Yaşar Kemal'in "Bu Diyar Baştan Başa" adıyla kitaplaşan röportajlarının birinci cildinin alt başlığı "Nuhun Gemisi"dir. 1951 yılı haziran ayında Diyarbakır'a giden Yaşar Kemal ilk röportajında, şehri anlatır.
"...Bu şehir Kılıf içinde, kendisini öyle gizlemiş ki; tadına varabilmek, onu sevebilmek emek istiyor, terlemek istiyor. Şehrin mahremiyetine girebilirsen, büyülendin demektir. Diyarbakır seni büyülemiştir, kurtuluş yok..."
***
Yaşar Kemal kaldığı "Park Oteline Naibin Konağı diyorlardı" der. Sultan Murat Diyarbakır'a geldiğinde bir süre bu konakta kalmış. "Sanki yeni yapılmış gibiydi" Yaşar Kemal yapının, bir mimarı başeseri olduğunu söyledikten sonra sözlerini şöyle sürdürür. "...Büyük avlusu, siyah beyaz taşlardan örülmüş duvarları, eyvanı, odaları, tahta işleme tavanları vardı... " Yaşar Kemal o güne kadar bu kadar güzel bir yapı görmediğini söyler. (Yaşar Kemal, Behram Paşa evi de denilen Park Otelin yıllar sonra yıkıldığını ifade eder) *** Yaşar Kemal, Diyarbakır'ın bir gül şehri olduğunu yazar. "Her yan gül, göz alabildiğine gül... Şehrin ana caddesinin kaldırımları üstünde sıralanmış kızlar, çocuklar, yaşlı kadınlar önlerinde sepet sepet menekşeler, menekşe satıyordu. Bu akrepler payitahtı, gül şehridir, menekşe şehridir, kahveler şehridir... Her adımda bir kahve vardır. Ancak, Diyarbakır'ın kahveleri başka şehirlerdeki kahvehanelere benzememektedir; bunların çimen ekilmiş, güllerle donatılmış avluları vardır. İki karış yüksekliğinde kürsü denilen, balıkçı ağı gibi iple örülmüş iskemleler vardır, bu kahvelerde. Kahveler işsizlik nedeniyle tıklım tıklım doludur.
***
Evet... işsizlik nedeniyle doludur... İş yoktur, civardaki illerden, ilçelerden, köylerden iş bulmak umuduyla Diyarbakır'a gelen insanlara iş yoktur. Şehrin yarıdan fazlası işsizdir, yoksuldur, tarımda makina kullanımı işsizliği artırmıştır. İnsanlar, "bu şehre fabrika gerek, sanayi gerek" demektedir; dün de demektedir; 72 yıl sonra bugün de 'Diyarbakır'a fabrika gerek' demektedir.
***
Yaşar Kemal "Diyarbakır akrepler şehri, gül şehri, pis pis kokan hanlar şehri, karpuz şehri, Diyarbakır Surları, mimarisi, camileri, sanat abideleri, yeni yapılan otelleri, eşsiz tabiat zenginliğiyle turizm şehri... Diyarbakır tezatlar şehri..." der.
Röportajları okuduğunuz zaman Diyarbakır'ın aynı zamanda bir ipekçilik merkezi olduğunu öğrenirsiniz. Ancak hem suni ipek rekabeti hem de Suriye'den gelen ipek eşyalar, şehirdeki ipekçiliği öldürme noktasına getirmiştir. Diyarbakır'da ipekçiliği besleyen dutlukların hemen hepsi Dicle kıyılarındadır. Dicle kıyıları şehrin bahçelerinin olduğu yerdir. Toprakları bütün ovalardan daha verimlidir; dünyanın en büyük karpuzları burada yetiştirilmektedir. Amerika'da böyle bir karpuz yetiştirmek için uğraşılmış ancak başarılamamıştır.
***
Diyarbakır'da yol yoktur, bırakın köy yollarını ilçeler arasında bile yol yoktur, o yıllarda. Okul sayısı o kadar azdır ki... Fabrika yoktur, okul yoktur, yol yoktur... Diyarbakır yokluklar şehridir ama tüm yokluğuna yoksulluğuna karşın kapısını çaldığınızda sizi güleryüzüyle karşılayacak cömert, dost insanların şehridir.
TÜM ANADOLU BİR DİYARBAKIRDIR. ŞİMDİ İSE DİYARBAKIR'DA OLMAYAN YOKTUR.
