Benim gibi dünya siyasetini takip eden hemen herkesin genelde uluslar arası kamuoyuna yansıyan olayların ve açıklamaların nereye uzanabileceği konusunda kafa yormak gibi yapıları vardır. Konular ile ilgili analizleri yaparken ilk başvurulan kaynak ise tarihtir. Milletlerin, gerek kültürel gerekse bilimsel ve ekonomik alanlarda ne kadar gelişmiş ve değişmiş olsalar da kültürel ve genetik DNA’larının tarihsel özelliklerini yansıtmak gibi davranışsal yapıları vardır. Benim bu nedenle Batı medeniyetine karşı sürekli şüpheyle baktığım vakıadır. Çünkü tarihimiz ve yakın siyasetimiz batı medeniyetinden yediğimiz kazıklar ve hainlikler ile doludur. Fakat bundan benim, batı icatlarına, yaşam tarzlarına karşı olduğum anlamı çıkarılmamalıdır. Kültürel olarak farklılıklarımız olsa da batılılar gibi yaşıyor ve giyiniyoruz. Bunu değiştirmeyi hiç düşünmedim ve düşünmüyorum. Devam.
Batı ülkeleri, kendilerini Grek-Roma (Antik Yunan-Roma) medeniyetinin devamı olarak nitelendirirler. Hâlbuki her iki medeniyetin en fazla ve en büyük yapıtları Anadolu’dadır. Doğal olarak bu medeniyetlerin mirasçısı da Türklerdir. Bugün bu medeniyetin kalıntılarını ortaya çıkarmak ve korumak için büyük kaynaklar aktarıyoruz. Öyle de olsa özellikle Avrupa ana karası bu konuda burunlarından kıl aldırmazlar. Tabi ki onlar öyle istiyor olsa da tarihi gerçeklikler öyle değildir. Daha önce de yazdığım gibi M.S. 4. Yüzyılda başlayan Kavimler Göçü, Büyük Roma İmparatorluğunun yıkılışına neden olmuştur. Bunlar, Franklar (Fransızlar), Germenler(Almanlar, Avusturyalılar, İsviçreliler vs.), Danlar (İskandinavlar, Ruslar, Ukraynalılar, Lehler) gibi kavimlerin bir kısmı Hunlardan kaçarak bir kısmı ise imparatorluğun zenginliklerini talan etmek için sınırları aşıp, kurulmuş olan düzen ve asayişi yok ederek Roma İmparatorluk otoritesini kökünden sarstılar. İşte bu kavimlerin günümüz uzantıları milletler, yıkılışını sağladıkları medeniyetin kendilerine ait olduğunu iddia ediyorlar.
Gerçek anlamda barbar kavim olan Franklar (Fransızlar) ve Germenlerin (Almanlar) daha yakın tarihlerdeki barbarlıklarından bazılarını hatırlayalım. Katolik Hıristiyanlığın barbar kavimler üzerinde yayılarak okuryazarlığı dahi olmayan rahiplerin şekillendirdiği bir mezhep olduğunu hatırlarsak Rönesans döneminin en önemli sonucu, Katolik Hıristiyanların bölünmesi olmuş ve Avrupa’nın yarısı Katolik olarak kalırken diğer yarısı ise Protestan olmuşlardır. Katolik rahiplerin kurduğu engizisyon mahkemeleri, içlerine şeytan girdiği gerekçesi ile bir milyondan fazla insanı direklere bağlayıp yakarak öldürdüler. Çok geriye gitmeye gerek yok. En son 1720 yılında bir insanı aynı gerekçeyle direğe bağlayarak yaktılar.
