Bu devirde, aileler çocuk sahibi olma konusunda pek cömert değiller. Zamanlar ve çağlar değişince, çocuklann sayısında da bir azalma sürecine girildi. Özellikle şehir kökenliler, bu hususta daha bir titizler, çağdaş normlara göre bir, bilemediniz iki çocukla yetiniyorlar.
Kendisine göre sıfırdan başlayarak iyi bir iş kurmuş olan ve başarıyla da işini sürdüren Nami ile yine bir iş kadını olan eşi Çağla, sekiz yıllık evli bir çifttir. .
Mutludurlar.
Evren adını verdikleri bir erkek çocukları vardır.
Bir bakıcı tuttukları için, çocukları noktasında kendilerine göre ciddi bir sıkıntı içinde görmezler kendilerini.
Günün birinde Evrencik hastalanır.
Annesi ve babası çocuklarının üstüne titremekle birlikte, nasıl olsa geçer, diyerek hastalığın fazla üstünde durmazlar. Yine işlerine bakarlar. Ancak, bakıcıı kadının uyansı ile, çocuğun hastalığının biraz ciddi olduğu gibi bir kanaate varırlar.
Çağla:
-Ne yapalım Nami?
-Hastaneye götürüp muayene ettirelim, bakalım neymiş? Der kocası.
Çağla, buna karşı çıkar:
-Canım, aile doktorumuza gösterelim bakalım, o ne diyor?
Nami:
-Ben daha acil olduğunu düşünmüştüm de öyle dedim. Olur canım. Hemen sinirlenme.
Aile doktorunu eve çağırırlar. Kısa bir kontroldan sonra doktor:
-Hiç vakit kaybetmeden Evren’i hemen özel bir hastaneye götürmeliyiz! Dedi.
Anne ve baba işkillendiler:
-Sahi mi Doktor, nesi var?
Doktor, bir panik havasına girmemeleri için, gayet rahat bir yüzle ve alçak tonla:
-Su çiçeği.. Çocuk için önemli bir hastalıktır demeliyim açıkçası. Geciktirmeye gelmez. Hemen şimdi götürmelisiniz.
Henüz yeni kurulmuş bulunan ve fakat hemen ünlenen özel bir hastaneye gittiler karı koca, çocukları Evrenle birlikte.
>>devam edecek....
