Çağımız, teknoloji çağı, iletişim çağı, bilgi çağı. Gün geçmiyor ki yeni bir icat çıkmasın, ya da icat edilmiş teknolojik aletlerde yeni bir özellikle karşılaşmayalım. İletişimin insanla yaşıt olduğunu düşünürsek; yüksek sesle bağırmak şeklinde başlayan İletişimin, zaman içinde değişik merhalelerden geçerek, cep telefonu ve en nihayetinde internete uzanan bir serüveni ile bugünkü duruma hayatımızdaki yeri ve önemi artarak devam edegelmiştir.
İnsanlığın var olduğu günden bugüne kadar ki bilinen zamanı kıyaslarsak: Bilgisayar ve internet ile birlikte bugün eskiye nazaran baş döndürücü bir hız olduğunu görürüz. Her şey o kadar hızlı gelişiyor ve değişiyor ki eskiden kuşaklar arasında dahi bilgi, görgü, farkı olmaz iken günümüzde bir sene önce doğan bir sene sonra doğana göre cahil ya da daha az biliyor gibi bir durum görülebiliyor. Her gün hatta her an kendinizi güncellememiz yenilememiz gerektiği yoksa çağı ıskalayacak ya da gündemden kopacağımız hissine kapıldığımız hepimizde oluyordur.
Gelişmeleri anbean takip etmek için de sürekli medyayı takip etme gereksinimi duyuyor ve saatlerimizi ister istemez iletişim araçları başında geçirmek zorunda kalıyoruz. Hatta değişik kanallardan istifade ederek o taraf ne demiş, bu taraf ne düşünmüş merakı ya da kıyaslaması yüzünden ekran başında geçirdiğimiz bu süre katlanarak artıyor. Herkesin kendi medyasının bulunduğu günümüz dünyasında bir de medyanızda paylaşım yaptığınızda kim ne kadar beğenmiş ne yorum yapmış, ne kadar paylaşım olmuş, hatta daha çok beğenilme çabası yüzünden yapılan paylaşıma kattığımız ilginç olma, farklı olma, ilgi çekme ve daha çok izlenme kaygısından dolayı hayatımızı tehlikeye atma pahasına gösteriler yapma ve en nihayetinde daha çok kazanma telaşı gibi ekonomik kaygılar da eklenince artık ekran hayatımızın büyük bir çoğunluğunu kaplamış oluyor.
Sanal ortamda ömrünün büyük bir kısmını geçiren çağımız insanı artık bir araya gelemez gelse de iki kelime edemez, kısa bir hal hatır sormanın ardından tekrar aynı odalarda, aynı koltuklarda sanal âlemin farklı dünyalarına kendilerini bırakır hale gelmiştir. Hatıraları, eskileri konuşan son neslin kırk, elli yaş üstü nesil olduğunu, çok tehlikeli ve büyük bir gelenek, görenek, inanç, kültür, yaşam şekli, aile olgusunun... resetlenmesinin arifesinde olduğumuzu üzülerek ve çaresizce seyretmekteyiz. Bizim yediğimizi yemeyen, içtiğimizi içmeyen, konuştuğumuz dili konuşmayan, olaylar karşısında yaşadığımız kaygıları yaşamayan, sevdiğimizi sevmeyen, üzüldüğümüze üzülmeyen, ağladığımıza ağlamayan, güldüğümüze gülmeyen... bir nesil geliyor gerimizden. Hatta onları anlama, bulundukları ortamda bulunma ya da o ortamı boş bırakmama, bir kesimin de ortama düzgün içerik üretme kaygısı neticesinde aynı boşluğa hızlı bir şekilde çoluğumuzla çocuğumuzla yuvarlanır hale geldik.
