reklamy

Muzaffer GÖZÜTOK


TOPLUM OLARAK NEREYE GİDİYORUZ?

TOPLUM OLARAK NEREYE GİDİYORUZ?


Geçtiğimiz günlerde Şahincili mahallesinde oturan bir arkadaşımın yanına giderken, dolmuşa binmem gerekti. Selimiye mahallesinde stadın olduğu durakta dolmuşa bindim. O kadar kalabalıktı ki, tabiri caizse "iğne atsanız yere düşmüyor".

Arada inen ve tekrar binenlerle itile kakıla yaptığımız yolculukta elinde telefonla oynayan gençlerin oturarak seyahat etmesi ve ayakta bulunan yaşlıları da özellikle görmemek için başlarını hiç yukarı kaldırmamaları o kadar entresandı ki, anlatamam.

Yeni mahallede Demirler AVM'nin durağında bir yaşlı amca arabaya bindi. Elinde 5 kg küçük bir pirinç çuvalı, diğer elinde 5 kg zeytinyağ ve yine aynı elinde meyvesiyle arabaya zor binebildi. Bir Allah'ın kulu da "gel amca, şuraya otur" demedi. Adam zar-zor kartını okuttu ve şoförün yanında ayakta yolculuğuna devam etti. Bizim gençlerden hiç ses yok!! Adam o kadar yorulmuş ki olacak ki, ne elindekilere ne de kendine sahip çıkacak durumda olmadığı belliydi.

Devlet Hastanesine döndük, tam yukarı çıkmaya başladığımız anda, yaşlı amca yanındaki şoföre seslenerek, "evladım beni şu iki binanın arasında bırak" dedi. Şoför, dalga geçer bir ses tonuyla, "tabii tabii ne demezsin, istersen evine bırakayım seni" dedi ve ilerledi.

Adamın dediği yeri bayağı geçtikten sonra "şimdi buradan, nereye gidersen git" dedi. Sert bir tavırla.

Yaşlı amca "ahh, ahhh!" çekerek dolmuştan indi.

Elindeki poşetlerle dolmuşla geldiği yeri tekrar yürüyerek, gözden kayboldu.

Yaşlı amcadan sonra, şoför çok büyük marifet yapmış gibi başladı amcanın arkasından söylenmeye...

"Yok beyefendinin dediği yerde duracakmışım. İyi bari bir de beni evime bırak deseydin. Kardeşim salmayın bu insanları sokağa?"

Allah'ım bir an yerimden ilerleyip, "sen kim için, nasıl konuşuyorsun" diyesim geldi. Neredeyse sinirden şekerim zıplayacaktı. Dediğim durakta indim ama ne o gençlere, ne de yaşlı amcayı azarlayan, dalga geçerek konuşan o şoförün yaptıklarına inanamadım.

Toplum olarak, birbirimize saygımız yok. Karşımızdaki insanın ne halde olduğunu anlamayacak kadar körüz. Empati yapmayı bilmiyoruz. Bencillikte sınır tanımıyoruz. Sadece kendini düşünen egoist birer insan müsvettesiyiz. İnsan demeye bile dilim varmıyor.

Evet, bizde biliyoruz. Durak harici inme ve binme olmadığını. Ama hiç mi tatlı diliniz, güler yüzünüz yok! Bu kadar mı nefret söylemi ile dolusunuz? Aynı durum sizin anne-babanıza yapılsa çok hoşunuza gider mi acaba? Biraz empati yapmayı öğrenin. Bugün siz başkasına yapıyorsunuz ama acaba siz yaşlandığınızda da size böyle yapsalar, üzülmeyecek misiniz?

Ordu Büyükşehir Belediyesi bu inme-inme konusunda yaşlılara, özellikle de engelli vatandaşlara durak harici biraz toleranslı davranamaz mı? İstediğimiz çok şey değil, aslında. Biraz farkındalık oluşturup, onlarında toplum içerisinde biraz daha insanca yaşayabilmelerini sağlamak. Çok şey mi istiyoruz, acaba?