Mehmet Ali AYDIN

Tarih: 04.06.2024 08:58

HATIRALAR HATIRLANDIKÇA-72

Facebook Twitter Linked-in

İnsanın yaşadığı süre içinde unutamadığı pek çok olay vardır. Bunlardan bazıları insanda unutulmaz etkiler bırakır. Onunla ilgili bir şeyle karşılaşınca hemen o yaşadığı anı hatırlar ve film şeridi gibi gözünün önünden geçer. Her insan gibi benimde hayatımda yaşadığım ve unutmadığım pek çok olay vardır. Bunlardan biri de ilk uçak yolculuğumdur.

Zaman zaman il dışında düzenlenen etkinliklere katılmanız gerekiyor. Çoğu zaman bu etkinliklere özel aracımız yokken şehirlerarası otobüslerle katılıyordum. Sonra kendi özel aracımız olunca onunla giderek katılmaya başladık. Yılını tam olarak hatırlamıyorum ama tahminen 90’ların sonu 2000’lerin başı idi sanıyorum. İstanbul’a iki günlük bir seminere katılmamız gerekiyordu. Karadeniz Bölgesi olarak Ordu, Giresun ve Samsun’dan yaklaşık kırk kişilik bir ekiple seminere gidecektik. 

Bu kadar kalabalık olunca gruplarla ilgilenen arkadaşlar uçakla gidilmesi yönünde mutabakata varmışlar ve gidiş-dönüş uçak biletlerimizi ayarlamışlardı. O dönemde henüz Ordu-Giresun Havaalanı gündemde bile yoktu. Mecburen ya Trabzon ya da Samsun’dan hareket edecektik. Ekibin ağırlık olarak Samsunlu kardeşlerden oluşması nedeniyle Samsun Çarşamba Havaalanından hareket edecektik. Bende o zamana kadar uçak yolculuğu yapmamıştım.

İster istemez bir tedirginlik ve heyecan vardı. Pazartesi gideceğiz, iki günlük seminerden sonra Çarşamba günü gecesi döneceğiz. Beklenen gün geldi. İstanbul’a gidişimiz gündüz olacak dönüşümüz ise gece olacaktı. Sabah erken saatlerde Ordulu arkadaşlarla karayolu ile Çarşamba’ya hareket ettik. Zamanında hava alanına vardık. Kapıdan içeri girdik, turnikelerden geçiyoruz üzerimizde ne varsa kutulara koyduk, buna kemerlerimizde dâhil, onları X-Ray cihazından geçmesi için yerleştirdik. Bizlerde güvenlik görevlileri tarafından arandık. Biletlerimizi aldık. Sonra tekrar kuyruğa girerek yeniden kontrolden geçtikten sonra bekleme salonuna vardık.

Artık zamanın geçmesini ve uçağa binme saatinin gelmesini bekliyoruz. Uçağın kalkmasına yarım saat kala kapılar açıldı. Bilet kontrolümüz yapıldı ve uçağımıza yerleştik. Benim koltuğum cam kenarında idi. Yani yolculuk boyunca havadan kuşbakışı seyrederek İstanbul’a gidecektim. İçimde ilk defa uçağa binmenin ve yolculuk yapmanın heyecanı ve endişesi vardı. Nihayet çok fazla bekleme yapmadan uçağımız pistin başına kadar normal bir şekilde geldi. Dönüşünü yaptı. Sonra pilotumuz uçağı hareket ettirdi ve kısa zamanda hızlanması gereken sürate ulaştı. Bu arada tekerleğin piste sürtünmesi dolayısıyla da çok gürültü oluyordu. Bu da ilk defa uçağa binen beni oldukça heyecanlandırıyordu.

Nihayet kısa bir süre sonra önce uçağımızın ön tarafı sonra da arka tarafı havaya kalkınca artık yerle irtibatımız kesilmişti. Yavaş yavaş yükselirken aşağıdaki nesneler küçülmeye başladı. Artık her yere tepeden bakıyordum. Evler küçülmüş, yollar bir çizgi halini almış, canlılar nokta haline gelmişti. Biraz daha yükselince uçak rotasına yerleşmiş, bulut kümelerini altımızda kamış ve pamuk yığınlarını aldırıyordu.

