Muzaffer GÜNAY (GİZEMLİ HİKAYELER)

Tarih: 18.02.2023 10:25

SU ÇİÇEĞİ -5-

Facebook Twitter Linked-in

Evren taburcu edildi ve anne ve babası ile  evine döndü.

Şimdi iş madalyonun açılmasına gelmişti. Kat kat kağıtla sarılı gümüş çerçeveli levha gibi bir şeyi açtılar. Bir fotoğraf. Bir çocuk fotoğrafı.

Çağla, dikkatle, daha bir dikkatle fotoğrafa bakarken bir çığlık attı:

-              Aman Allahım!.. Aman!..

Nami:

-              Tanıdın mı yoksa?

Çağla, gözleri büyümüş olarak:

-              Evet, dedi, evet..

-              Kim bu çocuk?

-              Bu mu? Şey.. Monitörle oynayan çocuk.

Nami büsbütün şaşırmıştı:

-              Hanım, rüya mı görüyorsun sen? Ne dediğinin farkında mısın? Monitörle oynanır mı hiç?

Kadın, gerçek manada hayret şokundaydı:

-              Size söylememiştim Nami, hiç bir kimseye anlatmamıştım.. Senin eve gittiğin akşam, bu çocuk odaya girdi ve Evren’in yanıbaşmdaki monitörle oynadı, ben bunu son anda gördüm, ama, çocuğa daha kim olduğunu soramadan çıktı gitti.

Nami:

-              Yaa.. Sen neler söylüyorsun be hanım.. Hiç olmayacak şey. Ver şunu bana..

Nami aldığı fotoğrafa bütün dikkatini yoğunlaştırarak baktı. Zihni, uzun yıllar öncesine gitti. Çok uzak ve sisli zamanlara.. Hemen yerinden fırladı, çekmecelerin gözlerini alelacele karıştırdı. Büyük bir fotoğraf albümü buldu, sayfaları çevirdi ve birden bire haykırdı:

-              Bu fotoğraf.. Evet., evet., bu resim., be. nim babamın çocukluk fotoğrafı.. Rahmetlinin on iki yaşında iken çektirdiğini söylediği fotoğrafı..

Nami, kendilerine bu madalyonu veren adamın kim olduğunu düşünmeye başladı ister istemez. Aslında daha o zaman, adamın: “ Benim de bir hastam var, sizin burada aç olduğunuzu biliyordum..” demesinin, pek de mantıklı olmadığını farketmişti. Çünkü, kendilerine verdiği madalyon, bu adamın sıradan bir yabancı olmadığını gösteriyordu. Fakat, çocuğun ölümcül rahatsızlığı, bu karı kocayı o kadar çok yormuş ve o denli meşgul etmişti ki, o adamı o günden sonra, eve dönünceye kadar hatırlamadılar bile.

Karısının donuk ve şaşkın bakışları üstündeyken Nami, akıl yürütümünü sürdürdü o yabancı adam hakkında:

-              “Bu adam, belki dedemdir, dedi, onu bilmedim, görmedim ama, içimden bir ses bana öyle söylüyor, babamın küçüklük fotoğrafını getiren bu adam, benim dedem olmalı..” Diye düşündü.

Karısına, bu fikrini söyledi. Karısı bu düşünceye tuhaf tuhaf gülümsedi. “Olamaz..” der gibi.

Nami:

-              O yabancı çocuk nasıl babamın küçüklüğü ise, odamıza giren adam da bal gibi dedem olabilir, diyerek karısının tuhaf gülümseyişine karşılık verdi.

Öyle veya böyle. Evren iyileşmişti. Bir takım perde gerisindeki yardımlar bunda önemli bir rol oynamıştı.

Nami ailesi, artık mutluydu.

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —