Evvel zaman içinde, bir tavşan, bir kaplumbağa ile arkadaşlık ediyormuş. Bir gün, kaplumbağa, tavşana şöyle bir öneride bulunmuş:
-Şu görünen ağaca kadar koşu yarışı yapalım. Bakalım, hangimiz daha önce varacak?
Tavşan, kıs kıs gülmüş:
-benim zavallı arkadaşım, bu ne biçim öneri böyle? Sen aklını mı kaçırdın? Ben, iki zıplayışta o ağacın yanına varırım. Ya sen, belki akışama… Gel, vazgeç bu işten.
Kaplumbağa:
-Sen, onu boşver, tavşan kardeş. Yarışa var mısın, yok musun? Diye üstelemiş.
Tavşan, yine alaycı bir şekilde:
-Pekala, seni kırmayayım, diye konuşmuş.
Kaplumbağa ile tavşan yan yana durmuşlar. Yarış başlamış. Kaplumbağa, ağaca doğru, ağır ağır yürümeye başlamış, fakat tavşan olduğu yere uzanmış.
Kaplumbağayı izleyen tavşan, hiç acele etmemiş. Bu arada bir ara uyuya kalmış. Gözlerini açtığında kaplumbağanın ağaca iyice yaklaştığını görmüş. Yerinden ok gibi fırlamış, koşmaya başlamış. Ama, kaplumbağayı geçememiş. Yarışı kaplumbağa kazanmış.
Tavşan şaşırmış, utanmış.
Kaplumbağa:
-Canım arkadaşım, böbürlenmenin sonunu gördün mü? Birde benim gibi sırtında kocaman ev taşısaydın, kim bilir o zaman halin ne olurdu?
(Fransız Masalı)
İşte insan, böyle boş gurur ve gereksiz güvene kapılmamalı. Bir işe zamanında başlamalı ve karşıda ki kişiyi asla küçümsememeli.