Çocuklarımızla konuş(a)muyoruz, birlikte vakit geçir(e)miyoruz, onları çok küçük yaşlardan itibaren teknolojik aletlerin esiri ve bağımlısı yapıyoruz. Teknolojik aletler çocuğumuzu büyütürken biz de diğer tarafta işimiz rahat yapmanın, sanal âlemde takılmanın, takip ettiğimiz diziyi seyretmenin… rahatlığını yaşarken çocuğumuzu insan dışı bir yaratık yaptığımızın farkında olmuyoruz. ". Sonra ne oldu bu çocuğa, çok içine kapanık, iletişim kurmakta sıkıntı çekiyor, soru soruyoruz cevap vermiyor, bizi kâle almıyor, ne ana tanıyor ne baba, yemedik yedirdik, içmedik içirdik… mavalları okuyoruz. Bu çocukların bu hale gelmesinin sebebi biz anne babalar olduğunu çok iyi bildiğimiz halde; kendimizi kandırmaya, vicdanımızı rahatlatmaya devam ediyoruz.
Peki, nereye bu gidiş? Nasıl çıkacağız bu girdaptan? Hepimizin bu gidişten rahatsız olmaya başladığı ve bu soruları sormaya başladığı zaman çözüm bulmak daha kolay olacak. İnsanlığı, dostluğu, komşuluğu, akrabalığı, muhabbeti, samimiyeti, yardımseverliği, insanı insan yapan ve şuan her geçen gün hızla yok ettiğimiz tüm değerleri kaybettiğimiz yerde aramaya başlayacağız. İşte o zaman dua edelim de yazıya dökülmemiş, arama motorlarına yazılınca çıkmayan değerlerimizi bize aktaracak ve hayatta olan birileri olsun.
Allah aşkına bırakalım şu telefonu, bilgisayarı, tableti, televizyonu... Toplayalım tüm ev ahalisini, eskilerden bahsedelim, birlikte dokuz çöp, yüzük kimde, isim, hayvan, bitki..., haritadan şehir bulma, fıkra anlatma... gibi sanal olmayan alemin kapılarını birbirimize aralayalım. Birbirimizin gözünün içine bakarak gülelim, eğlenelim, birbirimize temas edelim. Birlikte yemek yiyip çay içelim. Meyve soyup birbirimize ikram edelim. Onlara sımsıkı sarılalım, çocuk bir annesi, babası olduğunu, sevildiğini hissetsin. Şunu al, bunu getir, ye, iç, topla, ödevini yap, yat… komutlarıyla Robot muamelesi yaptığımız evlatlarımıza şefkat merhamet duygularıyla yaklaşalım. Talimattan ziyade oyunlaştırarak, eğlenceye dönüştürerek birlikte yapalım. Ne kadar basit esprilere ne kadar güldüklerini ve ne kadar eğlendiklerini göreceksiniz. Tablet bağımlısı çocuğun dahi anne, baba-anne yine oynayalım mı dün ki gibi, dediğini göreceksiniz. Biraz fazla yorulacaksınız ancak siz de anne baba olma duygusunu yaşayacaksınız. Bu çocuklar yarının anne babası sizler de dedesi ninesi olacağınızı unutmayın. Onlarla biriktirdiğiniz hatıralar, güzel anılar sizi birbirinize bağlı kılar ancak. Yoksa sizi buz gibi odalarda tek başınıza bırakıp arkasına bakmadan giderken içlerinin de sızlamadığını, ruhsuz birer yaratık gibi olduklarını göreceksiniz. Çocuğumuzun, eşimizin, anne babamızın, göz rengini bilemez olduk. İnsanlığı unuttuk. Büyüklerimizi ziyaret edelim. Misafir davet edelim, misafirliğe gidelim. Gittiğimiz yerde şart koşalım. Arkadaş gelin şu telefonları bir tarafa bırakalım, televizyonu kapatalım da bir muhabbet edelim diyelim. Çocuklarımızı da siz gidin öbür odada oynayın diyerek yanımızdan göndermeyelim. Yanımızda olsunlar, oynadıkları oyunlarla kendilerini göstersinler. Sizden dinledikleri seviyeli sohbetlerle olgunlaşsınlar.
“Ne sohbet ettik ya hu, saatte çok geç olmuş, bize müsaade” demeyeli ne çok zaman olmuş değil mi...
Selam ve dua ile kalın sağlıcakla.