16. Yüzyılda kendi aralarında başlayan ve 30 yıl savaşları olarak adlandırılan dönemde Katolik Fransızlar kendi halkından olan Protestan Fransızları bir gece düzenledikleri baskınla kadın, çocuk, yaşlı genç demeden 300 bin kişiyi boğazlayarak katlettiler. Kendi halkına bunları yapanlar yabancılara neler yapmaz? Afrika’da soykırımlar yaptılar. 1950’lerde en az 1,5 milyon Cezayirliyi katlettiler. 1970’lerde Ruanda’da 800 bin insanı katlettiler. Germenlere gelince 1943-1945 yıllarında 7 milyon alman olmayan yahudi ağırlıklı insanlar ile özürlü Almanları özel hazırlanmış fırınlarda yakarak yok ettiler. O dönemde işgal altında olan Fansızlar, orada yaşayan Yahudileri, Almanlara kendi elleriyle teslim ettiler. Bu konuda onları takdir ettiğim en önemli konu, yaşanan tüm bu katliamları unutturma başarısını gösterebilmeleridir. Asıl olan Batı Avrupa’da oluşan ve son 70 yıldır AB’de vücut bularak şişirilen Batı Medeniyetinin balon olduğu gerçeğidir. Dâhil olmak istediğimiz birlik bu birliktir.
Yazımızın başlığına gelecek olursak, 1. Dünya Savaşı 28 Temmuz 1914 tarihinde başlamıştı. Savaşa neden olan olay, Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun veliaht prensi ve eşinin SARAY BOSNA’da bir Sırp militan tarafından suikast ile öldürülmesi olayı bahanesiyle Sırbistan’a savaş ilan edilmiş ve Avrupa’da 1. Dünya Savaşı başlamıştı. Geçenlerde bunu hatırlamama neden olan bir açıklama SARAY BOSNA’daki Rus büyükelçisi tarafından yapıldı. Rus büyükelçisi diyor ki; “eğer Bosna Hersek NATO’ya girmeye kalkarsa Ukrayna’nın başına gelen Bosna Hersek’in de başına gelir.” Mealinde bir şeyler açıkladı. Ruslar, Ukrayna’yı işgal etmeyi başarsalar dahi kaybeden taraftır. Diktatörler kaybettikçe daha da sertleşirler ve halkının milliyetçilik duygularına daha da dokunabilmek için başka gerilimler ve düşmanlar bulmayı tercih ederler. Bu sefer halkın önüne onlardan olmayan bir düşman sunmaları gerekir ki Boşnaklara tekrar yapılacak saldırı üzerinden tahrik edilen Türkiye’den daha iyisini bulamazlar. Ben ilerleyen süreçte Rusların gerilimi yükseltme ve Avrupa’nın göbeği Balkanlarda bir fırtına çıkarmasını ihtimal olarak görüyorum. Batı’nın bizi Yunanistan ile sınayacağını beklerken, olayların çok farklı mecralardan çıkmasının emareleri belirmeye başladı.
Önceki yazılarımın birinde Ruslar eski defterleri açabilirler demiştim. Varan bir. Bosna Hersek’e yapılabilecek olası bir saldırıyı Türkiye’nin artık uzaktan izlemesi mümkün değildir. Varan iki. Suriye’nin İdlip bölgesinde çarşı her an yeniden karışabilir. Varan üç. Libya yeniden karışabilir. Saymış olduğum üç alan bizi Ruslarla karşı karşıya getirecek potansiyele sahiptir. Ancak Ruslar için hiçbir şey 24 Şubat 2022 öncesi gibi olamayacaktır. ABD ve AB açısından Türkiye ile Rusya’nın olası bir savaşı onlar için mükemmel bir sonuçtur. Sadece şunu hatırlatayım, bir diktatörün elindeki İmparatorluğun ne tür çılgınlıklar yapabileceğinin sınırı yoktur. Rusya’nın yazılımcıları ülkelerini terk ederek Türk Cumhuriyetlerine kaçmışlar ve Rusların silikon vadisi boşalmış. Putin ise onlar için “bu arada vatan hainlerini de görüyoruz” diyormuş. Bana çok tanıdık geliyor.
Tek adam rejimleri her zaman tehlikelidir. Şu anda muhtemelen Putin denilen Zat’a eğer bulabilirlerse gerçek manzarayı anlatabilecek birileri aranıyordur. Çünkü diktatörler de kötülüğün sınırı yoktur. Bizdeki bazı yorumcular Rusya’nın kurduğu tuzaklardan bahsediyorlar. Belli ki mevcut durum Rusçu olduklarından içlerine sinmiyor. Bana göre ise Rusya, bir diktatör’ün egoları kullanılarak tuzağa çekildi. Durum bu kadar basit. Kalın sağlıcakla.


