Menü Ordu Hürses Gazetesi
Mehmet Ali AYDIN

Mehmet Ali AYDIN

Tarih: 14.10.2022 08:56

HATIRALAR HATIRLANDIKÇA -60-

Facebook Twitter Linked-in

Kısa dönem askerlik yapmamıza rağmen galiba epeyce hatıra biriktirmişiz. Çoğuna burada ne yer ne de zaman ayırmak mümkün. Kısa dönem içinde bizden önceki kısa dönemlere yaptıramadıkları her şeyi bize yaptırdılar. Bizden önce kısa dönem yapanların anlattıklarına baktıkça onların hiçbir şey bizim ise çok şey yaptığımıza inanıyorum.

Hatta Erzincan’da kısa dönem askerlik yapan bir arkadaşımız bölük komutanına hitaben: “Komutanım bir savaş durumunda bizim durumumuz ne olur, bizi de silah altına alırlar mı?” diye sorduğunda; bölük komutanı:” Eğer bir savaş durumu hasıl olur bütün yedekler cepheye sürülür de sıra kadınlara gelince, onlardan önce sizi alırlar.” Demek suretiyle kısa dönemlere ihtiyacın en son demde olacağını belirtmiş.

Aslında kısa dönem askerliğin çıkmasının nedeni yığılan ve ihtiyaçtan kat be kat fazla olan yedek subay adaylarını kısa dönem askerlik adı altında eritmek ve aşırı yığılmayı önlemekti. Bunun kısa dönemde sayıyı epeyce azalttığını söylemekte mümkün.

Uzatmadan biz yine hatıralarımıza dönelim. Artık yemin merasiminden sonra haftanın ortası çarşamba günü bütün alayda “gece eğitimi” yapılıyor, her bölük kendi eğitim alanında bununla ilgili bilgiler ediniyor ve beceriler kazanıyor. Çok az ışık veren lambalar altında eğitim yapılıyor. Sirenler çalınca neler yapılacak, alarm verilince kim nerelerde hazır olup hangi görevleri yapacak öğreniyoruz.

Ayağımda mantar oluşumu meydana gelince doktor bana “terlik istirahati” verdi. Bot giymiyorum, eğitim alanına gidiyor ama eğitime katılmıyorum. İstirahat sırasında nöbet yazılmıyor vesaire. Her zaman olduğu gibi çarşamba gecesi gece eğitimi var. Gece eğitiminden de çoğu fırsatını bulup kaçıyor. Ben de “terlik istirahatli olduğum için gece eğitiminden muafım ama bölük alanını da terk etmemem gerekiyor.

Şeytan her yerde şeytanlığını yapacak ya o gece birkaç arkadaşla birlikte alay karargahında çay içmek için kaçamak yaptık. Orada ışıklar sönmüyor ve gece eğitimi de olmuyordu. Fakat o akşam ki eğitime tugay komutanının da geleceği tutmuş ve bütün alayda karartma uygulamasına gidildi. Haliyle karargâhta da ışıklar söndü. Her taraf zifiri karanlık. Bizde bölüğümüze dönmeye karar verdik ve ıssız yerleri tercih ederek bir an önce bölüğe uluşmaya gayret ediyoruz.

Bu sıra da alayın her tarafında siren sesleri, alarmlar ve üzerinde ışıkları yanıp sönen rütbeli makam araçları etrafta fır dönüyorlar. Bizde her araç gördüğümüzde yat, sürün pozisyonuna geçiyoruz. Yakalanmak korkusu da yakalanırsak ceza almak da cabası. Aklımız sıra o gece eğitimden yırtacaktık ama bölük yatakhanesine gelinceye kadar tam bir buçuk saat yat sürün yaptık. Bazen de dikenli çalılıklara rast geldik her tarafımız yara bere içinde kaldı. Biz bölük binasına ulaşıncaya kadar da gece eğitimi sona erdi.

Hani bizde bir söz vardır “rahatlık beş vakit namazdan iyidir” diye. Bize rahat batmış, karşılığını da böylece almış olduk. Senin nene gerek çay, otur oturduğun yerde.

