Günümüzde çoğumuz halimizden memnun olmaz, başkalarından şikayetçi olur ve suçu hep başkalarında ararız. Çoğu zaman da bizi yönetenlerle ilgili olarak çeşitli ithamlarda bulunuruz. Rüşvet, iltimas, adam kayırma, haksız kazanç edinme ve daha pek çok şey ile ilgili konuşuruz.
Bu arada bir gerçeği de unuturuz; onları bizler seçtik, uzaydan transfer değiller! Dolayısıyla biz nasılsak, bizi yönetenlerde öyle. Onları değiştirmenin yolu önce kendimizi değiştirmek. Sizler Asr-ı Saadet Müslümanları olmadan sizi yönetenlerin Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali olmaları mümkün değil!
Önce aynaya bakıp sonra da karşımızdakilere bakarak kusur aramayı öğrenmemiz gerekir. Hz. Ömer’i istiyorsanız önce Ömer’e layık olmalısınız. Yoksa bu gün ki gibi menfaat ve çıkarlarımız için 180 derece döndüğümüz müddetçe, bizi yönetenlerde menfaat ve çıkarlarına bizim kadar ya da bizden fazla düşkün olacaklardır.
Hz. Ömer zamanında onu yanlış yaptığında kılıcı ile düzeltecek insanlar vardı, siz de yöneticileriniz yanlış yaptığında onu düzeltmek için bırakın kılıcı en azında sesinizi çıkarabiliyor ve onun yüzüne yanlışlarını söyleyebilecek cesareti gösterebiliyor musunuz? Önce bu sorunun cevabını verin, sonra onlara kabahat bulun.
Hz. Ömer bir gün hutbe okurken cemaate sordu:” Eğer ben eğrilirsem ne yaparsınız?” Cemaatten biri cevap verdi:”Seni kılıçlarımızla doğrulturuz”. Hz. Ömer yerinden indi ve secdeye kapandı ve dedi ki:” Allah’ım, Sana hamdolsun. Ömer eğrildiği zaman onu bu cemaat içinde düzeltecek kişiler var, Sana şükürler olsun.”
Şimdi düşünüyorum. Sayın Cumhurbaşkanımız çıksa ve dese ki:” Ey milletim ben yanlış yaparsam ne yaparsınız?” Buyurun cevap verin bakalım. Ben söyleyeyim; önce yanındaki danışmanlar ve çevresi olmak üzere hep beraber “Ne demek sayın cumhurbaşkanım, siz yanlış yapar mısınız?” deriz galiba. Yada yanlış yaptığını sadece mahalle dedikodularında dile getiririz.
Veya yanlışını yüzüne söyleme cesaretimiz olsa bile yanına varıp yüzüne söylemek için araya aşamayacağımız engeller girer. Amiyane tabirle çok bilmişler:”Sen kimsin ki Cumhurbaşkanının yanlış yaptığını bileceksin” diyeceklerdir.
Yine Hz. Ömer bir başka Cuma hutbesinde:” Ey insanlar, dinleyin ve itaat edin!” der. Bu söz üzerine bir sahabi ayağa kalkar:” Ne dinler ne de itaat ederiz !” der. Hz. Ömer, “niye” der O zat halifeye o anda üzerinde bulunan yeni elbiseyi gösterir ve “Ya Ömer! Giydiğin bu elbisenin hesabını vermedikçe seni dinlemeyecek ve sana itaat etmeyeceğiz! Zira Beytülmal’den sana da bana da aynı kumaş düşmüştü. Ben kendime ondan bir elbise yaptıramadım Görüyorum ki, sen kendine bir elbise yaptırmışsın. Bu nasıl Oldu?” der.
Hz. Ömer oğlu Abdullah'a: ”Kalk oğlum, bu elbisenin hikayesini anlat!” der. O da: “Bana da, babama da birer parça kumaş düşmüştü. Ben hakkımı ona verdim. Şu anda üzerinde gördüğünüz elbise ikimizin hakkında meydana gelmiş bir elbisedir.” Bunun üzerine sahabi: “Konuş ey Allah'ın Peygamberinin halifesi, şimdi seni hem dinler, hem de itaat ederiz.” der.
Şimdi siz buyurun yanlış gördüğünüz bir şeye itiraz edin bakalım, yada büyüklerimizden birinin mal varlığı ile ilgili bir şeyler sorun; sonra da başınıza gelecekleri görün! Mesela Cumhurbaşkanımız, Bakanlarımız, il ve ilçe belediye başkanlarımız ve parti yöneticilerimizle ilgili olarak kazançları hakkında bilgi isteyin. O cesaretimiz var mı?
Halbuki bu konularda ayyuka çıkmış bir sürü dedikodular var.
Ama ne yazık ki bu gün çoğumuz yandaşlık nedeniyle, hizipçilik nedeniyle, körü körüne inanmak nedeniyle hiç bir şeye itiraz etmeden aklımızı kiraya vererek itirazsız kabul ediyoruz.
Siz kendinizle ilgili yanlışları düzeltmediğiniz takdirde Allah’da sizin hakkınızda ki hükmünü değiştirmeyecektir.
Haberiniz olsun!