Çok zor durumda kalmıştı Jeri. Karısı Rozalina’nın durumu acil olmasa o kadar da dert edinmeyecekti hani.
İlk çocuğunun yaşaması için, mademki kendisinin kanına ihtiyacı vardı; yetişmek, mutlaka kasabasına varmak zorundaydı, hemeninden.
Şimdi ne yapacaktı? Memleketine nasıl gidecekti? Yaya gitmeye kalkışsa en az iki günü yollarda geçecekti ki, ne yandan bakılsa, karısının doğum anına yetişemeyecek ve böylece de talihin bir tokatı olarak, ilk gözağrısı yavrusunun ölümüne mani olamayacaktı.
Oto stop yapmak için ana yola indi.
Fakat, burada da şansı yanında değildi.
Can sıkıntısından yerinde duramıyordu. Bir taksi yanında durdu. Orta yaşlı şoför:
- Oto stopla bir yere gitmeye kalkışma sakın ahbap, dedi.
Jeri:
- Niçin?
Taksi:
- Çünkü, bir iki gün önce burada büyük bir cinayet oldu ve polis, oto stopçuluğu yasakladı, anladın mı? Hah hah ha..
Taksi uzaklaştı.
Jeri’nin tek şansı kalmıştı. Trene binmek. Bunun için koşarak bir kaç yüz metre ileride bulunan demir yoluna indi. Öteden beri bir trenin geldiğini gördü. Hareket halindeki bir trene nasıl binecekti. Tren bir yük treniydi ve bazı vagonları tam dolu olmadığı gibi kenarlıkları da açıktı. Buna sevindi. Belki atlayabileceğini düşündü, bunu bir kaç kere denedi ama olmadı. Burnundan solumaktaydı. Karısı, gözlerinin önünden gitmiyordu.
O esnada, şansı yardım etti.
Orta yaşlarda bir adam, Jeri’nin elini tutup yukarı çekti.
Jeri, nefes nefese:
- Teşekkür ederim, dedi.
Adam:
- Bir şey değil, önemi yok Jeri, dedi.
Şaşırdı Jeri:
-Adımı nereden biliyorsunuz?
Adam, Jeri’nin valizinin dışını göstererek:
-İşte, dedi, adınız orada yazılı..
Orta yaşlı adam, oldukça manalı gözlerle Jeriye bakarak:
-Meraklanma, dedi, meraklanma evlat seni evine yetiştireceğim...
Kafası büsbütün karıştı Jeri’nin. Bu, adam kimdi? Nereden biliyordu, kendisinin evine mutlaka yetişmek zorunda olduğunu. Tuhaf şeyler dönüyordu ya, dur bakalım, bunun sonu nereye varacaktı?
Adam, devamlı dışarılara bakınıyordu. Süratten dolayı rüzgar ikisinin de saçlarını savuruyordu.
Tabiatın görünümü o kadar harikaydı ki.. Her taraf yem yeşildi ve ovalar alabildiğine uzanıyordu. Biraz uzaklarda hafif yükseltili ve dağlara benzeyen tepeler, gerçekten mükemmeldi.
Jeri: “Memleketim gerçekten harika, savaşmak için değer.. “ Dedi kendi kendine.