Artık askerliğin sonuna yaklaşmışız, bizimle beraber gelen acemi erler acemi eğitimini bitirmiş, kuralarını çekmişler ve usta birliklerine gitmek için taburdan ayrılmışlardı. Ama bizim daha bir hafta on günümüz daha kalmıştı. Bu ara boşlukta bizim bölüğün usta erleri ve erbaşları gelecek acemilere kadar hazırlık eğitimi yapıyor ve bizimle ilgilenmiyorlardı. Bizler sabahleyin bölük eğitim alanına gidiyoruz yoklama yapılıyor ve sonra bölük başçavuşu “dolapçı” Bekir bizi bölük amfisinde topluyor, kendisi bölük komutanının ofisine geçiyordu. Arada gelip bizi kontrol ediyor, biz de bu arada çeşitli meziyetleri olan arkadaşlarımızın sergiledikleri meziyetlerle eğleniyor ve vakit geçiriyoruz.

İçimizden bazıları da arada fırsatını bulunca kaçamak yaparak çay ocaklarına damlıyorlardı. İlk zamanlar bu firarilerin sayısı çok olmayınca da kimse önemsemiyordu. Fakat bir gün dört yüz kişilik bölükten iki yüz yirmisi firar edip, yüz sekseni amfide kalınca dikkat çekmiş olacak ki “dolapçı” Bekir astsubayımızın yoklama yapası tuttu ve firarileri tespit etti.

Ertesi sabah bütün bölük içtima alanında yoklamaya hazır bekliyor. Pek adeti olmadığı üzere bölük komutanı Erhan Yüzbaşı eğitim alanında. Yoklama yapıldı, kadro tam. Tekmil verildi bölük komutanı biraz fırçalı nutuk atıp, askerlik kurallarını hatırlattıktan sonra, dün yoklamada kaçak olanlar beş adım öne çıksınlar dedi. Firar etmeyenlere de siz de beş adım geri dedi ve iki grubun arası açıldı. Herkese dün yoklamada neden yoktunuz, neye göre bölük amfisini terke ettiniz diye tek tek sormaya başladı.

Herkes kendine göre birtakım mazeretler, sebepler ve bahaneler üreterek olaydan yırtmaya çalıştı ve çoğu da yırttı. Geçerli olmamasına rağmen mazeretleri bölük komutanı tarafından kabul edildi. Çoğu da yalan konuştu. İki yüz yirmi kişiden geriye mazeret ileri sürmeyen kırk beş kişi kaldı. Bölük komutanı bunları güzelce fırçaladıktan sonra bunlara çarşı izni yok, nöbetlerini artırın gibi birtakım yaptırımlar sıraladı.

O sırada bunların arasından biri çıkarak: “Komutanım biz adalet, eşitlik istiyoruz. Burada çoğu arkadaşımız olmayan bahaneler üreterek cezadan kurtuldu ama biz doğruyu konuştuğumuz ve mazeret üretmediğimiz için cezalandırıldık” dedi. Bunu söyleyen Karlı bir avukat olan Mahmut Alınak idi. İsmi hatırladınız mı bilemem ama bu vatandaş önce SHP daha sonra HEP ve DTP’den milletvekili olan ayrılıkçı bir Kürt idi. Yüzbaşı bu karşı çıkış karşısında önce bir duraksadı sonra Mahmut Alınak’ı yanına çağırdı botları ile Mahmut’un ayaklarının ucuna bastı ve: “Burada adalette benim eşitlikte benim ulan” dedi, Mahmut Alınak’a iki okkalı yumruk attı ve Mahmut nakavt iki seksen yere uzandı. Arkasından bu adama terhisine kadar her şey yasak dedi.

O dönem cep telefonu falan da yok ama nasıl oldu, alay komutanı meseleyi nasıl öğrendi bilmiyorum ama aradan bir saat geçti geçmedi alay komutanı forsu çekili makam arabası bizim eğitim alanına geldi, bölük komutanı ile bir şeyler konuştu ve hepimizin duyacağı şekilde alay komutanının Mahmut Alınak’ı istediğini söyledi. Bizim yüzbaşı bir iki hık mık etti, onun cezalı olduğunu ve neler yaptığını söylese de para etmedi ve Mahmut Alınak alay komutanın özel daveti ile bölükten ayrıldı ve bir daha terhis olana kadar onu göremedik. Belki de doğrudan evine göndermiş olabilirlerde.

Diğerlerine ne mi oldu? Ne olacak onların sahibi oladığı için cezalarını çektiler.

Bu kadar askerlik hatırası yeter galiba sıkmaya başladı mı ne dersiniz?

 

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —