkalarının acısı, gözyaşı üzerinden yaptıysa bir de onların hesabı işin içine girecek ne yazık ki.
İşin edebiyatına gelince, “mangalda kül bırakmayanlar” icraata gelince meydanda yoksa dünyadaki felaketlerden, salgınlardan ve afetlerden neden kurtulamadığımızı tabii ki anlayamaz. Bu gün yaşadığımız virüs felaketi acaba bizim doyumsuzluğumuz ve azgınlığımızdan olmasın?
Bizlere her anı örnek olan bir peygamberin ümmeti olmakla övünüyorsak o zaman onun yolundan gitmek mecburiyetindeyiz. Aksi durumda hiçbir şeyden şikâyet hakkımız olmaz.