Ormanların kralı aslan, bir gün dolaşırken, bir yaşlı tavşan görmüş.
İhtiyar tavşana, bir oyun oynamayı önermiş. Tavşan, aslanın teklifini kabul etmiş.
Oyun bittikten sonra tavşan:
- Sayın kralımız, çok teşekkür ederim. Sayenizde çok eğlendim, demiş.
Aslan, bu yaşlı ve sevimli tavşanla daha pek çok oyun oynamış. Fakat, günün birinde, başka bir oyunda aslan, yaşlı tavşanı küçümsemiş. Bunu anlayan tavşan, çok incinmiş. Aslana öfkelenmiş. Bunun intikamını almaya karar vermiş. Aslana şu teklifi yapmış:
- Sayın kralımız, benimle bir oyun daha oynar mısın? - Daha oynanacak oyun mu kaldı?
- Kaldı.
- Ne oyunu?
- Taş oyunu?
- Nasıl bir oyunmuş bu? Senden başka kimseden böyle bir oyun duymadım.
Tavşan, gülümsemiş:
Çok basit. Sen bir yüksek yere çıkacaksın, ben aşağıda olacağım. Sen bana taş yuvarlayacaksın, ben onu yakalamaya çalışacağım. Sonra, yer değiştireceğiz.
Aslan:
- Tamam, hemen başlayalım, demiş.
Önce aslan, yüksek bir tepeye çıkmış. Bir taş alıp aşağı yuvarlamış. Tavşan çevik bir hareketle, taşın önünden kaçmış. Aslan, birkaç taş daha yuvarlamış ama, tavşan, onlardan da kurtulmuş.
Sonra, tavşan tepeye çıkmış, aslan aşağı inmiş. Tavşan, bir taş yuvarlamış. Aslan, taşı yakalayayım derken, taşın kafasına çarpmasıyla yere yuvarlanmış. Acı içinde inlemeye başlamış. Tavşan ise, çoktan aslanın başına dikilmiş:
-Sayın kralım, durumun nasıl? Galiba, oyunu beceremedin, demiş.
Aslan, yiğitliğe leke sürmek istememiş:
-Bir şeyim yok.
-Peki, neden inliyorsunuz o zaman?
-Ayağım kayınca, taş başıma çarptı da...
Tavşan kıs kıs gülmüş.
Aslan ise, gururlanmanın bedelinin ne kadar ağır olduğunu düşünüyormuş...
(Asya Masalı)
