Menü Ordu Hürses Gazetesi
Kemal MENCELOĞLU

Kemal MENCELOĞLU

Tarih: 17.03.2023 08:12

ONİKİ MART, ONSEKİZ MART; BÖYLE DEVAM EDER HAYAT

Facebook Twitter Linked-in

Ne 12 Mart’ı unuturum ne de 18 Mart’ı. İkisinin de apayrı yeri vardır gönül köşemde. Üşüdüğüm zaman sığınırım ve ısınırım o güzel ve de özel zamanlarda, mekanlarda. Her ikisinde de bir çok kahramanlar vardır, emek vermişler, zahmet çekmişlerdir. Fakat bir kahraman var ki, o elinde kalemiyle, dilinde kelamıyla ve kalbindeki imanıyla yazmış; sökülmez taşlar üzerine kazı yapmıştır. Onun adı Mehmet Akif Ersoy’dur. 

    Onsekiz Mart 1915 de Çanakkale’de verilen mücadele, tarihin akışını değiştirmiş, yeni kurulacak olan Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri o esnada atılmıştır. O, Osmanlı’nın finali, Cumhuriyetin de kurucu değeridir diyebiliriz. 

 

Çanakkale geçilmez şerefinden şanından,

Çanakkale geçilmez şehidinden kanından.

    Dizeleri bize bir destanın nasıl yazıldığını anlatmaktadır. Herkesin bildiği gibi savaşı kahramanlar yapar, yazar ve şairler de yazarlar. Bin yiğit savaş yapar bir şair destan yazar. O nedenle olsa gerektir ki Efendimiz: “Şehitlerin kanlarıyla alimlerin mürekkebi tartılsa Hak nezdinde mürekkep ağır basar.” buyurmuştur. 

 

“KORKMA” DİYE BAŞLAMASI TESADÜF DEĞİLDİR

    Her yıl, 12 Mart 1921 de yazılıp da Türkiye Büyük Millet Meclisinde hürmetle anılan, gözyaşları içinde istisnasız bütün vekillerimiz tarafından okunan ve alkışlarla kabul edilen “İstiklal Marşımızın” yıldönümünü kutlarız. Bize verdiği haz tarifsizdir. O yeni kurulan devletin kuruluş dilekçesi, her zaman hafızalarımızda tazeliğini koruyacak olan önsözüdür

    Aradan değil yıllar, asırlar da geçse aşkla okuyacağız, zevkle ve saygıyla dinleyeceğiz. Baştan başa ilim , irfan ve hikmet doludur. Müslüman Türk çocuğunun bildiği dosdoğru yoludur. 

    “Korkma” diye başlaması tesadüfi değildir. Herkesin bildiği bir gerçek vardır. Hz. Peygamberimiz (sav) bütün düşmanlar peşine düşmüş, saklandıkları Sevir Mağara’sının kapısına kadar geldiklerinde; dostu Ebu Bekir’in endişelerine;

“Korkma Ey Ebu Bekir, Allah bizimle beraberdir. “ diyebilmiş ve Yüce Kitabımız da bunu tescil etmiştir. O ilahi beyan “Korkma” haykırışının yanında durmakta, bizi o kutlu ana, Sevr dağına götürmektedir. 

    Merhum Akif çok iyi bildiği, hafızı olduğu, anladığı ve hayatı boyunca da yaşadığı Kuranı Kerim’den bu ilhamı almakta ve çoğu düşmanlar tarafından işgale uğramış vatanın evlatlarına aynı ifadeyle seslenmektedir. 

    Tanıştığı ve inandığı günden beri İslam’ a hizmeti cana minnet bilmiş değerli milletim, “sen korkma, bir ol beraber ol, kurtul ve kurtulacaksın” diye hitap etmiştir. En zor zamanlarda en zor kararları vermek, karar ve hüküm cümleleri kurabilmek gerçek kahramanların işidir. Akif, milletinin bu güzel duygularını kağıda, kaleme döken kişidir. 

 

Sevirde dostuna, korkma sen demiş,

Sözler bir birine ne çok benzemiş,

Her şeyinle onu örnek almışsın,

Müslüman milletim seni özlemiş. 

 

Korkma nidasıyla başladın söze,

Çatma hitabıyla yaklaştın öze,

Dinim, vatanım, milletim diyerek,

Çok da güzel dersler vermişsin bize. 

