Bugün, 20 Mart 2026 Cuma

Mehmet Ali AYDIN


SADECE KUŞLARI DEĞİL…

SADECE KUŞLARI DEĞİL…


Tarihini bilen, araştıran insanımızın Osmanlı Devleti’nin ünlü Şeyhülislamlarından Zenbili Ali Cemali Efendi Hazretlerinin ismini duymayan yoktur demek istiyorum. Fakat tarihinden haberi olmayan okumuş, diplomalı ve çok bilen cahillerin yığınlar oluşturduğu ülkemizde bu isme yabancı olanların sayısı da yadırganamayacak kadar çoktur.

Zenbili Ali Cemali Efendi 15. Yüzyılın ikinci yarısı ile 16. Yüzyılın ilk çeyreğinde yaşamış bir bilim adamıdır. Sağlığında üç Hükümdar görmüş birisidir. II: Beyazıt, I. Selim ve I. Süleyman (Kanuni) dönemini görmüştür. Zamanının en önemli alimlerinden biridir. İnsanları irşat etmek ve bilgilendirmek için evinde sık sık sohbet toplantıları yapardı.

Zamanının en büyük alimlerinden biri olduğu gibi herkes tarafından da çok sevilen ve sayılan birisi idi. Sık sık tertip ettiği sohbet toplantıları çok samimi bir hava içinde geçerdi. Her sohbeti ayrı bir güzellikte olurdu, dinleyen büyük bir haz alır ve coşardı.

Yine bir yaz günü, çok sıcak bir havada evinin arka bahçesinde ateş gülleri arasında sohbete oturulmuştu. Bir ara söz canlı cinslerine gelip dayandı. Hocanın, yakın arkadaşlarından biri ile aralarında şöyle bir diyalog geçti:

-Hocam en çok hangi kuşları seversiniz?

-Ben sadece kuşları değil, bütün hayvanları fazlasıyla severim.

-Peki hocam, insanlarla alakalı ne düşünüyorsunuz?

-İnsanları da severim; ama hepsini değil. Hayvanların hepsi sevilmeye layık oldukları halde, insanların hepsi sevilmeye layık değildir. Bazı insanlar davranışları ile hayvanlardan daha aşağıya düşerler.

-Sizce insan mı hayvandan üstün, yoksa hayvan mı insandan

-İnsanlar hayvandan üstün yaratık olmalarına rağmen, hayvanların da üstün olan tarafları vardır. Mesela onların içinde müşrik ve münkir, hiçbir yalancı-dolandırıcı ve sahtekâr yoktur?

Özellikle son kısım insanoğlunu en kısa ve veciz olarak tanımlamış. En üstün varlık olarak Eşref-i mahluk; yaratılanların en şereflisi olarak yaratılan insan yeri geldiğinde esfel-i safilin ‘aşağıların aşağısı’ olabilecek zihniyet ve tıynette bir yaratığa dönüşebiliyor.

Canlı, cansız bütün varlıklar yaratılış hikmetleri doğrultusunda milim şaşmadan görevlerini yapıyor, bıkmadan usanmadan yapmaya da yapmaya devam ediyor. Ya insan? Ya insan?

Hiçbir canlı yaptıklarından sorumlu tutulmayacağı halde görevini yaparken, yaptığı her şeyden sorumlu tutulacak ve hesaba çekilecek insan denilen mahlukat kendisine yüklenen sorumluluk ve görevini ne kadar yapıyor acaba?

Cenab-ı Hak Zilzal suresi 7. Ve 8. Ayetlerinde şöyle buyuruyor: “Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu (karşılığını) görür. Kim zerre miktarı şer işlemişse onu (karşılığını) görür.” Yeri geldiğinde Müslümanlığı kimseye bırakmayan bizler acaba yukardaki hususa ne kadar riayet ediyoruz. İnanıyoruz ki Kiramen Kâtibin melekleri var ve ne yapıyorsak kayıt altına alıyorlar. Ve mahşer gününde o yazılan kitabımız elimize verilecek ve “Oku kitabını” buyurulacak. Acaba yüzümüz kızarmadan kitabını okuyacak kimler var. Kendimizde, kendinizde böyle bir ihtimali görebiliyor muyuz?

Ben bunlardan bahsederken ben Müslümanım diye iddia edenleri düşünerek bahsediyorum. İnanmayanlarla bizim işimiz olamaz. Belki onlardan da okuyan olurda kendisini sorgulayıp doğruyu bulan olursa “kadayıf üstünde kaymak olur”.

Bu konuya nereden geldim. Hepimizin malumu 6 Şubat gününden buyana oldukça zor günler geçiriyor ve ağır bir imtihanla karşı karşıyayız. Yüzbinlerce bina yıkıldı, on binler hayatını kaybetti, şehirler harabeye döndü, haritamız değişti. Manevi tahribatın boyutlarını tahmin edemiyoruz ama maddi tahribatın boyutları yüz milyarlarca lira.

Evsiz barksız, yurtsuz yuvasız milyonlarca insanımız, defin bekleyen ölülerimiz, tedavisi devam eden yaralılarımız, anasız babasız kalan yavrularımız, yavrusuz kalan anne ve babalarımız var. Ailesinin tamamını kaybedenler, ailesinden onlarca kayıp verenler. Tam bir trajedi yaşıyoruz. Böyle bir günde millet olarak, devlet olarak birlik beraberlik içinde sımsıkı kenetlenip yaraları sarmamız gerekirken; ne yazık ki bu fırsatı da ıskaladık.

Milletimizin kahir ekseriyeti bunu gerçekleştirirken bir takım Esfel-i Safilinler bunu fırsata dönüştürüp fıtratlarının gereğini yapmaktan geri durmadılar. Bulundukları konuma göre kin ve nefretlerini, bu memlekete ve millete düşmanlıklarını sahnelediler. Kimi sosyal medya fareleri deprem çalışmalarını sekteye uğratabilmek için klavyelerini kullandı. Kimisi yardım adı altında milletin iyi niyetini sömürmeye kalktı. Kimi siyaset yobazları arkasındaki Kızılay çadırını görmezden gelerek “Kızılay hani nerede” aymazlığına baş vurdu. Onca acı, elem, keder ve zorluklar içerisinde mücadele eden devletine ve yöneticilerine hakaret etmeyi bir maharet saydı. Yazacak çok şey var ama yazacak yer yok.

Şimdi Zenbili Ali Cemali Efendi bazı insanlar var ki hayvanlar onlardan üstün. Çünkü hayvanlar içinde münkir, münafık, kafir yoktur. Çünkü hayvanlar içinde yalancı, sahtekâr, üç kağıtçı, insanların duygularını sömüren, onlara kazık atmaya çalışan yoktur. Çünkü hayvanlar içinde başkalarının acısı ile alay eden, onlarla dalga geçen, böyle acılı bir günde siyaset ve rant devşirmeye kalkan yoktur.

Neyse uzatmaya gerek yok, anlayan zaten anladı, anlamayana ne anlatırsan anlat. Şunu unutmayalım gideceğimiz iki adres var. Ya Cennet! Ya Cehennem! Karar sizin!!!