Yemin töreninden sonra hepimize birer M-1 piyade tüfeği verip zimmetlemişlerdi. Haftanın bir günü galiba çarşamba günleri eğitimin en son bölümünde silahla ilgili eğitim verilirdi. Nasıl sökülüp takılacak, nasıl temizlenecek, nişan nasıl alınır gibi bilgiler veriliyordu. Silah nasıl çatılır, nasıl alınır, nasıl siper alınır vs.
Bize verilen piyade tüfekleri de Nuh’u Nebiden kalma silahlar. Bir savaş çıksa kullanılamayacak türden. Silah temizliği sırasında özellikle silahın tetik grubuna dokunulmamasını, oranın temizlenmemesini özellikle tembih etmişlerdi ve bunun bizim işimiz olmadığı, sökersek bir daha takamayacağımızı defaten tembih etmişlerdi. Abdülkadir adlı arkadaşımız tüm bu uyarılara aldırış etmeyerek tetik grubunu sökmüş, bir daha da monte edememişti. Onun bu işgüzarlığı sonunda hem kendisi hem çavuşlar dolaylı olarak bizlerde güzel bir fırça yemiştik. Bu olaydan sonra arkadaşımızın adı “Abdülkadir Tetik Grup Er” olarak anılmaya başladı.
Askeriye ilginç yer derler ya yetmiş iki buçuk millet, gerçekten orada hepsinden var. Kısa dönem askerlik yapanlarımızın arasında bir de Ermeni vatandaşımız vardı ve o dönem “soykırım” iddialarının en fazla gündemde olduğu yıllardı. Kendisini ufak tefek, zayıf ve cılız birisi idi. Çavuşlarda kendisine pek sempatik davranmazlardı. Zavallı askerliğini bitirene kadar akla karayı seçmişti.
Nevzat diye Amasya’da öğretmenlik yapan birisi daha vardı. O da bizim takımda idi. İlk zamanlar gayet normal birisi iken, zamanla ne oldu bilemedik, hareketleri tuhaflaştı, davranışları, konuşması hatta bakışı bile anormalleşti. Adam resmen kafayı tırlattı. Uzaktan bakan onu yürürken gördüğünde anormal biri olduğunu kolayca anlayabiliyordu. Bilemiyorum; belki de normal davranarak askerliğini bitiremeyeceğini anlayıp da deli ayaklarına mı yattı yoksa gerçekten üşüttü mü bilemedik. O halde askerliğini bitirdi. Nöbet yok, talim yok kafasına göre takılarak askerliğini yaptı gitti.
Hala merak ederim, gerçekten kafayı yedi mi yoksa hepimizi işletip uyuttu mu?
Silah dedim de aklıma geldi. Bizi bir gün Tabur poligonuna götürdüler ve atış talimi yapacağız. Atış talimi de Kırıkkale yapımı tüfeklerle yapılıyor. Sırası gelen silahın başına geçiyor dipçiği omuzumuza yerleştiriyor sonra gez, göz, arpacık nişan al ve ateş. Hepimiz ateş ediyoruz ama hedefi vuran yok. Sıra bana gelince tüfeğin başına geçtim, gerekenleri yaptım, arka arkaya ateş ediyorum ama arkada toprakta tozlanmalar oluyor da hedefte tık yok. Silahın üretim tarihine baktım. Ne olsa beğenirsiniz ahı gitmiş vahı kalmış 1947 yılı yapımı bir silah. Düşünsenize bu tüfekle bana gelinceye kadar binlerce kişi ateş etmiştir.
Bir gün bizi Alayın dışında Davraz Dağı eteklerinde bulunan Havan Taburu Çavuş Talimgahının atış poligonuna götürdüler. Orada Havan Taburunun gösteri atışlarını izleyeceğiz. Sanıyoruz galiba beş kilometrelik bir mesafede poligon. Başımızda Asteğmen, başçavuş, çavuş ve onbaşı gibi rütbeliler var. Bize refakat ediyorlar ve geçtiğimiz sivil alanlara ve çevreye zarar vermememiz konusunda bizi devamlı uyarıyorlar. Yol üzerinde gül bahçeleri, kavun, karpuz, sebze tarlaları ve meyve bahçeleri var. O kadar tembih edilmesine rağmen ne yazık ki geçtiğimiz yerlerde yaptıklarımızı söylemeye dilim varmıyor.
Üniversite bitirmiş, belli bir makam ve mevkiiye gelmiş, yönetici olmuş vs. koca adamlar çocuklardan daha çocuklaşmış ve geçtiği yerleri tarumar etmişlerdi. Domatesi koparıyor, bir ısırık alıyor sonra da atıyor, hakeza diğerlerine de aynısını yapıyor. Poligona vardık ama kendimden utandım. Gerçi ben bu şeylere tevessül etmemiştim ama aynı ekibin içinde idim ve günaha ortak olmuştum. O gün insanın aldığı eğitim ne olursa olsun ahlaki zafiyeti varsa onu adam etmek mümkün değil. Bizden sonra acaba o geçtiğimiz yerlerin sahipleri hakkımızda neler düşündüler?
Poligona vardık ve bizi emniyetli bir yere yerleştirdiler. Biz tepenin ön yüzünde, havancılar tepenin arkasında yerleşmişlerdi. Bulundukları tepenin arkasından ateş edip, bizim oturduğumuz alanın karşısında ki yamaçta irili ufaklı daireler çizilmiş ve oraları hedef alarak ateş ederek isabet ettirecek ve hedefi vuracaklar. Olduğumuz alanda epey uzun bir süre bekledikten sonra beklenen an geldi. Bize yerimizden ayrılmamamızı ve tatbikatın yapılacağını anons ettiler ve biraz sonra seri atışlar başladı.
Arada karavana atışlar olsa da hedefler bir bir vuruluyor. Hedeflerin hemen yukarısında bodur çam ormanları var. O sırada hedefte patlayan bir havan mermisi kuru otların tutuşmasına yol açtı. Kısa sürede kuru otlarda başlayan yangın hızla yayılmaya ve ormanlık alana doğru ilerlemeye başladı. Ortalık karıştı, ana baba gününe döndü. Bir telaş ki sormayın. Alarm durumuna geçildi. Atışlar durduruldu, usta er ve erbaşlar yangın bölgesine doğru mevcut malzemelerle yangını söndürmek için koşmaya başladılar. Alayın itfaiye ekibi, Isparta Belediyesinin İtfaiye ekibi kısa sürede alana gelerek olaya müdahale ettiler ve yangın çok fazla büyümeden söndürüldü.
Atışlar iptal edildi, bizde marş marş bölüğümüze geri döndük.