Karısının ısrarı üzerine Naimi dinlenmek üzereevine gitti. Gitti sözün gelişi, gitmedi, hastanenin bahçesinde gri bir gökyüzünün altında, elleri cebinde, başı bütünüyle göğsünde ve uyuşuk uyuşuk dolaştı bir zaman. Çocuğun yanıbaşındaki monitör, kalb atışını ve ateşini bildiriyordu.
Monitör, çocuğun durumunun ne kadar ciddi olduğunu göstermekteydi. Çizgiler eğik ve düzensiz olarak vira açı ve yön değiştiriyordu. Çağla, bir ara o kadar kendisinden geçmişti ki, iradesinin dışında göz kapaklan yavaş yavaş kapandı.
O esnada çok garip bir şey oldu:
On, on iki yaşlarında gösteren bir erkek çocuk içeri girdi. Bu yabancı çocuk Evren’in durumunu gösteren Monitörle oynarken, Çağla birden bire uyandı. Yabancı çocuğu görünce, bir mana veremedi: “Kimsin, ne arıyorsun burada?” Diyemeden, çocuk kapıdan çıkmıştı bile.
Dönüp monitöre baktı. Çağla hayretlik bir şeyi farketti. Çünkü monitörün acil ışığı sönmüştü.
Kadın, kimseye bir şey demedi. Çocuk, monitörle oynayınca, Evren, gözlerini hafif kıpırdatmıştı.
O gece öyle geçti. Öldü ölecek denilen küçük Evren hala yaşıyordu. Ne doktorlar, ne annesi, ne de babası, Evren’in hala hayatta oluşu hakkında bir bilgi sahibi değillerdi. Zira tıbben, artık bu çocukcağızın, ölmüş olması icap ediyordu.
Evren giderek düzeliyordu. Yüzüne renk gelmiş, biç düşmeyen ateşi düşmüştü. Annesi babası baş ucunda, çocuklarını izliyorlar, ama asla gözlerine inanamıyorlardı. Çocuk, gözlerini açtı, annesine babasına sevecence bakındı. Her ikisi de çocuklarının üstüne kapanarak, hayret nidaları ile öptüler, kokladılar, sarıldılar ve yine öptüler. “Aman, bu nasıl iştir, ne sırdır?!!” Diyerek birbirlerini kucakladılar bu kez kan koca. Hemen doktoru çağırdılar. İçeri giren doktor, Evren’i gorunce şaşırdı:
- Bu, bu, sizin, sizin çocuğunuz mu? Diye kekeleyerek sordu Nami ile Çağlaya.
Her ikisinin de gözleri ışıl ışıldı, karı kocanın.
- Doktor bey, iyileşmez dediğiniz yavrumuz, bakınız eskisinden daha iyi durumda.
Yatağından doğrulmuş vaziyetteki Evren, hep sevinçli ve hep ışıltı saçan gözlerle olup bitenleri, annesinin babasının halini hayret, heyecan ve şaşkınlık içinde seyrediyordu. Dışardan gelen bir çocuk monitörle oynanmış ve Küçük Evren iyileşmişti.
Doktor, Evren’in ateşini kontrol etti. 36.5’tu Nabzını ve kalp atışını dinledi, bütünüyle normaldi. Ve çocuk sanki hiç su çiçeğine yakalanmamıştı.
- Hayret ki ne hayret, dedi Doktor. Böyle bir şey olamaz. Tıp bu kadar yanılamaz. Bu çocuğun iyileşmesini tıbben izah edemeyiz.
Anne ve babasına da hiç bir şey sormuyordu doktor, nereden bilebileceklerine hiç ihtimal vermediğinden ötürü. Hala şoktaydı:
- Tam on keş yıldır bu hastalıkla meşgulüm ve böylesine hızlı ve kesin bir iyileşmeyi ne gördüm ne okudum, ne de işitttim. Olmaz vallahi olmaz. Hani derlerya mucize filan.. Yoo, yoo, başka bir izahı yok.
devam edecek…