Menü Ordu Hürses Gazetesi
Mehmet Ali AYDIN

Mehmet Ali AYDIN

Tarih: 20.01.2022 07:00

BİZ BÖYLE ÇALIŞIRIZ

Facebook Twitter Linked-in

Birkaç gündür Ankara'dayız. Çocuklar, torunlar var arada hasret gideriyoruz. Oturduğumuz sitenin hemen yanında bulunan Türk Telekom'un internet erişimi sağlayan dağıtım kutusuna geri geri manevra yapan bir kamyon çarparak haşat etmiş ve internet bağlantısı kesilmişti.

Yapılan şikayetler üzerine iki gün içinde yapılacağı belirtilmişti. Dün sabah ufaklıklarla markete onların deyimi ile abur-cubur almaya indik. Markete giderken yıkılan kutunun yapımı için ilgililer gelmiş, iki tane araç, sekiz tane personel arıza giderme çalışması yapıyorlar.

Her şey iyi güzel de benim dikkatimi başka bir şey çekiyor. Gelen sekiz kişinin içinde üç kişini çalışma elbisesi giydiğini ve çalıştığını, kalan beş kişinin gayet şık giyimler içinde elleri ceplerinde lak lak yaptıklarını görüyorum.

El insaf maden üç kişi çalışacak neden sekiz kişi gelir, ya da sekiz kişinin yapacağı bir onarımsa diğerleri neden çalışmaz. Sekiz kişinin yapacağı bu işi üç kişi kaç günde yapar.

Aslında her alanda yaptığımız bundan farklı değil. İşe adam değil de adama iş bulma felsefesi ile hareket ederiz. İş bulduğumuz adamlar da çalıştıkları işte kaytarma metotları üzerinde ihtisasa yaparlar ve kimsenin aklına gelmeyecek usuller bulurlar. Sonra da devlet kurumlarının hantallığından, yavaşlığından ve iş konusunda aksaklıklarından bahseder dururuz.

Bir zamanlar amcamın hanımı Giresun Fiskobirlik Fındık Entegre tesislerinde çalışıyordu. O zamanlar da Fiskobirlik battı batacak. Her iktidar değiştiğinden o iktidara yakın olanlar Fiskobirlik’e alınır ve kurum siyasilerin arka bahçesi gibi çalışırdı. Hesapsız kitapsız personel alınırdı.

Halbuki Fiskobirlik fındık üreticilerinin paraları ile kurulmuş bir kooperatifti. Üreticiler ortaktı ama üreticilerin ne yazık ki söz hakkı da pek yoktu. Yönetim kurulu seçilir, seçilen yeni yönetim de kendi adamlarını yönetim kademelerine getirirdi. Üreticiye bir şey sorulduğunu da sanmıyorum. Çünkü rahmetli babam da üye idi ve onun hiç söz sahibi olduğunu görmedim, duymadım ve bilmiyorum. Öldükten sonrada ortak olarak katılım payının ne olduğu da belli değil. Varislerine de böyle bir bilgi verilmedi. Verilse idi haberim olması gerekirdi.

Uzatmayalım. Bir gün amcamın hanımına Fiskobirlik’teki durumları sordum. Neler yapılıyor, nasıl çalışılıyor, kurumun durumu nedir gibi. Hani derler ya “bir dokun bin ah işit”. Keşke sormasaydım. Yengem bana “yeğenim öyle bir kurum ki, sabah erken giden oturmaya sandalye bulur akşama kadar oturma şansına sahip olur, geç gelen de akşama kadar ayakta durur. İki kişinin çalışacağı bir masanın başına on kişi dikmişler ve sekizine ihtiyaç yok. Her birimde de durum aynı.” Arkası olan işini yüzdürüyor, benim gibi bileğinin hakkı ile girenlerde arkası olmadığı için köle gibi çalışıyor. Ay sonunda aynı ücreti alıyoruz. Durum bu” dedi.

Aynı durum diğer kamu iktisadi teşebbüslerinde de geçerli idi. Her iktidar değiştiğinde çalışanlara ilave yapılır, Kurumun çalışan kadrosu şiştikçe şişirilirdi. Sonra da müessese zarar edince de kılıf hazırdı “görev zararı”. Sonra kimi kesimlerinin oturma organının yırtarcasına karşı çıkmalarına rağmen çoğu özelleştirildi de devlet önemli bir kamburdan kurtuldu. Hatta Ereğli Demir Çelik yüz milyonlarca lira zarar ederken, çalışanlarına sembolik bir ücretle satılarak özelleştirildi de bir yıl sonra müthiş kara geçti.

İşyeri çalışana ait olunca, çalışan verimli çalışıyor, ihtiyaçtan fazla personel alınarak kadro şişirilmiyor, mesaiden çalınmıyor ve herkes son derece özverili çalışarak kurumunun ilerlemesine katkı sunuyor. Ama devletin olunca herkes kendi adamını işe yerleştirmeye çalışıyor, arkasında dayısı olan personelde kurumun patronuyum havasına giriyor ve kötü akıbet kaçınılmaz oluyor. O nedenle ben devletin bekası için hayati önem taşıyan kurumlar dışında özelleştirmenin yanındayım. Devlet iyi bir patron değil.

Devlet memuru oluncaya kadar yalamadık bagaj, yalvarmadık adam, torpil için başvurmadık kapı bırakmayanlar işe girince önce maaşından şikayetçi oluyor. Sanki daha girmeden o işten kaç lira alacağını bilmezmiş gibi. Birde işe girdikten sonra daha önce şikayetçi olduğu durumları kendisi de yapmaya başlayarak vatandaşı bizar ediyor.

Nereden nereye geldik, Türk Telekom çalışanlarından ve onların iş anlayışından eski günlere bir gezinti yaptık ama bugün de durumun değişmediğini anlamak için çok zeki olmaya gerek yok. Biz bize benziyoruz. Önce işe girer, sonra görevimizi layıkıyla yapmaz en sonunda da durumdan şikayetçi oluruz.

Sonra mı, sonrası malum; ne olacak bu halimiz diye şikâyet ediyoruz. En çok şikâyetimiz işsizlikle ilgili ama işe aldıklarımız çalışıp üretmeyince yeni işçiye ihtiyaç duyulmuyor ki!  

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —