Menü Ordu Hürses Gazetesi
Mehmet Ali AYDIN

Mehmet Ali AYDIN

Tarih: 19.03.2022 07:05

ÇANAKKALE’DE NE OLDU

Facebook Twitter Linked-in

Bugün dünya ender gördüğü bir savaşın ve bizim milletimiz içinde en önemli zaferin yaşandığı zaferin yıl dönümü. Çanakkale’den bahsediyoruz. Zaten top yekûn olarak milletçe ondan bahsedeceğiz. Törenler düzenlenecek, hamasi nutuklar atılacak ve “yedi düvele”, nasıl meydan okuduğumuz ve “Çanakkale Geçilmez” dedirttiğimizi ballandıra ballandıra anlatacağız. Hatta bunu bir hafta boyunca da devam ettireceğiz.

Ben bugün olayın savaş boyutuna çok da değinmek istemiyorum. Olaya bir başka açıdan bakacağım ve aksilik olmazsa bir başka yazıda da bugünle bir karşılaştırma yapmaya gayret edeceğim. Çanakkale savaşlar hem denizde hem de karada yürütülen ve on binlerce şehide ve bir o kadar da düşman askerinin ölümüne şahitlik eden tarihin tanıklık ettiği en kanlı savaşlardan biridir.

Savaş aslında 3 Kasım 1914 tarihinde başlamıştır. İhtilaf Devleti donanmaları bu tarihten itibaren boğazın her iki tarafını denizden bombardıman ederek, karadaki Türk mevzilerini ortadan kaldırmak, boğazdan geçerek Osmanlı Devleti’nin başkenti İstanbul’u alarak Osmanlıyı savaş dışı etmek. Aynı zamanda Rusya’ya gereken desteği sağlayıp savaşın seyrini değiştirmek böylece Almanya’yı doğudan da sıkıştırarak savaşı kazanmak niyetindedir.

Fakat boğazda ummadığı bir direnişle karşılaşmış ve elini kolunu sallayarak geçeceğini sanan düşmanlar burada dünyanın en ağır hezimetine uğramışlardır. 18 Mart günü Nusret mayın gemisinin döşediği mayınların düşman gemilerine boğazı dar etmesi, kıyıdaki topçularında isabetli atışları ile birçok savaş gemisini kaybeden İhtilaf Devletleri denizdeki hezimetten sonra denizden Çanakkale’yi geçemeyeceğini anlamıştır. Bu nedenle bugün zaferin yıl dönümü olarak kutlanmaktadır.

Çanakkale’yi denizden geçemeyeceğini anlayan düşman bu defa karadan geçmeyi denemeye kalkmış ve 25 Nisan 1915’te karaya asker çıkararak kara savaşlarına başlamıştır. Savaşın en kanlı sahneleri karada yaşanmış, göğüs göğüse yaşanan muharebelerde esas can kayıpları yaşanmıştır. Siperler gün içinde birkaç defa el değiştirmiştir. Küçücük bir yarımada dünyanın en kanlı savaşlarından birine sahne olmuştur. Mehmet Akif’in de dediği gibi “Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda, Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda”, toprağın her karesinde bir şehide rastlamak mümkündür. Yıllar sonra gittiğim Çanakkale’de arazide gezerken şarapnel parçaları ve mermi çekirdekleri bulduğumu söylesem abartmış sayılmam. Her karış toprağı 15 yaşından başlayıp yetmiş yaşına kadar cephede savaşan atalarımızın kanı ile sulanan kutsal topraklardır Çanakkale.

Birçok tarihçinin olduğu gibi benim görüşüm; birinci dünya savaşının ana hedefi medeni dediğimiz vahşi batının “Hasta Adam” dedikleri Osmanlıyı bertaraf edip onun topraklarına konmak, İslam dünyasını başsız bırakarak buraların yer altı ve yer üstü zenginliklerini sömürmektir. Aynı zamanda Bizans’ın intikamını almak ve İstanbul’da yeniden çan seslerini duymak istemeleridir. Ayasofya’yı yeniden kilise olarak ibadete açmaktır.

Aylarca süren kara savaşlarında da istenilen sonucu alamayan emperyalist devletler, burada da ummadıkları bir direnişle karşılaşmışlar maddeye karşı mananın neler yapabileceğine gözleri ile şahit olmuşlar ve imanın imansızlığa karşı asla mağlup edilemeyeceğini tatbiki olarak öğrenmişlerdir. Nihayet aldıkları acı mağlubiyetin sonucunda Çanakkale’de hezimete uğrayarak 09 Ocak 1916 çekilmek zorunda kalmışlardır. Geldikleri gibi gidememiş, maddi ve manevi büyük kayıplar vererek cehennem olup gitmek zorunda kalmışlardır.

Çanakkale savaşlarında yaşananları anlatan menkıbelere baktığımızda burada çok olağan üstü sahneler yaşanmış ve bunun insan aklı ile kavranamayacak mucizeler gerçekleşmiştir. Bu konuda çok şey yazıldı, çizildi, ciltler dolusu kitaplar kütüphane raflarını süslüyor. Süslüyor diyorum, çünkü okuma diye bir alışkanlığımız ve derdimiz olmadığı için rafları süslüyor. Ne gariptir ki ilk ayeti ve emri “OKU!” olan bir dinin mensupları olarak dünyanın en az kitap okuyan milleti olmak ne kadar acı değil mi? O nedenle el oğlu okuyup ilim ve fen sayesinde uzayda dolaşıyor, biz de cehaletimiz nedeniyle düz yolda yolumuzu şaşırıyoruz. Kendimizle ne kadar öğünsek azdır! Sonra da koro halinde biz neden geri kaldık şarkısı söylüyoruz. Okumayan, araştırmayan ve çalışmayanların yapacağı başka ne var ki geri kalmaktan gayri!

Uzatmayalım biz Çanakkale’de neden savaştık, şimdi durum nedir bunun bir kıyaslamasını yapmak durumundayız. Biz Çanakkale’de neden savaştık, mabetlerimize namahrem eli değmesin, vatanımıza düşman eli değmesin, dinimiz, diyanetimiz ayaklar altında çiğnenmesin, ırzımıza, namusumuza uzanan eller kırılsın yüzlerce yıllık vatan toprağı işgale uğramasın diye.

Bize ait değerler ayaklar altında çiğnenmesin, İslamin Bayrağı yere düşmesin, izzetinefsimiz kirlenmesin, analarımızın, bacılarımızın örtüsüne yaban eller uzanmasın, ezanlar susmasın, bayraklar yere düşmesin ve namusumuz kirlenmesin diye Çanakkale’yi hem kanımızla suladık ve hem de düşmanın kanını akıttık. Yoksa bizim başkalarının vatanında, ırzında, namusunda, inancında hiç gözümüz olmadı. Tarih boyunca biz hep mazlumların, kimsesizlerin ve ezilenlerin yanında olduk. Gittiğimiz yere barış, huzur ve insanlık götürdük.

Çanakkale’de biz medeniyetimizi, kültürümüz, örf ve adetlerimizi koruyalım ve yaşatalım diye kan döktük. Bütün bunlar boşuna yapılmadı. Ama ne yazık ki bugün ülkemizin durumuna baktığımızda durumun hiç te böyle olmadığını görmek bize üzüntü veriyor. İnşallah bu konuyu da bir başka yazıda ele alacağız. Bu duygularla zaferimizi kutluyor, bu zaferi bize canları pahasına armağan eden Çanakkale şehitleri ve bütün şehitlerimize Yüce Allah (CC) tan cennetiyle mükafatlandırmaları niyaz ediyorum. 

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —