Mehmet Ali AYDIN

Tarih: 08.01.2026 09:23

BALIK HAFIZALIYIZ

Facebook Twitter Linked-in

 

Millet olarak bize yapılanları hemen unutabiliyoruz. Düşmanlığımızın da dostluğumuzun da ebedi olacağını sanıyoruz. Ne var ki bazı milletlere olan düşmanlığımızı biz unutsak bile bize devamlı hatırlatıyorlar. Bazılarını da biz unutmasak bile bu defa da unutturuyorlar. 

Bunun en basit örneği “Birinci dünya savaşında İngilizlerin oyunu ile Araplar bizi arkadan vurdu” olayını hiç unutmuyoruz. En son yaptığımız Kurtuluş savaşında Yunanlıların bize yaptıklarını bize unutturmaya çalışıyorlar. Amaç Müslüman Araplarla düşman olup Müslümanların birliğini engellemek. Buna karşılık Anadolu’da yapmadığı mezalim, ahlaksızlık kalmayan ve Kurtuluş savaşında efendilerinin kılıcını sallayarak bize kan kusturan Yunanla kardeşlik kurmaya zorlamak.

Hani bir zamanlar “Biz bir denizin iki yakasında kardeşiz” masalları vardı işte bu Yunanla kardeşlik hayalleri kuranların hülyası idi. Burnumuzun dibindeki adaları bile dostluk uğruna bunlara peşkeş çekenler de bizimkilerdi. Halbuki bu Yunan hala da fırsatını bulsa bir türlü vazgeçmediği “Megalo İdea”sını hayata geçirmekten imtina etmeyecektir.

Arapların yaptığını unutmuyoruz ama İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan, Bulgar, Sırp ve diğer keferelerin yaptıklarını “Batılılaşmak” adına hemen unutmaya hazırız nedense. 

Geçen sosyal medyada bir paylaşım dikkatimi çekti ve şöyle diyordu: “Tripoliçe katliamı ve Soykırımı Sempozyumu”. Bunca yıl Tarih Öğretmenliği yaptım, hiçbir kitapta rastlamadım. Konuya ben bile Fransız kalmışım. Dikkatimi çekti ve “Google” amcaya sordum, önüme birkaç sayfalık bir bilgi hazinesi sundu. Neler neler olmuşta bizim haberimiz olmamış. Belki de büyük bir çoğunluğunda olmamıştır. 

Tripoliçe, Yunanistan’ın en güneyinde yer Alan Mora Yarımadasında stratejik öneme sahip bir şehir. Yunanlıların Osmanlıya karşı isyanı ve bağımsızlık savaşları sırasında Mora’da çıkan isyanları Osmanlı Askerlerinin bastıracak gücü olmaması ve şehrin dört bir yanında yerleşen Rum eşkıyalarının şehre girmesi ile başlayan katliamın adıdır Tripoliçe Katliamı. Şehirde yaşayan Müslüman ve Yahudilerden binlerce insan insanlıktan mahrum vahşi hayvanların saldırısı ile katledilmiştir.

Artık ben konuşmuyorum bizzat olayı araştıran, inceleyen ve belgeleştiren tarihçiler konuşuyor:

Bundan sonra yaşananları ABD’li yazar McCarthy şöyle aktarıyor: 

“Üç gün boyunca zavallı Türk yerleşimciler, bir vahşiler güruhunun şehvetine ve zulmüne teslim edildiler. Ne cinsiyet ve ne de yaş yönünden bir esirgeme yapıldı. Kadınlarla çocuklar dahi öldürülmeden önce işkenceden geçirildiler. Kıyım öylesine büyük ölçekteydi ki, çetecilerin sergerdesi Kolokotronis’in kendisi bile, kasabaya girdiğimde yukarı hisar kapısından başlayarak atımın ayağı hiç yere değmedi demektedir. İlerlediği zafer kutlama töreni yolu, cesetlerden bir örtüyle döşenmişti.”

