reklamy

Abdullah ALTAŞ


ZİLLET

ZİLLET


 

          Kabadayının biri kahvehanede iken şöyle seslenir.

         -Aranızda benden dayak yemeyeceğini iddia eden varmı? der.

         Orada bulunanlardan biri

        - Ben senden dayak yemem, der

        Bir müddet sonra kabadayı o kişiye

        -Kalk oradan! Orada ben oturacağım.

        Adam hiç itiraz etmeden oradan kalkar ve buyurun der ve başka bir sandalyeye oturur.

       Kabadayı biraz sonra, ikinci defa adama seslenir.

       - O sandalyeden kalk ben oraya oturacaktım, der

       Adam hiç itiraz etmeden oradan kalkar ve buyurun der ve yerini kabadayıya verir, kendisi başka yere oturur.

       Kabadayı üçüncü defa adama seslenir.

       -Ben aslında oraya oturacaktım, oradan kalk, der.

        Adam hiç itiraz etmeden oradan kalkar ve

       - Hay hay buyurun efendim, der ve kabadayıya yerini verir.   Kabadayı kendisine itiraz etmeyen adamın omuzunu tutarak ona şöyle der.

         - Doğru söylüyorsun. Sen benden dayak yemezsin. (Çünkü sen her dediğimi yapıyorsun)

         Günümüzde birçok arap devletinin ruhsuz yöneticileri bu durumdadır. Bunlar,  bulundukları ülkelerin yönetimini  silah zoruyla,  güç kullanarak ele geçirmişler, bu konuda batılı, çıkar seven bazı devletlerin desteğini almışlardır. Bunlar güçlerini, desteğini   kendi halkından  almadıkları için tedirgindirler. Bu  diktatörler halkına hesap vermezler, kendilerini besleyen efendilerine hesap verirler. Hesabı da yüzakı ile vermek isterler ki efendilerinin daima güvenini kazansınlar. Göstermelik, hileli entrikalı bir seçim neticesinde kendilerini bir şekilde seçtirirler. Bunların arkalarında darbesever başta ABD olmak üzere

diğer bazı batılı ülkeler vardır.  Bu darbeci, diktatör yöneticiler kendilerini iktidara getiren yöneticilere adeta şunu demektedirler. Bizi, yedirin, içirin, besleyin bu konuda yaşamsal öneme haiz desteğinizi kesmeyin, bizi iktidardan düşürmeyin, bize suikast girişiminde bulunmayın, bizi başka ülkelere karşı koruyun, iktidar zevkini, nefsani arzularımızı ömrümüzün sonuna kadar yaşayalım. Ondan sonra çocuklarımız iktidara yerleşsin. Dünya hayatından memnunuz. Yeter ki bize bir şey yapmayın. Her istediğinizi yaparız. Üstelik biz öyle çalışmak, gelişmek, ilerlemek, üretmek, sizin seviyenize çıkmak gibi  bir hatanın içine de girmeyiz, biz devamlı sizden satın alırız, biz eğlenmeye bakarız.

          Bugün bunu görmekteyiz. Ruhsuz, diktatör arap yöneticileri kendilerini ve iktidarını koruyan

bu devletlerin tehditleri, istekleri karşısında başta

dini kurallar olmak üzere tavizin dozunu artırdılar. Bir müddet sonra kendilerinden toprak tavizi de istenir.

         Bir müddet sonra kendilerinden bayraklarını değiştirmeleri istenir. Bu istemelerin, tavizlerin sonu gelmez. Batılıların taviz almada kriteri, ilk şartı, olmazsa olmazı alkol tüketimidir. Bunu yaptığın zaman batı seninle hemen dost olur.

         Batı senden, seni ayakta tutan, sana kuvvet veren dini inançlarından arındırmak ister, batı bundan mutlu olur. Öyle yaparsan batı seninle dost olur. Batı seni senden alıp kendisi gibi olsun ister.

          "Öldükten sonra yeniden dirilip, bize kavuşmayı ümit etmeyen, dünya hayatına razı olup onunla gönlü yatışanlarla bizim âyetlerimizden gafil olanlar var ya, işte onların, kazandıklarına karşılık varacakları yer ateştir." (Yunus Suresi 7-8. Ayetler)