Bugün, 16 Mart 2026 Pazartesi

Muzaffer GÜNAY (GİZEMLİ HİKAYELER)


SU ÇİÇEĞİ -2-

GİZEMLİ HİKAYELER


 

Henüz yeni kurulmuş bulunan ve fakat hemen ünlenen özel bir hastaneye gittiler karı koca, çocukları Evrenle birlikte. Yapılan muayenede, çocuğun su çiçeğine yakalandığı ve yataklı tedavi görmesi gerektiği söylenir.  Buna şüphesiz de üzülürler Nami ve hanımı. Çocuk hastaneye yatırılır. Tabii zenginliğin getirisi başkadır. Parayı gören hastane görevlileri  bütün özenlerini  çocuğa gösterirler.

Aradan iki gün geçer.

Nami, ilgili doktor'a:

-Nasıl, bir düzelme var mı? Diye sorar.

Doktor, başını olumsuz manada sağa sola çevirerek:

-Maalesef..  der.

Bu “Maalesef’, bir kurşun soğukluğu ve haşinliğiyle adeta kalplerine saplanır karı kocanın. Kolay değildi elbette, şuncacık yavrunun hastalığına katlanmak. Küçücük yatağında gözleri kapanık durumda ve sürekli sayıklayan, sık sık nefes alıp veren bir sabi. Daha da telaşlanan Nami ve Çağla çifti, gerekirse çocuklannı, Avrupa’ya bile götürebileceklerini söylediler. Doktor, buna güldü biraz ironikçe:

  • Yok canım siz ne yapıyorsunuz? Bu kadarcık  bir hastalık için bunca paniğe ve geksiz, yrpratıcı telaşa ne gerek var ki?!.. Dedi.

Bir gün bir gece daha geçti aradan.

Evren, düzelmiyor, daha da kötüleşiyordu. Durumu kritikleşmeye başlamıştı.

Doktor. Sakin bir şekilde durumu açıklamaya karar verdi:

- Bakınız, dedi, sizi üzmüş olacağım ama, çocuğun durumu hiç de iyiye gitmiyor.

Nami:

- Nasıl yani?

Çağla:

- Doktor bey, bize önemli bir şey yok demiştiniz.

 Nami:

-Ne durumda şu anda?

-Bu hastalık, bazen en hayati vücut organlarına bile tesir eder.

Çağla’nın yüzünün rengi matlaştı:

-Şunu açıkça söyleyin de biz de ne yapacağımızı bilelim doktor bey, dedi, sinirlice.

-Su çiçeği, bazen açıkçası, evet açıkçası bazen, beyne, kalbe ve hatta karaciğere bile vurgun yapabilir. İşin gerçeği, mesele ciddiyetini giderek arttırıyor.

Doktor, hemşirelerden birini çağırarak şöyle dedi:

-Bu gece çok dikkatli olmalısın hemşire hanım.

Karı koca birbirlerine baktılar çok derin endişelerle.

Hemşire:

-Tamam doktor bey, dedi, ben sabaha kadar başından ayrılmayacağım hastanın.

Doktor:

-Ateşi her an yükselebilir, aman hemen penisilini ihmal etme!

Tam kapıdan çıkarken doktor:

-Siz, dedi karı kocaya, ister odada kalın, isterseniz istirahat edin.

Nami:

- Siz ne diyorsunuz Doktor bey, burası nasıl özel hastane böyle? Hem durumunun kötüleştiğini söylüyorsunuz çocuğumun, hem  de rahat rahat dinlenmeye çekiliyorsunuz..  Pes doğrusu. Vallahi pes.

Biraz mahcup, biraz kızgındı Doktor:

Bakınız, bize mesleğimizi öğretmeye kalkışmayın lütfen.  Ben dinlenmeye falan gitmiyorum, bu hastanede sizinki gibi daha pek çok ilgilenmem gereken hasta var, evet anlıyor musunuz sizinki gibi.. Hem, hemşire, ne yapacağını bilir. Acil bir durum olduğunda bizi hemen haberdar eder.

Böyle dedi ve kapıdan çıktı.

Gece yansına doğru çocuğun ateşi oldukça yükseldi. Hemşire penisilin aşısı vurduysa da düşmedi Evren’in ateşi. Çocuk, artık soluk soluğa idi. Ateşten dolayı kendi kendine bir şeyler mırıldanıyordu. Hemşire Doktor’a, durumu bildirdi. Doktor geldi.

Şöyle bir gözlerini açarak baktı Evren’e ve başını salladı kederli ve çaresizce:

Yapacağımız bir şey kalmadı, dedi. Çağla atıldı:

Doktor bey, yaşama şansı ne kadar?

-Binde bir, sadece binde bir.

Anne:

Doktor bey, lütfen!.. Bir şeyler yapın lütfen!.. Başını salladı Doktor:

-Çaresizim..

Doktor odadan çıktı.

>>devam edecek.....