Bugün, 15 Mart 2026 Pazar

Mehmet Ali AYDIN


UBEYB’İ TANIYOR MUSUNUZ

UBEYB’İ TANIYOR MUSUNUZ


Epey zamandır yazmayı düşünüp, biraz da mübarek ayın verdiği rehavet nedeniyle kaleme alamadığım bir yaşanmışlığı sizlerle paylaşmak istedim. Kimilerine tanıdık geldiği gibi kimilerinin de tamamen Fransız kaldığı bir hikâye olabilir. Ama bunlar da hayatın bir gerçeği ve biz farkında olmasak bile gözümüzün önünde cereyan ediyor. Bizlerde hayatın akıp giden seyri içinde çoğu zaman ilgisiz ve alakasız kalarak bunları ıskalıyoruz.

Allah’a şükürler olsun ki bize verdiklerinin çok azını da olsa devamlı olarak başkaları ile paylaşma geleneğini yıllardır devam ettirmeye çalışıyoruz. Hani atasözünde ki;” Tok ne demez, aç ne yemez” misali belki de bizim hiç işimize yaramayan ve evlerimizde fazladan duran küçük bir eşya başkalarının büyük bir ihtiyacını karşılar. O nedenle başkalarına ikram etmeyi alışkanlık haline getirmek lazım ve “ne verirsen elinle o gider seninle” düsturunu hayata geçirmeliyiz.

Dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi bizde de başka ülkelerden göç ederek gelen insanlar var. Bu insanlar evlerini, barklarını, tarlalarını, çiftlerini ve çubuklarını ter edip geliyorlar. Kimse zevk için yerini yurdunu terk etmez. Belki ne zorluklar, zalimlikler ve baskılar gördüler ki yurtlarını terk edip başka diyarlara göç ettiler. Hatta kimileri bu uğurda dünyalarını bile terk ettiler.

Ülkemizde bu tür göç olaylarına bakış açısı ne yazık ki farklı farklı. Kimimiz bu göç ederek bize sığınan insanları “Muhacir” olarak görüp “Ensar” olmayı tercih ederken, kimileri de ülkesini terk eden bu insanları işgalci, vatan haini ve bilmem daha ne gibi sıfatlarla karalamayı seçti. İkinci gruba girenler ne yazık ki ellerine fırsat geçse ilk fırsatta ülkemizi terk edip uygar olarak gördükleri batı ülkelerine göçmeyi fırsat bileceklerdir. Ve bu güruh ülkemize gelen yabancılar Ortadoğu kökenli olursa onlara kin ve nefret kusarken, gelen yabancılar İngiliz, Alman, Yahudi, Amerikan olunca zevkten zil takıp oynayacak kadar köklerinde uzaklar.

Elhamdülillah biz Müslümanlar olarak şiarımız darda ve zorda kalana yardım etmektir. Gelenleri misafir kabul etmek ve onlara yapılması gereken misafirperliğin göstermektir. Biz de aile olarak baştan da söylediğimiz gibi elimizden geldiğince çok da olmasa “damlaya damlaya göl olur” misali ülkemize gelen kardeşlerimize elimizden geldiğince imkanlarımız ölçüsünde az da olsa yardım etmeyi görev biliyoruz. Bu doğrultuda 4-5 aileye çocuklarımızın da katkısı ile maddi olarak düzenli yardım yapmaya çalışıyoruz.

Çevremizdeki tanıdık bildiklerimizi de bu yönde teşvik edip, yüreklendiriyoruz. Marketçi kardeşlerimiz gıda paketi, sosyal yardımlaşma vakfımız yemek ikramı yapıyor ve o insanların hayata tutunmalarına yardımcı olma gayretindeyiz. Bazen odunu bitene odun, kömürü bitene kömür taşıyoruz. Ve bunun karşılığını Rabbim fazlası ile veriyor ve devamlı fazlası geliyor.

Yardım ettiğimiz ailelere genelde eşimle beraber gideriz, ben hiçbirini tanımam, onlarla eşim muhatap olur, yapmamız gerekeni yapar ayrılırız. 

Özellikle Kuzey Irak’ın terör belasından kurtulması ile birlikte yardımcı olmaya çalıştığımız ailelerden ikisi bu Ramazan ayında memleketlerine dönme kararı almışlar ve bizde onların bazı bürokratik işlemlerini halletmek durumu ile karşı karşıya kaldık. Su aboneliğinin, doğal gaz aboneliğinin ve telefon aboneliklerinin sonlandırılması için ilgili kurumlar nezdinde girişimlerde bulunmak mecburiyetinde kaldık.

