Taner ÇELENK

Tarih: 26.07.2022 07:09

ADALET VE UMUDUM

Facebook Twitter Linked-in

Bir yerde huzursuzluk, çatışma, karışıklık varsa orada mutlaka eksik bırakılmış bir alan ya da ihmâl var demektir. Bu yer iş yeri olur, aile olur, sokak olur, şehir olur, ülke olur hatta dünya olur. Çözüm için ise ihmâl edilen noktanın tespiti çok önemlidir. Yani doğru tespit, doğru adımları getirir. Beşinci katta yangın var iken ikinci kata su tutmanın bir anlamı olmayacağı örneği gibi.

Ülkemizde de devamlı gündemde olan cinayet haberleri her geçen gün artmaktadır. Trafikte, sokakta, aile içi meselelerde, arazi anlaşmazlıklarında, vatandaşın hizmet aldığı hastane vs. kamu kurum ve kuruluşlarında… İnsanlar çok rahat silahlarını kullanabilir ve karşısındakilerin canına kastedebilir hale gelmiştir.

Hiçbir şekilde cinayeti meşru görmek niyetinde değilim ancak çözüm için, tekrarı olmaması için olayların mutlaka nedenlerine inmek gerektiğini düşünüyorum. Yani bir insan tüm ailesini katledecek kadar nasıl cinnet haline gelmiştir mutlaka araştırılması gerekir. Bunu sadece adli bir vaka olarak inceleyip katili cezalandırarak sorunu çözemezsiniz. Nitekim çözülemediği gibi artarak devam ettiğini görüyoruz.

Her adli vakanın mutlaka sosyolojik ve psikolojik taraflarını inceleyen birimlerin de kurulması ve incelenen vakalardan yola çıkılarak varılan neticelerle ilgili toplumsal düzeyde eğitimler ya da çalışmalar yapılmalıdır.

Bunun yanında cezaların mutlaka caydırıcılığı olmalıdır. Kasıtlı olarak, tasarlayarak, bir insanın hayatına kasteden kişinin cezası asla hapis olmamalıdır. Bu hem maktule hem de maktulün yakınlarına karşı yapılmış bir hak gaspıdır. Yani idam cezasının gelmesi taraftarı biri olarak sokakta gezerken fantezi olsun diye cana kıyan bir insanın yaşaması cezaevinde dahi olsa yanlıştır.

Sadece cinayet davalarında değil tüm suçlarda cezalar caydırıcı olmalı insanların adalete olan güven duygusu sarsılmamalı, verilen cezadan ötürü yürekler tatmin olmalı ki kişiler kendi adaletini aramak zorunda kalmasın. Evine hırsız girmiş bir insan ne yaparsa yapsın suçlu olmamalı. Kişilerin mahrem alanları olan evlere kimse elini kolunu sallayarak girememeli. Yıllarca alın teri dökmüş, çalışmış, çabalamış birikim yapmış bir insanın dolandırılması, gaspa uğraması, kandırılması gibi vakalarda dolandırıcı öyle cezalar almalı ki bir daha kimse böyle bir yanlışa cesaret edemesin. Herkesin yaptığının yanına kâr kaldığı bir hukuk sisteminin olduğu memlekette ne suç biter, ne cinayet biter ne de huzur olur.

Adaletin gecikmesi de insanların adalete olan güven duygusunu bitiren, insanların çözümü mahkeme kapılarında aramak yerine kendi başlarına aramaları ve ağır sonuçların ortaya çıkmasına neden olan bir durumdur. Osmanlı Devleti’nin ikinci padişahı Orhan Gazi’nin oğlu 1. Murat’a vasiyetinde: “Adaletin en kötüsü geç tecelli edenidir. Sonunda hüküm isabetli olsa da, geciken adalet zulümdür.” Diyerek Cihan Devleti olmanın en önemli aşamalarından birisinin adaletin zamanında tesisi ile mümkün olacağının Orhan Gazi’deki yüksek öngörüsünün tecellisi diyebiliriz.

 Çok basit davaların bile iki üç yıl sürmesinden kaynaklı insanlar karşılaştıkları sorunlarda ya sineye çekip, devletine gönlü buruk bir şekilde hayatına devam ediyor ya da kendi çözümünü aramasına neden oluyor. Her iki durumda da adalet tecelli etmemiş, ülkemizin huzur ve güven ortamı yara almaya devam ediyor demektir.

Netice itibariyle ülkemizde kanunlar suçludan değil haklıdan yana olmalı. Kimsenin yaptığı haksızlık yanına kalmamalı. İnsanlar zulme haksızlığa maruz kaldığında çekinmeden, düşünmeden, güven duygusuyla müracaatlarını yapabileceği bir mekanizma olmalı. Şikâyet edilenin suçu basit bile olsa karakola çağrılmadan, savcı huzuruna çıkmadan, soruşturmadan takipsizlik verilmemeli. Küçük suçlarda hiç aranmayan, sorulmayan suçlular bundan cesaret alarak daha büyük suçlara meyletmekten çekinmez olmaktadırlar.

Kimse bir anda tescilli kötü, belalı insan olmamıştır. Sistemin boşlukları, gevşeklikleri onu cesaretlendirmiş ve her seferinde daha büyük suçlara meyletmiştir. Bu boşluk daha küçük yaşlarda ailede başlamış, okul hayatında devam etmiş, kanunların ve sistemin gevşekliği ile zirveye çıkmıştır. Netice itibari ile bu boşluklar ortaya cani diyeceğimiz insanları çıkarmıştır diyebiliriz.

Haklının güçlü, haksızın zayıf olduğu bir adalet sisteminde kimsenin suç işlemeye dahi cesaret edemediği caydırıcı cezaların olduğu, eğitim sistemimizin iyi insan yetiştirme merkezli programları ve gayretli personeliyle zorunlu iyi olma durumunun tüm insanlarımızda davranışa dönüşerek dünyaya örnek bir medeniyet inşası hayalimiz ve umudumuz hala var.

Selam ve dua ile kalın sağlıcakla…

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —