Bir varmış, bir yokmuş, evvelki zamanların birinde bir köyde, Keloğlan ile kardeşi birlikte yaşarmış. Anne ve babaları öldüğü için yalnız başlarına kalan iki kardeşin yaptığı tek iş; babadan kalan inekleri dağ bayır dolaşarak otlatmakmış.
Aradan yıllar geçmiş, Keloğlan ve kardeşi büyümüşler, evlenme çağına gelmişler. Birgün, Keloğlan, kardeşine:
- Artık ikimizin de evlenme yaşı geldi. Bu yüzden inekleri paylaşmamız gerekir, demiş.
Küçük kardeş, ağabeyinin bu teklifini kabul etmiş.
Keloğlan ile kardeşinin eski ve yeni olmak üzere iki ahırı varmış. İnekler, otlaktan döndükleri zaman, ahırlardan eski olanına gidiyorlarmış hakkına razı olmuş. Yine bir yıl ineği pazara götürmüş:
- Yarım altına satılık inek... Yarım altına satılık inek... Var mı alan? Diye bağırmaya başlamış.
İnsanlar, bir deri-bir kemik kalan ineği görünce kahkahalar atmışlar. Keloğlan’la alay etmişler. Bu duruma çok üzülen Keloğlan, cılız ineğini almış, kırlara çıkmış. Pazar yerindeki gibi bağırmış. Bu sırada, karşısına bir ibibik kuşu çıkmış ve ineği satın almak istediğini söylemiş. Keloğlan’a:
-Yarın sabah gel, altınını al, demiş
Keloğlan, ineği ibibik kuşuna bırakarak köyüne dönmüş. Ertesi sabah, aynı yere geldiğinde, ineğin sadece kemiklerinin kaldığını görmüş. Ağlayıp sızlamaya başlamış. Tam bu sırada ibibik kuşu, yine karşısına çıkmış:
-Keloğlan, şu ağacın dibini kaz bakalım, demiş.
Kuşun söylediği yeri kazan Keloğlan, bir küp altın görmüş. İbibik kuşu:
- Bu altınları al, istediğin gibi harca, demiş.
Fakat Keloğlan, hakkından fazlasını almayacağını söylemiş. Küpten aldığı yarım altını cebine koyduktan sonra, evinin yolunu tutmuş. Köylüler, Keloğlan’ın zayıf ineği yarım altına sattığını öğrenmişler. Bu arada Keloğlan, bir küp altının yerini köylülere de söylemiş. Köylüler, sormuşlar. Ama aklı başına gelen Keloğlan, hepsinden çabuk davranarak bir küp altını onlardan önce almış, köye dönmüş. Hepsini ihtiyacı olanlara dağıtmış.
Herkes, buna çok sevinmiş. Keloğlan’ı omuzlarına alıp köyü bir uçtan bir uca dolaşmışlar…
(Türk Masalı)