Yol boyunca irili ufaklı köyler, kasabalar ve şehirlerin üzerinden geçiyorduk. Onları bir bütün halinde izleyebiliyordum. Havada çok fazla bizi heyecanlandıracak hava boşluğu olsun, yağmur, fırtına olsun bir olumsuzlukla karşılaşmadan çok sakin bir yolculuk yaptık. Nihayet İzmit Körfezi ve Marmara Denizi üzerine geldiğimizde bembeyaz pamuk yığını gibi bulutlar ve onların arasından deniz görünmeye başladı. Nihayet sağ-salim uçağımız Sabiha Gökçen Havaalanına indi. Bizde eşyalarımızı alarak dışarda bizi bekleyen servis araçlarımıza binerek seminerin yapılacağı Küçük Çamlıca’ya ulaştık. Misafirhanelere yerleştik. O gün istirahatle geçirdik.

Ertesi gün yani Salı gün ve Çarşamba günü belirlenen program çerçevesinde seminerleri gerçekleştirdik ve program sona erdi. Çarşamba akşamı saat yirmi de geri dönüş yolculuğumuz var. Yine servislerle saatinde Sabiha Gökçen’e geldik. Rutin işlemlerimizi yine yaptırdık ve saati gelince uçağımıza yerleştik. Uçağımız mevsim kış olduğu için saat yirmide kalkacak ama artık gece oldu diyebiliriz. Koltuklarımıza oturduk. Ben yine cam kenarındayım ama bu defa uçağın sol kanadının üzerindeyim. Kanatların elverdiği ölçüde dışarıyı görebiliyorum. Uçağımız biraz rotor yaparak yirmi otuzda hareket etti. Havalandık artık ver elini Çarşamba diyoruz. 

Uçağın belli bir rotası var ve bu rota gereği Ankara üzerinden Çorum’a oradan da sahile doğru Çarşamba’ya yöneliyor. Ankara’ya kadar her şey normal gidiyor. Yine köyler, kasabalar ve şehirler üstünden yağ gibi kayıyoruz. Yerleşim yerleri ılık ışık, pırıl pırıl bir hava var. Çorum’a gelinceye kadar hava gayet güzel ve açık problemsiz bir şekilde uçuyoruz. Artık Çorum’dan sonra uçağımız yavaş yavaş iniş için alçalmaya başladı. 

Ne olduysa ondan sonra oldu. Bulutların içine girdik hava birden değişti. Fırtına yağmur, kar ve dolu ortalık allak bullak. Kanadın tam üstündeyim ve orada uçağın farı var ve onun ışığında her şeyi en ince ayrıntısına kadar görüyorum. Allah dışarda kıyamet kopuyor. Arada uçağımız kütür kütür ediyor, yalpalıyor. Yolcular bağrışıyor. Kimisi Allah Allah çekiyor bilenler dualar okuyor bilmeyenler ise ümitsizlik içinde çığlık atıyor. Uçağın içi ana baba günü. Nihayet Tahminen Samsun Atakum üzerine geliyoruz. Yine ortalık nispeten sakin, kısa bir süre sonra da Çarşamba Havaalanı üzerindeyiz. Ama acayip bir sis var. Uçağımız inmek için alçalıyor ama inişi gerçekleştiremiyor ve pas geçerek havalanıyor. 

Epeyce havada dolaştıktan sonra sanıyorum havaalanından gelen bilgiler doğrultusunda yeniden inişe geçiyoruz. Ama nafile yine inemiyoruz. Bu arada kaptan pilotumuzda bilgilendirmeler yapıyor. Hava muhalefeti nedeniyle inemediğimiz söylüyor. Biz de bu arada bildiğimiz bütün sureler ve duaları okuyoruz. İkinci denememiz de boşa gitti tekrar havalandık ve artık inmekten ümidimiz kestik. Bütün yolcular da bir endişe ve korku, halimiz ne olacak duygusu hakim. Gökyüzündeyiz ve bizce bilinmeyen bir yöne doğru uçuyoruz. 