Onlar Türkçeyi tam konuşup meramlarını anlatamıyor, bense Arapça bilmiyorum. Bu ailenin işlerini hallederken onların akrabası olan ve birlikte gidecekleri başka bir ailenin çocuğu olan Ubeyb çok güzel Türkçe de konuştuğu için bize tercümanlık yaptı ve böylece onunla tanışmış olduk. Ubeyb on dört yaşında. Türkiye’ye geleli altı yıl olmuş ve orta okul son sınıfta. Ama okulu bırakmak zorunda kalmış. Çünkü ailenin geçim yükü onun omuzlarına yüklenmiş. Ubeyb’in babası Irak’ta savaşta ölmüş, evleri yıkılmış ve Türkiye’ye göçmek zorunda kalmışlar. Önceleri devletimiz her göçmen aileye yaptığı sosyal yardımları bu aileye de yaparken sonradan adres değişince kira sözleşmesi yapamamışlar ve adresleri belli olmayınca devlet yardımı kesilmiş. 

Ubeyb’in üç kız kardeşi ve bir de erkek var, bir de annesi. Babaannesi de kısa bir süre ölmüş ve burada defnedilmiş. Yardımlar kesilince ailenin geçimini sağlamak ailenin en büyük çocuğu olarak Ubeyb’e kalmış. Ubeyb de göçmen ailelerin çoğunun yaptığı gibi çöp bidonlarından geri dönüşüme yarayan çöpleri toplayıp birilerinin yardımı ile elde ettiği el arabasına yükleyip satarak evinin geçimini sağlamaya çalışmış. Ubeyb iş başa düşünce okulu da son sınıfta bırakmak zorunda kalmış.

Ubeyb’le kısa sürede sohbet, muhabbet derken yaşlarımız her ne kadar uygun olmasa da bile sevginin dili ortak olunca ahbap olduk. Az zamanda kendisinden çok şey öğrendim. Önce okulu neden bıraktığını sorduğumda: “İkisi bir arada yürümedi. Okula gitsem, ailem zor durumda kalacak, çalışsam okulda durumum zorlaşacak. Ders çalışamayacağım, hocalar soru sorduğunda cevap veremeyeceğim ve azar yiyeceğim, Türk arkadaşlarım belki de benimle dalga geçeceklerdi” dedi. “İki yoldan birini seçmeliyim dedim ve okulu bırakmak zorunda kaldım”.

Peki ailenin geçindirebiliyor musun dediğimde çok zor, ancak zaruri ihtiyaçlarımızın bir kısmını karşılayabiliyorum. Allah’tan sizin gibi insanlar var da onların yardımı ile ayakta durabiliyoruz. Sizler olmasanız işimiz çok zor” dedi. Ubeyb Türkleri seviyor musun dedim: “Sevdiklerimde var ama hiç sevmediklerim de var. Sizi çok seviyorum mesela dedi. Siz bizi insan gözüyle görüp Yardım etmeye çalışıyorsunuz, bizi dışlamıyorsunuz. Annem her gün sizin eşinize dua ediyor. Ama kimileri bize sığınmacı gözüyle bakıyor ve aşağılıyor, onları hiç sevmiyorum. Onlar bizi insan gözü ile bile görmüyorlar. Onları nasıl sevebilirim ki. Sanki biz zevk için buralar geldik. Şimdi fırsat doğdu memleketimize dönüyoruz. Bizi orada belki daha zor şartlar bekliyor.” Dedi.

İşlerini hallettiğimiz aileyi arabamla evlerine bıraktıktan sonra Ubeyb’e eve nasıl gideceğini sordum, yürüyerek gideceğim, dolmuşa para veremem ki dedi. Köprübaşı’ndan Orsan Camiinin oraya kadar yürüyecek. Eve telefon edecek kadar kontürü yok. Telefonumu verdim annesini aradı ve eve geldiğini belirtti. Annesi de gelirken bazı ihtiyaçlarının olduğunu ve onları almasını tembih etti. Eve yaklaşınca markete doğru arabayı sürdüm bana “Hocam eve uğrayıp da para almam gerekiyor” deyince, ben de önemli değil bu defa benden olsun dedim. Gözleri sevinçten parladı ve mutluluğunu anlatmak için kelime bulmakta zorlanıyorum.

Markete girince gereksiz şeyler dışında ne isterse alabileceğini söyledim ve aldı. Bu arada kardeşlerini de unutmadı ve onlara da bir şeyler alabilir miyim diye sorunca alabilirsin dedim ve istediğin kadar dedim ama yine de o alması gereken kadar aldı.

Dönüş için paranız var mı diye sordum, olmadığını söyledi. Ben de bunu karşılayabilecek yerleri aradım ama oralarda verebiliriz ama resmi işlemler bir hafta sürebilir dediler. Bunun üzerine eşimle benim banka promosyonlarımız vardı. Oradan ihtiyaçları kadar her iki aileye de verdik ve en son terminale kadar eşyalarını taşıdık ve gönderdik.

Bizler oturduğumuz yerden ahkam kesmeyi, hüküm vermeyi ve insanları yargılamayı severiz. Olayın iç yüzünü ve insanların içinde bulunduğu durumu anlamayı seçmeyiz. Ben sadece birini yazdım. Sanırım Ubeyb’i tanıdınız. İçimizde binlerce Ubeyb var. Şimdi insan olarak Ubeyb’ler için neler yapmalıyız, neler yapabiliriz onları düşünelim. Atalarımızın dediği gibi “bol bol yemenin bön bön bakması” da var.