Bugün, 11 Şubat 2026 Çarşamba

Abdullah ALTAŞ


ÜLKEMİZİN DEPREMLE İMTİHANI

ÜLKEMİZİN DEPREMLE İMTİHANI


Zelzele, dünyaya ait, dünyanın özelliklerinden olan yıkıcı doğa olaylarındandır. Yıkıcı, üzücü, vahim sonuçları olan doğa olaylarını engellemek mümkün mü? Bir yere kadar mümkün.

Nasıl ki hasta olduğumuz zaman, şifamızı en üst seviyede arıyor bu konuda titizlik ve hassasiyet gösterip hastalıktan kurtulmak için gayret gösteriyorsak; yıkıcı doğa olaylarında belli bir noktaya kadar, belli bir yere kadar engelleyebilir kendimizi koruyabiliriz ama tamamen ortadan kaldıramayız.

Burada merak edilen soru şudur. Acaba, yıkıcı doğa olaylarını aza indirme, yıkıcı özelliğinden en az zararla çıkmak için gerekli vesilelere sarılmamız ve gerekli çalışma yapmamız mümkün müdür? 

Mümkündür... Her ne kadar daha önceki yaşadığımız acı tecrübeler edindiğimiz depremlerden sonra bir takım tedbirler alsak bile bu tedbirler yeterli seviyeye gelememiştir. 

Maalesef, bedeli en yüksek bilgiler yaşanarak elde edilen bilgiler olmaktadır. Tecrübe, insana yaşadıklarından sonra verdiği bir derstir. Tecrübe ile göremediklerimizi görür, az gördüklerimizi daha iyi görürüz. Meselenin bu boyutunu başta ihmal etmemeliyiz. 

Yapılan binaların, evlerin depreme dayanıklı, sağlam yapılması, katların sayısına dikkat edilmesi, Mimar ve mühendisliğin seyir ve tekamülünün takip edilmesi, inşaatın yapımında bilimselliğin takip edilmesi... Tüm bunlar muhtemeldir ki, deprem riskinde  göz önünde bulundurulacak önceliklerdendir. 

Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor: “Yaptığınız işi güzel yapın; Allah işini güzel yapanları sever.”

                                       (Bakara suresi 195.Ayet) 

Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Allah Teâlâ, birinizin yaptığı işi en iyi şekilde yapmasından memnun kalır.”

Hz. Peygamber'in, “Devemi bağladıktan sonra mı tevekkül edeyim (Allah 'a güveneyim), yoksa devemi bağlamadan mı tevekkül edeyim?” diye soran bir sahâbîye, “Önce deveni bağla, sonra tevekkül et Allah'a güven ” yolundaki cevabı  tevekkülden önce tedbir almanın gerekliliğine delil sayılmıştır.

Hz. Ömer, Şam yolundayken şehirde veba salgını başladığı haberini alır ve geri dönmeye karar verir. 

Ordularının kumandanı Ebu Ubeyde b. Cerrah Hz. Ömer’e sorar:

-Allah’ın kaderinden mi kaçıyorsun? 

Hz. Ömer cevap verir:

-Evet, Allah’ın kaderinden yine Allah’ın kaderine kaçıyoruz.

Geçmişte yaşanmış bu olaydan dolayı kıyaslama yaparak şunu söyleyebiliriz: Depremin meydana gelmesi Allah'ın bir kaderi olarak, depremden korunmak için tedbir almak da o'nun bir kaderidir. 

Meseleye birde farklı bir boyuttan bakalım. 

"Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele!"   (Bakara suresi 155. Ayet) 

"Her can ölümü tadacaktır, sizi imtihan olsun diye iyilik ve kötülüklerle sınarız. Sonunda hepiniz bize döndürüleceksiniz."  (Enbiya suresi  35. Ayet) 

Sonuç olarak diyebiliriz ki ; mağlubiyete yol açmayacak şekilde hazırlıklı olmalı en üst seviyede tedbirlerimizi almaya çalışmalıyız. 

Allah, tüm ülkemize acı ve üzüntü veren bu depremde vefat eden tüm vatandaşlarımıza rahmet etsin, geride kalan yakınlarına sabır metanet, sağlıklı ve uzun ömürler versin. Allah, bir daha böyle acılar göstermesin.