   

ÖDÜL ADAMI DEĞİL, ÖVÜNÇ ADAMIYDI

     Milli Marş için konulan beşyüz lira gibi çok büyük bir para ödülüne itiraz eden Akif, Meclis’e arkadaşından aldığı emanet montla gidiyordu. Varların yok, yokların çok olduğu bir devirdi ama Akif’e göre milli mücadele destanı ödülle yazılamazdı. Belki bize ters gelebilir fakat ona göre bu böyleydi. Ben inanıyorum ki, her iki alemde de ücreti tercih edenler değil; hizmeti ve kulluğu önceleyenler kazanacak, daima hayırla anılacaklardır. Bu gün her birimizin cep harçlıklarından, çocukların kumbaralarının tasarruflarıyla dalga dalga büyüttüğü kızılayın temelinde Akif’in bağışı vardır. Kızılay aklıma gelince, o kutlu bağış da hafızamda yer alır. 

     Menfaat ve çıkar adamı değil; ilim, irfan ve karakter adamıydı. Günübirlik çıkar ilişkilerinin değil, asırlık vakar ve karar düşüncelerinin adamıydı. Öyle yaşadı ve öyle de anıldı. Mevzu vatan ve millet olunca geri kalan her şey teferruattı. “Bağımsızlık ve hürriyet benim karakterimdir.” diyen devletimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ‘den farklı düşünmüyordu. Zaten o da İstiklal Marşının en beğendiği bölümünün:

 

“Hakkıdır hür yaşamış bayrağımın hürriyet,

  Hakkıdır Hakka’a tapan milletimin istiklal.”

Mısraları olduğunu ifade etmiştir. 

 

Çünkü bayraklarını kaybeden , paçavra yapan milletler; başka milletlerin kölesi ve paçavrası olurlar. O nedenle diyoruz ki, Mehmet Akif’in Çanakkale Şehitlerine ve İstiklal Marşı; Necip Fazıl’ın Sakarya Türküsü ve Destanı; Arif Nihat Asya’nın Bayrak, Dua, Na’t ve Bayraksız Olamam; Yahya Kemal’in Süleymaniye’ de Bayram Sabahı gibi şiirleri milletimizin klasikleri arasına giren destanlardır. Okumalıyız, okutmalıyız. Elbette bunlarla sınırlı değil, çok değerli yazar ve şairlerimiz kıymetli eserleri dün, bugün ve yarın olmuştur, olacaktır. Allah hepsinden razı olsun; ölenler rahmet, duranlar afiyet bulsun. 

 

    KIRKBİR KERE MAŞAALLAH 

    İstiklal Marşımız, on kıta, kırk bir tane mısradan oluşur. Her kelime ve satırının değeri çok başkadır. Herkese verilen dopdolu mesajlar vardır. Ezelden ebede giden yolculukta bir milletin bütün serencamını anlatır. Hem maddi hem de manevi bir değere haizdir. 

 

“Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım,

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım.”

Dizeleriyle bülbül gibi istiklale;

 

“Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda,

Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda. Derken deli divane vatana;

 

Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli,

Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli. 

Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli,

Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.”

İfadeleriyle de en kıymetli kutsallarımıza en güçlü bir şekilde vurgu yapmaktadır. 

    Şahsen onu okuyunca rahatlıyor, kırk bir kere maşallah diyorum. 

 

ALLAH BU MİLLETE BİR DAHA İSTİKLAL MARŞI YAZDIRMASIN!

   Onu hasta yatağında ziyaret eden dostları, aradan on beş yıl geçti. “Yazmış olduğun destan vatan evlatları tarafından yüzde yüz kabul gördü. Bugün yazsan nasıl yazardın, değişiklik yapar mıydın?” diye sorduklarında; hastalıktan mütevellit bir deri bir kemik kalan Akif, hemen doğrulur ve der ki:

    “Ne dersiniz gardaşlarım? Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın. Onu artık ben de yazamam. Her şey her zaman yazılmaz. Onu yazmak için bir millet her şeyini ortaya koydu, uçurumun kenarına yüzlerce defa gidip gidip geldi. Verdiği şehitlerin, gazilerin, dul ve yetimlerin sayısı belli değil. Siz demediniz ben duymadım, ağzınızdan yel alsın, milletim mutlu ve bahtiyar kalsın” diyerek cevap vermiştir. 

