Mehmet Ali AYDIN

Tarih: 14.09.2022 08:58

HATIRALAR HATIRLANDIKÇA -55-

Facebook Twitter Linked-in

Merkezi sınavlardan önce okul dışı bitirme imtihanları il merkezinde belirlenen bir okulda yapılıyordu. Ortaokul bitirme imtihanları bir okulda, lise bitirme imtihanları bir okulda yapılırdı. Bu nedenle lise bitirme imtihanları da bizim okulda yani Ordu Lisesi’nde yapılıyordu. İmtihanlara da o yıllarda yüzlerce öğrenci giriyordu. Bunların çoğu da liseyi bitirip, çalıştığı memuriyette aşama kaydetme amacındaydılar. Genelde okulu bitirip derece, kademe veya bir üst göreve atanmanın peşindeydiler.

Bitirme imtihanları biz öğretmenler içinde çok sıkıntılı bir dönemdi. Dersin özelliğine göre öğretmenler binlerce kâğıt okumak zorunda kalıyorlardı. Mesela Türk Dili ve Edebiyatı dersini düşünürseniz, aynı anda kompozisyon imtihanı da aynı oturumda yapılıyor ve not verirken de bu iki yazılının ortalaması belli oranda alınarak not takdiri yapılıyordu. Arkadaşlarımız o zamanlarda yazılı kağıtlarını fındık çuvalı ile taşırlardı ve okumaları bir haftadan fazla sürerdi.

Bizim derste onlarınkinden çok farklı değildi. Tarih ve TC. İnkılap Tarihi aynı oturumda yapılırdı ve dolayısıyla da bizimde onlar kadar olmasa da epeyce olurdu. Bizim branştan iki arkadaşımız idareci olarak çalışıyordu. Onlardan başka galiba bizim branş arkadaşlarımız on kadar vardı. İmtihandan sonra kağıtlar sınıflara göre ayrılır, lise1,2,3 diye. O öğretim yılında hangi sınıflara dersimiz varsa biz o sınıfların yazılılarını okurduk. Genelde de yazılı kağıtlarını benim gibi genç arkadaşlar okur yaşlı abilerimiz ise az da olsa bize yardımcı olurlardı.

Okul dışı imtihanlarda hatır-gönül işi azdan, çoktan olurdu. Yazılı kağıtlarının köşeleri isim yazan yerleri zamkla yapıştırılır, okunduktan sonra açılırdı. Kimin kağıdını okuduğunuz belli olmazdı. Dolayısıyla da hakkaniyeti kaçırmazdınız, herkese aynı muameleyi yapardınız. Yine bizim derslerin imtihanları yapılmış, imtihandan sonra kağıtlar sınıflara ayrılmış ve bizler okumaya koyulmuştuk.

Bizim branşın ekabirleri büyüklerimiz, imtihan kağıtlarını alıyor, pencerenin camına yapıştıyorlar. Sonra kağıtların bazılarını ayırıyorlar. Sonra ayırdıkları kağıtları onlar okuyorlar, geriye kalanları bize bırakıyorlardı. Bende bir merak acaba ne oluyor diye. Birisine bunun ne anlama geldiğini sordum. Ve bana verdiği cevap her şeyi açıklıyordu. Meğer cama dayadıkları kağıtlardaki isimler güneşin ışıkları ile aydınlanıyor ve okunabiliyordu. Böylece onlarda tanıdıklarının kağıtlarını buluyor ve ona göre okuyorlardı.

Böyle imtihanlarda hatır-gönül şikesi yapılıyordu. Çok hoş olmasa da bu yapılıyordu. Genelde imtihan kağıtları komisyon marifeti ile okunuyordu ama bir kişi okur diğerleri imzalardı. Bu kağıtlara imza atmadığım için şanslıydım. Bu kağıtları bunu yapan ekiptekiler imzalıyordu. Biz ne de olsa onların yanında civciv olduğumuz için sesimiz çıkmıyordu.

Yine böyle bir imtihanda (…) dersinde gözcü olarak görev almıştım. İmtihandan önce de yıl sonu işlemleri dolayısıyla Müdür başyardımcımız, imtihan başladıktan sonra yeteri kadar gözcü olduğu için kendisine yardım etmek için yanına gelmemi söyledi ben de imtihanda beklemektense idarede çalışmayı yeğledim ve kendisine olur dedim.

Öğrenciler sınav salonlarına alındı. Biz gözcüler imtihan kağıtlarını dağıttık, sonra komisyon üyesi öğretmenler teksir edilmiş imtihan soru kağıtlarını dağıtmışlar ve imtihan başlamıştı. Sekiz on kişilik bir grubun bulunduğu bir yerde bir hareketlenme oldu. Oraya vardım ve kağıtları kontrol ettiğimde teksir edilerek verilen soru kağıdının arkasına sorular çözülmüş olarak öğrencinin birine verilmişti. O da kendi çözdükten sonra diğer arkadaşlarına verecek ve böylece bu grupta yer alanlar (…) dersinden geçmiş olacaklardı.

Buna göz yummak, kopya çekmelerine müsamaha etmek benim felsefeme uygun bir davranış değildi. Olaya derhal müdahale ettim ve çözümlenmiş soru kağıdının o kişiden başkasına geçmesine müsaade etmedim ve kurulan tezgâhı bozmuş oldum. Belki öğretmen arkadaşların bundan maddi bir çıkarları yoktu ama imtihana girenlerin çoğu devlet memuru idi ve her biri bir dairede çalışıyordu ve arkadaşlarımız belki de bu dairede işleri düşerse onların yardımını alacaklardı. Artık orasını bilemiyorum.

İmtihana takoz koyduğum anlaşılınca komisyonda olsun olmasın bazı arkadaşlar yanıma gelerek benden müsamaha göstermemi istiyorlar hatta bunun karşılığında bazı şeyler bile teklif ediyorlardı. Ben inadımdan vazgeçmedim, dolayısıyla onlarda sınıftan geçirmeyi vaat ettikleri kişilere yardımcı olamadılar. İmtihan bitti, komisyonda görevli olan bir öğretmen arkadaş bana posta koymaya kalkınca daha sert karşılık buldu ve çekti gitti.

Ben de okul müdürümüze olup bitenleri aktardım ve böyle danışıklı dövüşlü imtihanlarda beni görevlendirmemelerini söyledim. Müdürümüzün de durumu bilmiyor mu yoksa biliyor da onlara müdahale edememenin sıkıntısını mı yaşıyordu anladım. Benim gibi bir delinin çıkması ve bu ekibe müdahale edip oyunları bozmam nedeniyle bundan sonra bu tür imtihanlarda bana daha çok görev vereceğini söyledi.

Aradan zaman geçtikten sonra kopya çektirmediğim arkadaşlardan birisi ile Köprübaşı Camiinde namazda karşılaştık ve tanıştık. Kendisi bir daire amiri idi ve emekliliği de yaklaşmıştı ve liseyi bitirerek derece ve kademe almayı düşündüğünü söyledi. Davranışımdan dolayı bana teşekkür etti, tebrik etti ve doğrusunu yaptığımı söyledi ve benim gibi biri ile tanışmaktan da çok mutlu olduğunu söyledi. Kendisi ile dostluğumuz ve arkadaşlığımız bu olaydan sonra yıllarca devam etti. Kendi dairesi, ile ilgili işlerde sağ olsun bana her defasında yardımcı oldu.

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —