Bu fotoğrafı pandemiden önce yaptığımız Dereli-Hisarkaya Köyü Giresun Akçalı Köyü güzergahındaki yürüyüşümüz sırasında Akçalı köyünde çekmiştim.
Ben de Konacık Köyündeki böyle bir binada ilkokulu okudum. Okulumuzun yapılış tarihi 1938 yılını gösteriyordu yanlış hatırlamıyorsam. Alt katı yaklaşık 60-70 santim kalınlığında yığma taştan, üst katı da yine ağaç kuşaklar arasına yığma küçük taşlar ve üzerine sıvadan yapılmıştı. Önden bir merdivenle çılan üst katın önde görülen çıkma odaların sol taraftaki başöğretmen odası, sağdaki de öğretmenler odası idi. Onların bitişiğinde iki sınıf, arka tarafta da üç tane daha sınıf vardı.
Daha sonraları bizim okulun öğrenci sayısı artınca alt katta bazı kısımlar bölünerek sınıf yapılmıştı. Her sabah okulun önündeki bahçede toplanır, nöbetçi öğretmen tarafından bir konuşma ardından da tek sıra halinde sınıf sınıf içeri alınırdık. Herkesin elinde bir fındık dalı odunu yoklama ile gösterilen yere bırakır sınıflarımıza girerdik.
Her sınıfın öğretmeni farklı idi. Şimdi olduğu gibi birinci sınıftan itibaren aynı öğretmende okumazdık. Benim birinci sınıftaki hocam rahmetli Ali Türk, İkinci sınıfta ki Hocam Fevzi Hoca, Üçüncü sınıftaki hocam Bahtiyar hoca, dördüncü sınıfta Fevzi Hoca ve beşinci sınıfı hep o okuturdu Rahmetli Mehmet Türkoğlu hocamız. O aynı zamanda okulumuzun da başöğretmeni idi.
O dönemdeki hocalarımızı anlatabilmek için bizim birkaç fırın ekmek yememiz gerekir. Her birisi ayrı bir değerdi. Fakat Başöğretmenimize ayrı bir parantez açmak gerekir. Gerçekten onu görünce kendine anne ve babalarımız bile kendilerine çeki düzen verirlerdi. Adını duyduğunuzda bile sizde bir korku, saygı ve disiplin meydana getirirdi. O zamanlar okulun hademesi Hakkı dayı vardı o elinde bir çan teneffüs ve ders saatlerinde onu sallar ve zamanı bildirirdi. Bazen zil sesini duymazdan gelenler olursa Mehmet Hocamız meşhur bir düdüğü vardı. O zaman o düdük devreye girer ve onu duyduğunuzda nerede olursanız olun koşarak okula gelirdiniz.,
Biz dördüncü sınıfa geçtiğimiz yıl Giresun'da bulunan Kız Öğretmen okulundan stajyer öğretmenler staja gelmişlerdi. İçlerinde de iki tane genç bayan öğretmen vardı. İlk defa bayan öğretmeni o zaman görmüştük. Bizim öğretmenlerin hepsi erkekti. Birisinin adı Sevim Akın, diğeri de Sevin Selimoğlu idi. Bize genelde müzik ve iş Bilgisi derslerine girerlerdi. Onların davranışı ile erkek öğretmenlerin ki çok farklı idi.
Bilmem abartıyor muyum ama o zamanki ilkokul mezunları bugünün lise mezunlarından daha bilgili idi diyebilirim. Benim okuduğum yıllarda lise mezunları yedek subay olarak askerlik yapıyorlardı. Daha sonra bizim dönemimizde Üniversite mezunları yapmaya başladı. Şimdi ise galiba eleme ile yedek subay alınıyor. İlkokul mezunları memur olabiliyordu şimdi ise üniversite mezunları bile zor oluyor.
O günleri anlatmaya kelimeler yetmez ama çok laf da aşık usandırırmış. Terbiye de o zaman vardı, saygıda o zaman vardı, sevgi de o zaman vardı, disiplinde o zaman vardı. Kin gütmezdik. Sabah kavga der akşam kardeş olur her şeyi unuturduk. Büyüklerimiz bir şey diyecekler mi diye gözlerinin içine bakar derlerse bizi adam yerine koyup muhatap aldıklarına inanırdık. Verilen görevi de en güzel şekilde yapamaya çalışırdık. Hele öğretmenlerimiz bir şey dese de yapsak diye can atardık. Onların gözüne girmek kadar önemli bir şey yoktu.
"Gönül ne Kahve ister ne Kahvehane gönül sohbet ister kahve bahane" denir ya, bizde bunları bahane ederek sohbet etmek istiyoruz yoksa bütün bunlar bahane.