Televizyonun evlerin başköşesine kurulduğu o ilk yıllar, sadece bir teknolojik gelişme değil, aynı zamanda bir aile ritüelinin doğuşuydu. Akşam ezanından sonra demlenen çayın kokusu, sacda kavrulan fındığın çıtırtısı ve TRT ekranlarında beliren o siyah-beyaz dünyanın büyüsü... O yıllarda televizyon, aileyi bir araya getiren bir "elektronik şömine" vazifesi görüyordu.
Nostaljiden Gerçeğe: Bizi Birleştiren Hikayeler
Eskiden Türk ve yabancı diziler, sadece vakit geçirmek için değil; edep, saygı ve sevgi bağlarını pekiştirmek için izlenirdi. Mahalle kültürünü, komşuluk hukukunu ve fedakarlığı anlatan yapımlar, toplumun ahlaki pusulasını doğrultuyordu. O günlerde ekran, evin bir ferdi gibiydi; çocukların yanında konuşulmayacak olanı göstermez, aile mahremiyetine saygı duyardı.
Günümüz Televizyonu: Bir Sosyal Erozyon Aracı
Peki, bugün ne değişti? Bugün televizyon, maalesef aileyi birleştiren değil, bireyleri birbirinden koparan ve değer yargılarını sarsan bir kutuya dönüştü. Özellikle sabah kuşağı ve öğleden sonra yayınlanan programlar, "reyting" uğruna toplumsal ahlakın sınırlarını zorlamakta, hatta çoğu zaman bu sınırları yerle bir etmektedir.
• Mahremiyetin İhlali: Aile içi mahremiyetin milyonların önünde tartışılması, sadakatsizliğin ve entrikanın sıradanlaştırılması.
• Normalleştirme Tehlikesi: Yanlış hayat tarzlarının, çatışmacı dilin ve saygısızlığın "gerçek hayat" adı altında her gün evlerimize servis edilmesi.
Gençlik ve Gelecek Kaygısı
Bu kontrolsüz yayın akışının en büyük kurbanı ise kuşkusuz gençlerimizdir. Rol model olarak sunulan "ekran yüzleri", çalışmanın ve emeğin yerini kısa yoldan şöhrete; saygının yerini küstahlığa bırakmış durumdadır. Kendi kültürel kodlarından kopan, değerlerine yabancılaşan ve emeğe saygı duymayan bir neslin yetişmesi, bir toplumun geleceği için en büyük tehdittir.
Sonuç: Değerlerimize Sahip Çıkma Vakti
Televizyon yayıncılığında yaşanan bu kontrolsüz gidişata karşı toplumsal bir bilinç oluşturmak zorundayız. Aile yapımızı yıpratan, bağlarımızı koparan ve ahlaki yozlaşmayı "eğlence" olarak sunan bu programlara karşı seçici olmak ve "dur" demek bir vatandaşlık görevidir.
Unutmamalıyız ki; bir toplumun gücü, ekranlarının parlaklığında değil, aile bağlarının sağlamlığında saklıdır. Geleceğimizi ve gençlerimizi korumak için televizyonu bir yozlaşma aracı olmaktan çıkarıp, yeniden kültürel ve ahlaki gelişimin bir parçası haline getirmeliyiz.