Şehirde artık Yunanlılar dışında kimse kalmamıştı. Türkler ölmüş, Yahudilerin bir kısmı ilk etapta şehirden kaçmayı başarmıştı. Ancak onlar da daha sonra sığındıkları son Osmanlı kalesi ele geçirildiğinde aynı sonla karşılaştılar. “

İsyan başladığında Mora’da 90 binin üzerinde Müslüman nüfusun olduğu tahmin ediliyor. Bağımsızlık ilan edilince bu nüfustan eser kalmadı.

Çok büyük bir kısmı öldürüldü. Kalanlar ise üç yüz yıllık topraklarını, evlerini, ata mezarlarını bırakıp Rum çetelerin katliamından kaçtılar.

"Asıl barbarlık eden Rumlar"

Rum isyanı ve sonrası gelişmelere dair eseri bulunan David Howarth’ın kitabında olaylara tanık olan Avrupalı bir subayın anlattıkları yer alıyor. Howarth “Yunanlıların, barbarlıklarına 20 kadar Avrupalı tanık olmuştu. Bunlardan biri de İskoçyalı Albay Thomas Gordon’du. Tripoliçe’de gördüğü olaylar o kadar dehşet vericiydi ki, utanç verici bu olayların, sonsuza değin bilinmesini istedi” diyor ve Albayın sözlerini şöyle aktarıyor:

“İki gün içinde, on binlerce Türkün yaşadığı şehirde tek canlı kalmamıştı. Bunların çoğu, kafası, kolları ve bacakları kesilerek öldürülmüşlerdi. 1821 ihtilali döneminde, Yunanistan'da yaşayan yabancıların sayısı, parmakla sayılacak kadar azdı. Bu yüzden Avrupa ülkeleri Yunanistan'da neler olup bittiğini bilmiyordu. Yunanistan dışına gönderilen raporlar savaşa katılmamış, Atina'da yaşayan aydın romantikler tarafından hazırlandığı için, Yunanlıların ideallerine uygun ölçülerde kaleme alınıyordu. Bu Avrupalılar Türkleri kınarlarken, barbarlık edenin ve katliamı başlatanın Rumlar olduğunu bilmiyorlardı."

İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Fuat Örenç, yıllardır bu konunun izini sürerek bilgi, belge topluyor.

Örenç, “Mora Türkleri” kitabında isyanın sürecini şöyle anlatıyor:

“Mora’nın Pindus ve Olimpus dağlık bölgelerinde yaşayan, merkezi otoriteyle sınırlı ölçüde tanışmış Hristiyan Kleft grupların isyanda çok önemli etkisi oldu. Rum isyancılar ayrım yapmadan bütün Müslüman köylerini yağmalayıp, Türkleri katletmeye başladı. Ağızdan ağıza Mora’da ve dünyada hiçbir Türk’ün kalmayacağı dolaşıyor, bir kökten yok etme savaşının başlangıcını ilan eden şarkılar söyleniyordu. Mora’daki ilk katliam haberi duyulunca Müslüman halkı Tripoliçe’deki kalelere sığındı. Vostice Müslümanları ise, buradaki Rumlar tarafından kandırılarak kayıklarla Salona Kasabası’na nakledilmek üzere iskele başına getirildi. Ancak Rum isyancılar verdikleri sözü tutmadılar ve Türklerden 400 kadarını öldürdüler.”

Bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıp diyen atalarımızın bu sözüne istinaden ben öğrendim ve öğrenmek isteyenler içinde yazdım. Sıra sizde. İçimizde Yunan’a kardeşlik melodileri mırıldananlarda melodilerini yeniden göden geçirirler sanırım. Ruslar için söylenen bir söz vardı: “Ayıdan post, Rus’tan dost olmaz”. Bu bütün Hristiyanlar için geçerlidir, onlardan bize dost olmaz, olamaz. Olur diyenler varsa bilin ki o da onlardandır. Devletler arasında zaten dostluk yoktur. Karşılıklı menfaat ve çıkar ilişkisi vardır. Bitti…

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —