Müslümanlar için on bir ayın sultanı Ramazan ayı geldi. Onun gelmesi ile birlikte birtakım zındıklarda başlarını inlerinden çıkardılar. Hatta bu sene erken çıkardılar. Ve Oruçla ilgili iftiralar atıp Müslümanları gerici yobaz diye yargılamaya çok erken başladılar. Ülkemiz de güya Müslüman kimliği taşıyan ama İslam’a ve Müslüman’a her fırsatta kin ve nefretini kusan aşağılık bir kesim var. Bunlar her fırsatı kullanmaktan çekinmiyorlar.
Daha ramazanın birinci günü bir okul müdürünün; mazeretli veya mazeretsiz de olsa oruç tutmayanların oruç tutanların gözünün önünde yemek yemesinin uygun olmayacağını belirtmesi bazı oruç düşmanlarının hoşuna gitmemiş ve hemen bilinç altındaki İslam düşmanlığını hortlatmış.
İstanbul’un Maltepe ilçesinde bir Anadolu lisesi müdürü, ramazan dolayısıyla her ne şekilde olursa olsun, mazeretli ya da mazeretsiz oruç tutmayanların oruç tutanlara saygılı davranmasını ve onların gözü önünde yiyip, içmemelerini, yiyip içmek isteyenlerin de kantin ve yemek haneyi kullanmalarını, bunun dışındaki yerlerde yememeye dikkat etmelerini istemiş.
Okul müdürü gayet makul ve normal olan bir şeyi istemiş, söylemiş. Kimseye zorla oruç tutun, oruç tutmayanı okula almam veya benzer şekilde bir şey söylememiş. Sadece oruçluya saygıya davet etmiş. Müslüman memleketinde bundan daha masumane bir istek olabilir mi? Ramazan günü hayvanlar gibi ulu orta yemeyin demiş. Zıkkımlanın ama milleti rahatsız etmeyin demiş.
Bunu haber alan karşı mahalle durur mu? Belli mihraklar hemen harekete geçmiş. Ne de olsa ülkemizde başımızın üstünde duran ve birileri için İslam’a ve Müslümanlara saldırı cephesi olan laiklik diye bir siper var. Oradan yaylım ateşe başlamışlar. Fitnenin başı olan Çamuriyet gazetesi hemen olaya balıklama dalmış. Ne de olsa şer cephesinin ne yapacağından haberi olmayan müdürün beyanatı onlar için bulunmaz Hint kumaşı olmuş.
İşte Çamuriyetin olaya bakışı: “Gerici okul müdürü oruç; tutmayan öğretmen ve öğrencilerin Ramazan Ayı boyunca okul içinde yalnız kantin ve mutfakta yemek yemesi için talimat verdi.”
Şer sendika durur mu o daha da ileri giderek olayı tamamen manipüle etmekten geri kalmamış. Adı Eğitim-İş olan ama eğitimden başka her işle uğraşan, milletin değerleri, inançları ve kültürüne savaş açan kökü içerde ama başı dışarda olan bu yapı da olayı nasıl başka bir boyuta çekmiş işte görün: “Ak Parti eğitimde gericilik konusunda vites yükseltmiştir. Okul yöneticileri ve Milli Eğitim Müdürlerinin gericilik konusunda bir yarışa girdikleri açıkça görülmektedir.”
Bir şeyler söylemek istiyorum da terbiyem elvermiyor. Bu utanmaz, arlanmazlar kahir ekseriyeti Müslümanlardan oluşan bu ülkede “Müslüman mahallesinde salyangoz satmaya çalışan” müflis tüccarlara benziyor. Ahlaktan, edepten ve insanlıktan nasibi olmayanlardan insanlara saygı beklemek, öküzün altında buzağı aramaya benziyor.
Halbuki şöyle tarihimize bir göz gezdirseler bazı şeyleri görecekler ama onlar kör, sağır, dilsizler ve gerçekleri görmemek için yarasa taklidi yapıyorlar. Biz tarih boyunca içimizde yaşayan gayri Müslimlerin inançlarına dokunmamış, dinlerinin gereğini yapmaları için her türlü kolaylığı sağlamış bir milletin evladıyız. Ama bu milletin evladı olduğunu sanan hainler bu milletin inançları ile alay ediyor ve elinden gelse yasaklayacak cesareti gösterebiliyorlar. Aslını inkâr eden haramzadeler.
Osmanlı döneminde Ramazan ayları çok daha coşkulu, neşeli, şenlikli ve bir o kadar da manevi havada geçerdi. Gayri Müslümler bile Ramazan’a ayrı bir hürmet ederler. Müslümanlar oruç tutarken evlerinde yemek pişirerek kokusunun rahatsız etmesini istemedikleri için pişirmezlerdi. Hele sokaklarda açıkta hiç yemezlerdi. Hatta bazıları saygı için oruç bile tutardı. Gayri Müslimler, Müslüman komşularına iftar yemeği verirlerdi. Müslümanlarda onlara iftar sofralarını açardı. Birbirlerine karşılıklı olarak yemek getirip götürürlerdi.
Kanada’nın bir kasabasında Hıristiyanlar Ramazan ayı geldiğinde oruç tutan Müslümanlar için iftar düzenleyip şehrin meydanında hep birlikte iftar açıyorlarmış. Bizimkilere bak el aleme bak.
Bundan çok değil 30-40 sene önce oruç tutmayanlar yine vardı ama oruç tutmadıkları için utanırlardı. Açık kahve ve lokanta bulunmazdı. Açık olanlar da camlarını gazete kağıtları ile kapatırlardı da içerde ne nane yendiği belli olmasın diye düşünürlerdi. Mazeretsiz oruç tutmayanlar ayıplanırdı. Şimdi bunlar gayet normal oldu, her yer açık. Olabilir bu onların tercihi. Herkes kendi hesabını verecek. Ama müsaade edin de bizler de oruçlarımız rahatça tutalım, sizlerin tacizine uğramayalım.
Şahsen, Ramazan’da açık olan lokantalardan hayatta yemek yemem. Zaten kahve alışkanlığım da yok ya. Bazen gitsen çay içsem, aynı prensibi uygularım. Müslüman mahallesinde salyangoz satanlara pirim vermem.
Üzücü olan Müslümanların bu konuda oldukça duyarsız olması ve “beni sokmayan yılan bin yaşasın” felsefesinde olması. Biz değerlerimize sahip çıkmaz, tepki koymazsak meydanı boş bulan bu karakter yoksunları değerlerimizle böyle dalga geçer, bizim birlik ve beraberliğimizde kast ederle ve altımızı oyarlar.
Yazıyı uzatmamak adına burada kesiyorum ama daha yazılacak çok şey var.