Nihayet kaptan pilotumuz anons yapıyor: “Sayın yolcularımız hava muhalefeti nedeniyle Çarşamba Havaalanına inemiyoruz. Genel Müdürlüğümüzle irtibattayız. Gelişmelerden sizleri haberdar edeceğiz. Onların yönlendirmeleri doğrultusunda belirlenecek bir havaalanına inmeye çalışacağız.” Biz havada uçuyoruz saat Sekiz buçukta Sabiha Gökçen’den havalandık saatler gece on buçuk oldu. Havada geziyoruz.

Nihayet yine kaptan pilotun anonsuna kulak kabartıyoruz: “Sayın yolcularımız yakın çevrede inişimiz için uygun bir havaalanı ile kontak kurulamadı ve iniş izni alamadık. Genel müdürlüğün talimatları doğrultusunda İstanbul’a geri dönüyoruz. Geri döndük ve tekrar Sabiha Gökçen’e ineceğiz. Uzun bir yolculuktan sonra gece saat yirmi dört civarı Sabiha Gökçen’e mecburi iniş yaptık. Yetkililer bizi havaalanında karşıladılar ve bilgilendirdiler. İsteyenin bilet ücretini geri alabileceğini, dileyenlerin ise yarın sabah saat sekizde bizler için kaldırılacak uçakla tekrar geri gönderileceğimiz söylendi. Yapacak bir şey yok. Artık ertesi sabahı bekleyeceğiz. Fakat kalacak yerimiz yok. Ben tekrar seminer yerimiz ile diyaloğa geçerek geri döndüğümüz ve bizi bir gece daha misafir etmelerini rica ettim ama bizim kaldığımız yerler Rusya’dan gelen bir gruba tahsis edilmişti. Bizde ancak kanepeler üzerinde kalabilecektik.

Hep beraber istişare ederek sabaha kadar bekleme salonunda ya da müsait bir yer bularak kalmaya karar verdik. Zaten saat gecenin ikisi olmuştu. Bizim tekrar sabah altıda havaalanında olmamız gerekiyordu, dört saat nasıl olsa geçer dedik. Arkadaşlarımızın çoğu mescide sığında burası sıcak ve yerler de halı döşeliydi. Mescit çok kalabalık olunca ben de hemen bitişiğinde yer alan başka dinler ibadet hanesine yöneldim. Aklım sıra geceyi burada geçirecektim. Nasıl olsa burayı kimse tercih etmez diyordum. Kapısını açtım içerisi karanlık. Işıkları yaktım. Baktım tamamen boş ve altı da beton. Orta yerde tahta bir sandalye… Yani tam o dinlere göre bir yer. Oradan çıktık dışarda boş bir tahta kanepe buldum oraya uzandım. Üzerimde de bir kaban var. Vücudumu örtüyorum, bacaklarım buz kesiyor. Bacaklarımı örtüyorum vücudum buz kesiyor. Böylece sabahı ettim. 

Sabah altı oldu yeniden kontrollerimizi yaptırdık, Bekleme salonuna geçtik ve saat sekiz olunca yeniden havalandık. Ver aleni Çarşamba Havaalanı. Yolculuk normal seyrinde devam ediyor ama Samsuna yaklaşınca hava yeniden bozulmaya başladı. Bu defa zorlukla da olsa gemicilerin tabiri ile “karaya ayak bastık” ve sağ salim indik. 

Benim gibi ilk defa havayolu ile seyahat eden birinin başına geleneler pişmiş tavuğun başına gelmedi. Ondan sonra uçak yolculuğuna hep mesafeli dursam da zaman zaman yapmak durumunda kalıyoruz. Zaruret olunca yapacak bir şey yok.

 

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —