OKULDA İLK SENEMİZ
Okula en son başladığım için ders programı da diğer tarih öğretmenlerinden alınan sınıflarla yapılmıştı. Çok çalışkan öğrencilerin olduğu bir iki sınıf olduğu gibi neredeyse tamamen iki yıllık öğrencilerden oluşan iki sınıfımda vardı. Kendisinden iyi sınıflar alınan öğretmen arkadaşlar haliyle sitem ediyor, diğerleri ise bayram ediyordu. İlk defa bu kadar kalabalık öğretmeni ve öğrencisi olan bir okulda görev yapacaktım. Öğrenci sayısı neredeyse ilk görev yaptığım Seben ilçesi nüfusu kadar vardı.
Artık işe konsantre olma zamanıydı. Sınıflar da oldukça kalabalıktı. Öğrenciler beni bende onları yavaş yavaş tanıdıkça ortam da güzelleşmeye başladı. İki yıllık sınıflarla kaynaşmam daha kolay oldu. Onları iki yıllık diye dışlamak yerine onları motive etmeye özen gösterdim. Bunun sonucunu o sınıflarda okuyup mezun olduktan sonra çeşitli görevlere gelen öğrencilerimin benim karşılaştıkları zaman anlattıkları duygularından anlayabiliyordum.
Yıllar sonra o sınıflardan birinde öğretmenliğini yaptığım Mustafa adında bir öğrencimle karşılaştım. Atatürk Lisesi’nde çalışıyorum. İdareci olarak bir grup öğrenciyi daha önce “Halk Eğitim Salonu” daha sonra da Atatürk Kültür Merkezi olan salona bir tören için götürmüştüm. Öğrencileri oturttum, ben de ayakta onları takip ediyorum. O sırada yanıma yaklaşan delikanlıyı tanıdım. Bizim Mustafa idi. Nasılsın iyi misin faslından sonra Mustafa’ya ne yaptığını ve nerede olduğunu sorarak sohbete devam edelim istedim.
Ben Mustafa’nın daha sonra kahvehane işletmeciliği dahil birtakım işlerle uğraştığını biliyordum. Gene o tür bir cevap alacağımı beklerken; Mustafa bana: “Hocam ben şimdi polisim ve Trabzon’da görevliyim, yanımda gördüğünüz hanımefendi de eşim olur” deyince ben tabii ki şöyle bir durdum, afalladım. Mustafa ve polislik. Hani bir söz var ya:” Olmaz olmaz deme, her şey olur” diye, demek ki “ummadık taş, yarar baş” misali bazen beklenmedik ve tahmin edilmeyen şeyler gerçekleşebiliyor.
Ben de bunun üzerine espriyi patlattım ve:” Demek ki bizim dayaklar işe yaramış ve senin polis olmanı sağlamış dedim. Ve Mustafa bütün içtenliği ve samimiyeti ile “Hocam keşke beni biraz daha dövseydiniz de ben şimdi komiser olsaydım” demesin mi? Bizim öğrenciliğimiz ve son yıllara kadar öğretmenliğimiz döneminde ufak tefek yaramazlıklara hafifte olsa ceza verebiliyorduk. Hatta bizim daha önce bahsettiğim gibi ilkokulda başöğretmenimizden korkup çekindiğimiz kadar kimseden korkup çekinmezdik. Bizler bir baltaya sap olabildiysek bu disiplin sayesinde olmuşuzdur.
Şimdi ise öğrenciye dokunmak taciz nedeni sayılıyor, azarlamak hakaret nedeni ve özel hat sayesinde öğrenciler rahatlıkla öğretmenlerini üst makamlara şikâyet ediyorlar. Devamsızlık derdi yok, sınıfta kalmak yok, not korkusu yok, öğretmen korkusu yok. Veli gelip öğretmene benim çocuğumun psikolojisini bozdun diye fırça atabiliyor, şikayetçi olabiliyor. Sonra da bizim çocuklar niye böyle tembel, neden bir okul kazanamıyorlar, davranışları neden bozuk, benim sözümü bile dinlemiyor diye de şikâyet ediyorlar. Size de çocuğunuza da psikolojisine de başlarım demenin zamanı geliyor ama o da suç teşkil ediyor.
İki yıllık sınıflardan birindeki öğrencimin birisi de Tuğrul’du. Cin gibi, afacan, yerinde duramayan çok zeki ama zekasını yönlendirmeye rehberlik edecek birine ihtiyacı vardı. Çok haraketli olunca da öğretmenleri tarafından azarlanan, horlanan ve dışlanan bir pozisyondaydı. Sanıyorum benim onlara yaklaşımım, hitabım ve gönüllerine dokunmam hoşlarına gitmiş olacak ki onlar üzerinde çok müspet bir hava oluşturdu. Derslerden zevk almaya, derse katılmaya ve diğer öğretmenlerin davranışlarına aldırış etmeden derslerle ilgilenmeye ve çalışmaya başladılar ve çoğu sınıfını geçtiği gibi üst sınıflarda takılmadan da mezun oldular.
Tuğrul’da bunlardan birisi idi ve daha sonra Gazi PDR’yi bitirerek rehber öğretmen (Psikolojik danışman) olarak Ordu Rehberlik ve Araştırma Merkezine atanmış ve orada karşılaştık ve bana: “Canım Öğretmenim” diye hitap ederek boynuma sarıldı ve arkadaşlarına “benim burada olmamın en önemli nedeni hocamdır. Ben ondan gördüğün iyiliği, anlayışı ve yakınlığı ailemden bile görmedim” dedi. Tabii ki ben bunu yaparken böyle bir karşılık beklemeden yaptım. Hatta zaman zaman karşılaştığım arkadaşlarım ve öğrencilerim benden bahsederken öyle şeyler söylüyorlar ki ben bile hayret ediyor bu ben miyim diye kendime soruyorum.
O sene yaptığım çalışmalar kısa sürede okulda da tanınmama ve pek çok arkadaş edinmeme sebep oldu. Hatta çalışkan olan sınıflarda okuldaki öğretmen ve idarecilerin ve tanınmış kişilerin çocuklarının olması da benim kısa sürede tanınmamda etkili oldu. Bir sene böylece geçip gidi verdi. Öğretmenler arasında yapılan müsabakalarda okulun hem voleybol hem de futbol takımında yer almam, sanıyorum biraz da başarılı diğer okullarda da tanınmama vesile oldu.
Ordu’da taşınmak istediğimiz evin inşaatı da karınca hızıyla ilerlediği için biz de eşimle birlikte birinci dönemin sonuna kadar Ulubey’den dolmuşla Ordu’ya gelip gittik. O da ayrı bir macera oldu. Yolculuk sırasında tanıştığımız dolmuş şoförleri ile kurduğumuz ahbaplıklar hala devam ediyor. Ulubey’den pek çok dostumuz oldu. Hayat devam ettiğine göre hatıralar da devam ediyor.