Bugün, 11 Mart 2026 Çarşamba

Mehmet Ali AYDIN


TESTİYİ KIRMADAN-1

TESTİYİ KIRMADAN-1


Çok kısa bir süre sonra belki de geleceğimizin yol haritasını belirleyecek bir seçimi gerçekleştireceğiz. Ne yazık ki seçim sürecine girdiğimiz şu sıralar ülkemiz kesin çizgileri ile ayrılmış iki blok halinde. Kutuplaşmalar son derece keskin çizgilerle ayrışmış durumda. Bir tarafta ülkemizin son yirmi yılına hükmetmiş, yaptıkları, yapmadıkları ile Ak Parti ve MHP birlikteliğinin oluşturduğu “Cumhur ittifakı”. Diğer tarafta bu iktidardan memnun olmayan bunlara oy vermektense “terlik” koysunlar ona oy veririm diyen bir kitle var.

Yirmi yıldır ülkeyi yöneten bu iktidarın sevapları kadar günahları da. Bu hata ve günahlar belki de bir seçimin kaybedilmesine yol açacak. Gaybı Allah bilir de eğer bu seçim kaybedilirse Müslümanlar kaybedecek. Ak Parti ya da Cumhur ittifakı değil. Bu iktidar döneminde herkes her istediğini yapabildiği Müslümanların önündeki bütün engellerde kaldırıldı. Bu nedenle bu iktidarı destekledik ve destekliyoruz.

Kimileri diyebilir ki muhalefette seçilirse kazanımlara dokunmaz. Onu diyenler külahıma anlatsınlar. Ya çok saflar ya da CHP üst düzey yöneticilerinin söylemlerinden ve paylaşımlarından haberleri yok. Yine onları destekleyen yazar, çizer, tiyatrocu ve sanatçı geçinenlerden haberleri yok. Onlardan haberleri olmasalar bile geçmişlerinden haberleri yok.

Bu nedenle bugün ki yazımızda Nasrettin hocanın fıkrasında olduğu gibi testi kırılmadan başka bir deyişle seçim kaybedilmeden ikazlarımızı yapalım dedik. Tersti kırıldıktan, seçim kaybedildikten sonra ben demiştim demenin bir faydası ve anlamı yok.

Nasreddin Hoca, bir gün, su getirmesi için, oğlunu pınara gönderir. Yola çıkarken ona:

– Sakın testiyi kırma, dedikten sonra, bir tokat vurarak canını acıtır. Çocuk, ağlamaya başlar. Çocuğun ağladığını görenler:

– Hoca Efendi, derler. Zavallı yavrucağıza testiyi kırmadan neden tokat attın? Nasreddin Hoca, yaptığı işin doğruluğundan emin şekilde:

– Sizin, böylesi işlere, aklınız ermez, der. Tokat acısı ile çocuk elindeki testiyi sıkıca tutup korur. Yoksa, testi kırıldıktan sonra, tokat atmanın hiçbir yararı yoktur.

Bizde testi kırılmadan önce gördüğümüz yanlış ve hataları, yapılmaması gerekenleri önceden söyleyelim. Siyasetten bir beklentimiz olmadı ve olmazda. Zaman zaman yakın arkadaşlarımız yarı şaka yarı ciddi; “Hocam siz neden aday olmuyorsunuz, mevcut adaylardan eksiğiniz yok, hatta fazlanız bile var” deyince bende onlara “beni aday yaparlar mı?” dediğimde “Hocam galiba yapmazlar” diyorlar.

Ülkemiz için hayati bir önem taşıyan bu seçime yeterli hazırlıkla girilmez, geçmişten ders alınmaz (belediye seçimleri gibi) hatalar ortaya konulup çareler üretilmez, aday seçiminde gerekli itina gösterilmezse bıçak sırtında gidip gelen seçim hüsranla bitebilir. Karşınızda sadece yerel bir ittifak yok, uluslararası bir konsorsiyum var. Arkasında çok güçlü yabancı lobiler olmasa dağılan, paramparça olan masa nasıl yeniden toplanıp bir araya gelebilir. Masada yer alanların altısı da birbirine benzemez aktörlerden oluşuyor. Birinin ak dediğini diğeri kara diyen adamları bütün renklerden sıyırıp bir araya getiren gücün elinde biz bilemeyiz ama çok güçlü argümanlar olması lazım. 

Meral Akşener dağıttığı masayı nasıl toplar, Karamollaoğlu rahmetli hocamıza kan kusturan zihniyetin temsilcisi CHP’nin Genel Başkanını hem de Saadet Partisi Genel Merkez binasının önünde ittifakın cumhurbaşkanı adayı olarak nasıl açıklayabilir. Hem de “Türkiye Laiktir Laik kalacak” “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz” sloganları ve “İzmir Marşı” eşliğinde. Bunu yaptıran bir güç var demek ki! 

Eğer bu seçim Cumhur İttifakı’nın kaybetmesi ile sonuçlanırsa neler olabileceğini düşünmek sağduyu sahibi herkesin görevi. İsterseniz neler olacağına bir bakalım. İlk yapılacak iş yıllardır kazanamamanın verdiği eziklik nedeniyle memleketin her tarafında zafer sarhoşluğu içinde gösteriler ve nümayişler yapılacak ve bu taşkınlıklar belki de o kadar aşırıya gidecek ki rakip olarak gördükleri herkesi taciz edecekler, irrite edecekler, aşağılayacaklar. Bunun işaretleri en üst kademeden en alt kademeye kadar yaptıkları paylaşımlarda görülüyor.

Sonra ülkenin kaynaklarının bölüşme faslı başlayacak, hangi ortak nereyi alacak, nereyi parselleyecek onun kavgası başlayacak. Aralarında kavga ve niza çıkmadan bunu yapabilirler mi? Ben pek emin değilim. Yedi Kocalı Hürmüz gibi yedi yardımcılı bir cumhurbaşkanı arasında nasıl bir çalışma anlayışı ve barışı olacak göreceğiz. Kime hangi bakanlık verilecek, hain terör örgütünün siyasi uzantısı ve masanın altındaki orta bacak neler isteyecek, onun istekleri diğerleri tarafından nasıl karşılanacak. Onları da göreceğiz.

Göreve başladıklarını düşünelim ve bakanlar görevlendirildi ve kadrolarını oluşturmaya başlayacaklar. Ak Parti zamanında göreve gelen ve partinin altına dinamit koyan ne kadar bürokrat varsa onlara yol havası bu arada namusu ve hakkıyla görevini yapanlarda kıçlarına tekmeyi yiyecekler. Sonra onların yerine hiçbir devlet tecrübesi olmayan ama parti militanları olan adamlar yerleştirilecek. Onlarda bal tutan parmağını yalar deyimince bulundukları makamın hakkını verecekler. Yağma Hasan’ın böreğinden paylarını düşeni alacaklar.

Aslında yazımın konusu bu değil. Kimileri diyecekler ki bunu nereden biliyorsunuz? Yaşı ellinin altında olanlar pek bilmez de benim gibi yetmişlik olanlar iyi bilir. Tarihimize “Güneş Motel Olayı” olarak geçen “kumar borcu olmayan(!) 11 milletvekilin Ecevit’i destekleyerek kurulan hükümetin icraatlarından biliyorum. Amir ve müdürleri görevden aldıkları gibi kendilerinden olmayan memurları bile sürgün etmişlerdi oradan biliyorum. (Biraz uzattım, burada bitiriyor ve devamı yarın diyorum)