İyi insanlardan biri, rüyasında sultanı cennette; fakat dindar adamı cehennemde görmüş.
Merak ettiği bu durumu bilge bir adama sormuş:
-Bu ne hikmettir? Sultan cennette, din adamı cehennemde. Biz, bunun tersini bilirdik.
Bilge kişi şu cevabı vermiş:
-Sultan dervişlere sevgi gösterdiğinden cennetlik, dindar adam da sultanlara yakınlık gösterdiğinden cehennemlik oldu.
Her dönemde iktidarlara yaranmak için takla atan ve yalakalık yapanlara ibret olur temennisiyle.
Ahlaki, toplumsal ve örfi değerlerimiz o kadar pörsütüldü ve aşındırıldı ki kimi, hangi ölçüye göre değerlendireceğimizi şaşırdık.
Her zaman ve her devrin adamı olan palyaçolar (gerçek palyaçolardan özür dileyerek) her dönemde işlerini yürütürken, insan olmanın erdemini yaşayanlar her zaman kıyıda ve köşede kalıyorsa o hesapta bir yanlışlık var demektir.
İnsan olarak bazen insan kılığında dolaşanları anlamakta zorlanıyoruz. Değerler terazisine vuruyorsunuz ve bakıyorsunuz ki, insan kılığında gezenlerin çoğu insanlıktan nasibini almamış, yâda alamamış. Fakat mevcut düzende karşılığı gerçek insanlardan daha fazla.
Nedeni; her dönemde ne yapılması gerektiğini ve kimlerle kol kola olması gerektiğini çözmüş ve gemisini yüzdürüyor.
Öbür tarafta insan gibi yaşama onuruna talip olanlar makam ve mevki sahibi olan ve gücü elinde bulunduranlar karşısında el pençe divan durmayı onuruna yediremediği için hakkı olanı bile elde edilmiyor.
Bazen derler ya; "senin yaptığın taksimi kurt, kuzuya yapmaz" diye. O söz bu zamanlar için söylenmiş olsa gerek.
İnsan zorda kalınca istemeden de olsa gücün önünde zoraki olarak eğilebilir. Ama bazıları var ki, menfaat ve çıkarı gereği gücün karşısında takla atmayı maharet edinmiş.
Piyasada dalkavuktan bol bir şey yok.
Dalkavuktan bol bir şey yok deyince bazılarının hakkını yemeyelim.
Bir kısım da var ki, müzmin kronik muhalefetçiler. Bunları da her dönemde görmek mümkündür. Bu sıralar daha fazla görmek mümkün.
Hatta bunların bir kısmına bakarak yol haritanızı bile çizebilirsiniz.
İnsanın yanlışa yanlış demesi ne kadar doğru ise sırf muhalefet olsun diye yapılan doğrulara karşı çıkmak ta o kadar yanlış. Ne demek istediğimi sizler anladınız.
Özellikle son günlerde memur ve emeklilere yapılan zamlarla ilgili yapmış olduğum paylaşımlara yapılan yorumlara baktığımda sadece rahmetli anneme küfür etmemişler. Davayı satmışım, karşı mahalleye geçmişim.
Benim Recep Tayyip Erdoğan ya da Ak Parti diye bir davam yok. Onlar benim inandığım değerlere hizmet ettikleri müddetçe ben onlara destek olurum. Benim davam deyince de şahsi bir davam yok. Benim davam inandığım değerleri özgürce yaşayabileceğim, Allah ve Resulünün çizdiği ve gösterdiği yolda rahat, huzur ve özgürce davranabileceğim bir dava. Hak yol İslam davası. Bunun dışında başka da bir davam yok.
Birine kepçe ile verir, birine çay kaşığı ile verirseniz orada bir hak ihlali vardır ve kul hakkıdır. Ben orada itiraz eder tenkidimi yaparım. Bunun dava ile bir ilgisi ve alakası yok sadece hak ve adalette alakası var. Bilmem anlatabildim mi?
Ayrıca öyle katolik muhalifler var ki, onların sayesinde bizi iktidarı desteklemeye mecbur ediyorlar. Muhalif kesimde böyle iflah olmaz kişilikler olduğu gibi iktidar cephesinde de aynı şekilde müzmin kronik dava sahipleri var ve kimseye bir laf söylettirmiyorlar. Söylediğin an sen hain oluyorsun. O zaman sizin muhalefetten ne farkınız var.
Eğer eğriye eğri, yanlışa yanlış ve doğruya doğru diyemiyorsanız siz aklınızı, fikrinizi ve beyninizi kiraya vermişsiniz demektir.
Hani Osmanlı sultanlarının bir şey yapmadan önce Rus elçisinin fikrini alıp sonra onun dediğinin tersini yapması gibi.
Medya da bazı malum şahıslar var. Onların dediğinin tersini yapmak bizim için elzem oluyor.
Bazılarınız kızsa da bu böyle...
