Bankamda çalışmaya başlamıştım. Arkadaşlarımın ve personelin gözünde ayrıcalıklı bir eleman muamelesi görüyordum artık. Dahası şahsıma tahsis edilen odamda gün boyu yaptığım görüşmelerin çoğu yabancıların banka işlemleriyle ilgili oluyordu.
Bu arada maaşıma yarı yarıya zam yapıldığını öğrendiğimde memnuniyet ve mutluluk kat sayım tavan yaptı dersem, abartı sayılmasın. Meğer ne kadar da keyif verici imiş; hemen her gün başka başka memleketlerden, değişik insanlarla görüşmek, konuşmak… Gastronomi diliyle ballı börek tadında… Zamanı unutmuş, akşam kendimi eve zor atar olmuştum. Yanılmıyorsam, psikiyatride buna “işkolik olmak” deniyor.
Bir öğle sonrası, çağırması üzerine Müdür Bey’e çıktım. “Buyurun” dedim. İnce bir dille: “Hanım kızım, çok yoruluyorsun, farkındayım. Size iki aylık maaş tutarında ikramiye vereceğiz. Genel müdürlüğün talimatı böyle.” Şaşırmıştım: “ Hakkım neyse o sayın müdürüm, fazlasını alamam.”
İkramiyenin özel muamele olmadığını, hak eden herkese verildiğini söylediğinde, kararımdan vaz geçtim. Biraz mahcup vaziyette Müdür Bey’in uzattığı zarfı aldım. “Bu gün izinlisin” demesin mi zarfın peşinden. Uçtum. İş yerinden çıktım, lüks bir giyim mağazasından içeri girdim. Bir genç kız için en pahalı, en zarif giysileri pakelettim. Ederini ödeyip sokağa çıktım.
*******************
Otuz dört… Neredeyse ortalama ömrün yarısı sayılır. Ne çabuk geçmiş seneler. Gençliğe veda zamanı… Ayy, Vallahi inanamıyorum, daha doğrusu kabul edemiyorum ; birkaç zamandır yaşımı sorana gıcık oluyorum, elimde olmadan… Hay kör şeytan! Özgüvenim gün gün erimekte. Bekar kalma korkusu berbat bir duyguymuş meğer. Ailem ve çevrem galiba haklıymış.
****************
Bir akşam erkenden kanepeye uzandım. Zihnim ürkütücü duygusal gel-gitlerin savaş alanı gibi. Gözlerimi kapatmam çare olmuyor; bir türlü rahat edemiyorum. Baktım, olacak gibi değil, kalktım yerimden, geçtim boy aynamın karşısına… Bu ben miyim? Sahiden kim bu aynada bakakaldığım yabancı? Çifte kişilik sendromu denen illet, galiba bu olmalıydı. Birden bire bir şimşek çaktı iç dünyamda. Karar verdim. En kısa zamanda evlenmeyi kafama koydum.
Tipime uygun biri çıkarsa karşıma… Kuruntu.. Ham hayal… Olabilir de. Fakat, şansımı deneyeceğim. Duygularım pörsüse de fiziki görünümüm fena sayılmaz.
*******************
Bu gün cumartesi. Temizlik yapma ve dinlenme günüm. Sabah kahvaltımı yaptıktan sonra, İngilizce bir dergi aldım elime; sayfaları karıştırırken dış kapının zili çaldı. “Hayır olur inşallah!” diyerek düğmeye basıp kapıyı açtım. Meraktan yerimde duramıyorum; çünkü sabahın ilk saatleri…Her halde bir yanlışlık olmalı diye düşünürken, müthiş bir sürpriz oldu; asansör kapısı açıldı; ayy, annem, babam.. Daha ne olsundu! Sarıldık, öpüştük daire kapısında, adlı adınca nadirattan bir an’ı yaşıyoruz birlikte. Ne çok hasret kalmışız meğer birbirimize. Eve girdik. Kısa bir süre sonra, mutfağa geçip demliği ful edip ocağa koydum.
Kahvaltı masasındayız. Memleketten havadisler faslı. Büyük (annemin annesi) rahmetlik olmuş; Şaziye halamın büyük kızı bir araba tamircisiyle kafayı uydurup kayıplara karışmış. Haberlerin benim için en değerlisi, ablalarımdan ikisi sağlıklı doğum yapmış olmaları, birer hafta arayla. Ve daha neler, neler.
