Belediyecilik, bugünü kurtarma değil, yarını inşa etme sanatıdır. 1995 yılında, henüz teknoloji ve finansal imkanlar bu kadar geniş değilken, Almanya tecrübemizin de katkısıyla Avusturyalı firmaları Ordu’ya davet etmiştik. Üç hafta boyunca, dil avantajımızı da kullanarak gece gündüz demeden teknik detaylar üzerinde çalıştık. Hedefimiz; Ordu’nun eşsiz manzarasını turizmin lokomotifi yapmaktı. O gün "cesaret edilemez" denilerek rafa kaldırılan o dosya, yıllar sonra bir başka arkadaşımızın döneminde hayata geçtiğinde, aslında rafların değil vizyonun kazandığını gördük. Bugün Ordu semalarında süzülen her kabin, 1995’teki o inatçı çalışmanın birer sessiz şahididir.
14 Yıllık Bir Sabır: Millet Bahçesi
Bir yazar ve yerel yönetici için en büyük sınav sabırdır. Eski stadyum yeri, Çarşamba Pazarı ve şehrin en büyük meydanını kapsayan bölge için yazdığım makalelerde yıllarca aynı şeyi vurguladım: "Benim Hayal Projem." Beton yığınları arasında boğulan bir şehre nefes aldıracak, insanı merkeze koyan bir Millet Bahçesi... Tam 14 yıl boyunca bıkmadan, usanmadan kaleme aldım bu ihtiyacı. Bugün Ak Parti iktidarında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı eliyle bu projenin ihale edilmesi ve çalışmaların başlaması, "sadece önermenin" bile ne kadar kıymetli olduğunun ispatıdır.
Biz Öneririz, Tarih Kaydeder
Bizler fikir işçileriyiz. Şehrin dokusuna dokunmak, eksikleri tespit etmek ve Avrupa’da gördüğümüz "insan odaklı" projeleri kendi toprağımıza uyarlamak bizim görevimizdi. Kararı yetkililer verir, icraatı makamlar yapar; ancak tohumu ekenin hayali olmadan hiçbir ağaç meyve vermez.
