Bizim çocukluğumuzda İlkokulda iken "Yerli Malı Haftası" kutlanırdı. Bizler de evlerimizde annelerimizin verdiği meyveler, fındık, ceviz gibi kuru yemişleri okula götürür, herkesin getirdiği yiyecekleri birlikte tüketir ve bu haftayı kutlardık.
Amaç yerli ve milli üretim kavramını genç beyinlere yerleştirmek ve yabancı hayranlığına meydan vermemek, aynı zamanda israf etmeden tüketmeyi öğretmekti.
Yıllar geçince global sermaye ve sömürü düzeni dünyayı işgal edince bizlerden bundan nasibimizi aldık. Yabancı marka takıntısı ve hayranlığı bizi israf derecesinde harcama ve tüketime yönlendirdiği gibi milli sermayemizin yabancıların eline geçmesine de yol açtı.
Bu hafta 1946 yılından beri kutlanır. Önceleri buna çok önem verilirken, günümüzde sembolik bir anlam taşımaktan ileri gidememektedir. Artık yerli ve milli olduğundan bahseden gayri milli yerli uşaklar yabancı takılmayı yeğlemekte, çoğu zamanda ülkesinin gelişmişlik düzeyi ile dalga geçip alay etmekte.
Kullandığı yabancı marka eşyaları sergilerken bundan da gurur duyacak kadar ülkesine, milletine ve değerlerine yabancılaşmaktadır. Haliyle bu tür medeniyetsizler yüzünden ülkenin kazandığı dövizler yurt dışına gitmektedir. Ülkesinin ürettiği ürünleri tüketmekten utanan haramzadelerin sayısı gittikçe ne yazık ki çoğalmaktadır.
Toluma örnek olması gereken sözüm ona sanatçılar ise bunun tam tersine birbirleri ile girdikleri zenginlik ve israf yarışı ile topluma kötü örnek olmaktan öteye gidememektedir. Bunları kendine örnek alıp bunlar aşık atmaya kalkan sonradan görmeler de en sonunda bu yolda bütün varlığı harcamakta ve sıfırı tüketmektedir.
Bu hafta “Yerli Malı Haftası” olmasının yanın da ayrıca “ Tutum ve Yatırım haftası” olarak da kutlanmaktadır. Demek ki bu hafta insanları tutumlu olmaya ve yatırım yapmaya da teşvik gibi önemli bir rolü de üstleniyor.
Gel gör ki; ülkemin yatırımcıları bankalardan aldıkları düşük faizli kredilerle yabancı paralara yatırım yapmakta ve böylece servetine servet katmanın peşindedir. İstihdam yaratmak diye bir derdi yoktur. Yatırımı ülkesinin sanayisine, ekonomisine ve istihdamına yapacağı yerde kendi cukkasına yapmaktadır.
Yeri geldiğinde de ekonominin gidişatının iyi olmadığı konusunda ilk ahkamı kesenlerde bunlar olmaktadır. Bunlar yerli kılıklı içimizdeki yabancılardır. Ve ne yazık ki ülkenin kaymağını da bu alçaklar sömürmektedir.
Bir devlet büyüğümüz bir demecinde: “Bankalardan kredi çekip, bunları dövize yatırıp para kazananlar alçaktır!” diyor. Ben de diyorum ki bunların bu kredileri almalarını sağlayıp, sonra da bu kredileri niçin aldı ve nereye harcadı diye gereken denetlemeyi, takibi yapmayan ve bunlarla ilgili yasal prosedürü uygulamayan da en az bunlar kadar alçaktır.
Devletin malı “yağma hasanın böreği” değildir ve kimseye peşkeş çekilmemelidir. Ayrıca son günlerde piyasaların allak bullak olması, dövizin aşırı yükselmesi nedeniyle bunu fırsat bilip aşırı zamlar yaparak milleti bunaltanlar alçak oldukları kadar da zalimdirler.
Geçmiş kavimlerin helakına baktığımız zaman onların sonunu getiren filler bugün ne yazık ki daha aşırı şekilde işlenmektedir. Kibir, gurur, zina, iffetsizlik, her türlü sapıklık, ticari ahlaksızlık, yalan, dolan ve hileler, merhametsizlik, gaddarlık, zulüm, işkence, faiz, rüşvet ve hırsızlık var. Geçmişte bunları yapan kavimler helak olmuşlardı. Şimdi de bizim başımıza geleceklerden bizler sorumluyuz.
Kurtuluşun yegâne yolu Yaratanın bizi yaratış gayesine yönelmekten geçmektedir. Cenab-ı Hak Kur’an-ı Keriminde şöyle buyuruyor: “İnsanların bizzat kendi işledikleri yüzünden karada ve denizde fesat zuhur etti, düzen bozuldu, ki Allah yaptıklarının bir kısmını onlara tattırsın; belki de (tuttukları kötü yoldan) dönerler.” (Rum Suresi 41. Ayet)
Yine Nahl Suresi 45-46 ayetlerde şöyle buyurulur: “Şimdi şu kötülükleri planlayanlar, Allah’ın anları yerin dibine geçirmeyeceğinden veya hiç bilemeyecekleri bir yerden kendilerine azabın gelmeyeceğinden ya da onlar işe güce dalmışken Allah’ın kendilerini kıskıvrak yakalamayacağından emin mi oldular? Onların bunu engelleme güçleri de yoktur.
Hani lüzumsuz adamın biri diyor ya:” Bekleyin, geliyor gelmekte olan”. Artık bekleyelim bakalım başımıza azgınlığımızın yüzünden neler gelecek. Gerçi pek çok şey geliyor ama biz gafilane bir şekilde olayları başka türlü yorumluyoruz.