Meraktan çatladıklarını gördüğüm için biraz kendimden bahsettim. Ne var ki, beklentileri “artık bir an evvel yuva kurmam”dı. Onlar konuyu açmadan ben söyleyeceğimi söyledim ki, biraz olsun moral bulsunlar diye. “Kısmetim çıkar çıkmaz, söz” dediğimde, yüzlerinde güller açtı anneciğimin de, babacığımın da...Eh, onları böyle görmek bana bir çeşit can suyu gibi geldi; zira çok üzülüyorlar.
Üç gün sonra uğurladım; memnun ve mutlu gittiler. O kadar huzurlu idim ki, anlatamam.
Her zaman ki gibi, bankada işlerim yoğundu. Uluslar arası hemen tüm iş ve işlemler benim elimden geçiyordu. Gün boyu İngilizce konuşmaktan yoruluyordum.
Bir öğle üzeri. Masam, evrak sepeti gibi. İçeri bir bay girdi. Yabancı ülke vatandaşı olduğu belliydi. “Buyurun, oturmaz mısınız!” diyerek yer gösterdim. Teşekkür ederek oturdu. “Nasıl yardımcı olabilirim?” diye sordum. Hem para yatıracağını, hem de çekeceğini, hem de elindeki doların bir kısmını Türk lirasına çevirteceğini ifade etti.
İlgili personeli aradım, hemen geldi. Yabancı, çantasından birkaç deste dolar çıkardı. Personele, “zemin kata in, Türk parasına çevirt, gel” diye talimat verdim.
Meğer bir erkekle baş başa kalmak ne . Hoşlanmak başka bir şey. Fakat, misafirimizin bakışlarından için için mutlu olmakla beraber, öte yandan bir erkekle, üstelik yabancı uyruktan biriyle baş başa kalmanın çok ciddi bir hata olduğunu, hatta ahlaka, dine, kitaba aykırı düştüğünü bildiğim halde, şu yaptığımın beni rahatsız etmediğini nasıl söyleyebilirim ki ? İnsanın aynı anda hem mutluluk, hem de suçluluk duygularını yaşaması, arzu edilen bir ruh hali olmasa gerek. Bu esnada ambalaj kağıdına sarılmış parayı getirip yabancıya uzattı personelimiz.
Misafirimiz, ikram edilen çayı içtikten sonra, “İyi günler” dileyerek müsaade istedi. Asansöre kadar eşlik ettim nezaketen. Böyledir bu işler. Ağır müşteriler daima imtiyazlıdır, bizim sektörde.
Adam çıkıp gitmişti gitmesine de, ben bir tuhaf olmuştum. Duygusal gel-gitler yaşıyorum. Yabancının bakışları esir aldı benliğimi; dahası aşık oldum galiba . Galiba mı dedim? Hayır,ne münasebet efendim, kelimenin yalın anlamıyla aşık oldum işte. Hay aksi şeytan, dalıp gitmişim de farkında olmamışım. Nitekim, kapıdan giren bir iş arkadaşım halimi beğenmemiş olmalıydı ki:
“Yonca neyin var senin?” diye sorunca; “ Bişeyciğim yok “ diye cevap verdim.
“Yoo, billahi inanmam, sen kendinde değilsin canım. Hadi, şöyle bırak kendini. Beş, on dakikalığına burada olduğunu unut..”
Güzel öneriler elbette. Yalnız kalmak istiyorum. Hiç kimseyle görüşmek, konuşmak istemiyorum. İnsanlık hali. Her zaman bir olmuyor.
Arkadaşıma beni yalnız bırakmasını rica ettiğimde, yüksünmeden gitti.
Ne kadar bir zaman geçtiğini bilmiyordum ama, masamın üzerinde uyuyakalmışım. Tuhaf bir rüya gördüm; belki de hayaldir. Beyaz bir güvercin… penceremin pervazına konmuş, gagasıyla cama vurarak tık tık sesler çıkartıyor. Arada bir de ötüyor kesik kesik. Yabancı bir ülkeden mektup ve altın yüksük getirmiş bana. Sonra, kanatlarını çırpa çırpa uçup gitti.
(devamı gelecek sayıda)