 

ÇANAKKALE İLE MİLLİ MÜCADELE BİR BÜTÜNDÜR

“Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?

En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,

Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya 

Kaç donanma ile sarılmış ufacık bir karaya. “ 

   Diye başlayan ve devam eden bu destan önceki devletimizin finali, yeni kurulacak olan, küllerinden doğan yeni devletimizin işaret fişeğidir. 

    Her iki destanında yazarı fiilen Türk Milleti, resmen ise Mehmet Akif’tir. İstiklal Marşı kırk bir, bu ise seksen dört mısradan oluşmaktadır. Aynı kalemden aynı duygularla çıkmıştır. Yokun çok, varın yok olduğu dönemlerin bu destanlarını yazan ve yapan bir milletin evlatlarıyız. Geçmişine top atanın geleceğine gülle atarlarmış. Hem geçmiş hem de gelecek bizim olmalıdır. 

    Her mermiyi besmeleyle hedefe gönderen askerlerimiz, bu mücadelede dünyaya, Çanakkale’ye kibirli ve gururlu gelenlerin sonlarının nasıl zarar ve ziyan içinde olduğunu göstermiştir. İki yüz elli bin şehit verirken, dünyanın en güçlü ordularına iki yüz elli bin ölü verdirmişlerdir. 

    Çanakkale yüzlerce romana konu sunan ve yazmakla bitmeyecek hatıralar barındıran mübarek bir mekandır., eşsiz bir hazinedir. Hangisini yazsan öbürü gönül koyar. Fakat ben bir iki tanesini yazarak yazımı bitireyim, çok uzun yazıp da sizleri çok yormayayım. 

     

     LAPSEKİLİ HALİL VE İBRAHİM

     Lapseki’nin Beybaş Köyünden Halil ve İbrahim beraber şavaşa katılır, aynı cephe ve aynı siperde çarpışırlar. Halil, İbrahim’den bir mecidiye borç alır ve savaş sırasında ağır bir şekilde yaralanır. Son nefesini verirken komutanının koluna yapışır ve arkadaşından borç aldığını, ölürsem hakkını helal etsin vasiyetinde bulunur. Komutanı ise, “ Sen merak etme evladım” der ve komutanın kollarında şehit olur. 

     Aradan fazla zaman geçmeden sürekli yaralılar gelir ve şehitlerin künyeleri ve kıymetli eşyalarını  komutan teslim alır. Komutan sahibi bilinmeyen bir pusula bulur, açar okur ve gözyaşlarına engel olamaz. “ Ben Beybaş Köyünden arkadaşım Halil’e bir mecidiye borç verdim. Kendisi beni göremedi. Biraz sonra taarruza kalkacağız, belki ben dönemem. Arkadaşıma söyleyin hakkım helaldir. 

    Evet savaşırken bile Allah ve kul hakkına riayet eden askerler mağlup olmaz. 

    Evladını vatana kurban eden anaların bulunduğu bir millet yıkılmaz. 

    Birlik ve beraberlik ruhu kuvvetli olan milletler ayakta kalır. 

    Vatan için her şeyini vermeye hazır olan milletler yenilmez. 

    Yaptığı işi Allah için yapan evlatları olan bir millet mahvolmaz. 

    Düşmanına bile merhamet eden bir ordu yenilmez. Çanakkale bunun binlerce örnekleriyle doludur.

    Asım’ın nesli... diyordum ya.. nesilmiş gerçek,

    İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek. “

Şehit İsmailim’in cebinden çıkan notta şu yazıyordu. 

 

Şu dağlarda Türk’ün erkek sesi var,

Türk oğlunun oktan yaydan süsü var,

İsmail’in vatandan gayrı nesi var?

Emir senden ölmek bizden yüzbaşım. 

 

Bize şu dağlara seyirt deyiver,

Altıncı mangaya yiğit deyiver,

Raporunda İsmaile şehit deyiver,

Emir senden ölmek bizden yüzbaşım. 

 

   Yemen’den Galiçya’ya; Kut’ul Emare’den Çanakkale’ye; Sarıkamış’tan Filistin’e kadar yedi cephede vuruşan, çarpışan, şehit ve gazi olma pahasına bu aziz vatanı bize hediye eden Aziz ecdadımıza layık bir nesil olmayı Rabbim cümlemize nasip eylesin. 

   “Ey şehit oğlu şehit, isteme benden makber,

     Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber. “ 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —