Bir önce ki yazımda eski asker, mizah yazarı ve aynı zaman da Turist Rehberi Ferudun Babacan ile yaptığım görüşmeden bahsetmiş ve yazmıştım. Görüşmem o kadar uzun sürdü ki bu güne sarktı ve bir sonraki yazımı da onunla yaptığım söyleşiye ayırdım. Biraz da bu sektördeki zorluklara parmak basmak istiyorum. Ferudun Babacan devam ediyor;
“Turist Rehberliğini, benim diyen psikiyatrist/psikolog/sosyolog yapamaz. Tur uzun ise bırakır kaçar. Dünya’nın en zor müşterisi; Türkiye’de Türklerdir. Çünkü bir Türk Dünya’ya bedeldir. Fakat aynı müşteri grubu ile yurtdışına çıktığımız da ise sudan çıkmış balığa dönüyor. Zira yabancı dil bilmediklerinden ürkek ürkek etraflarına bakınırlar. Bu söylediklerim yerli gruplar içindir. Pandemi öncesinde Türkiye’de yerli turist grupları çok önemli yer tutuyordu. Bizde de yavaş yavaş seyahat kültürü oluşmak üzereydi. Yeni olan ve kendini özel hisseden hatta bunu bir statü değişikliği gibi gören seyyah yurttaşlarımızla yaşadığımız anılarımızı en kısa şekilde özetlemeye çalışayım.
Tura başlamak üzereyizdir. İlk soru hemen gelir. Araba bu mu? Müşteri haklıdır, velinimettir prensibi gereği nasıl bir şey istiyordunuz diyemeyiz. Halkımız midibüsten nefret eder. Eğer dikkatinizi çektiyse MERCEDES Marka midibüs yoktur. İster ki, sıfır ve her şeyi yeni gıcır gıcır olsun. TV’si çalışsın, müzikler çalsın. Koltuk araları yataklı vagon gibi rahat olsun. Acentalar turları satarken keşke seyahat edecekleri araçları da gösterip turu öyle satsalar. Ama nerede öyle acentalar? Sonra kaptana, dönerler ve kaptan sen misin diye sorarlar. Hele ki kaptanın yaşı, tipi küçük gösteriyor ise Bunu sen mi kullanacaksın? Diye sorarlar. Bir turun başlangıcında 80’lik bir teyzem kaptan çok küçük diye tura katılmaktan vaz geçmişti. Sıra rehbere gelir. Rehber siz misiniz? Diye sorar. Bu soruyu sorarken aslında gözüm seni pek tutmadı ama neyse gidelim bakalım anlamındadır. Henüz otobüsteki yerimizi almadık. Bu olay, turun başlangıcında ki en önemli andır. İlk soru Burada mı oturacağım? Bu soru o kadar önemlidir ki kazara acenta bir hata yapmış ise kabak rehberin başına patlar ve ortalık ayağa kaldırılır. Eğer istediği koltukta gitmez ise bunalıma girer. Turlarda en önde ki ikili koltuk yolculuğun emniyeti, şoförün rahat kumanda edilebilmesi, yolun tarifi ve şoförle rahat iletişimde olunabilmesi amacıyla rehbere aittir. Bazen tüm bunlardan feragat edilir ve yerinizi verirsiniz. Bazen onu da beğenmeyen çıkar.
Nihayet yolculuk başlar. İlk sorun Klima aç-kapa ile başlar, klima aç-kapa ile devam eder.
Çünkü ulaşım aracı midibüstür ve bu araçlarda bireyleri mutlu edecek bir sistem henüz bulunamamıştır. Her halükarda kabak yine bizim başımıza patlar. İkinci dert; Müziktir. Bir grup erik dalı gevrektir, basmaya gelmezi isterken, bir grupta, rahmetli Tijen karakteri gibi (siyah beyaz Tv) iğreniyorum hallerine girer. Bu iki farklı müzik uyumunu araç içinde sağlamak kolay değildir. Yılların sanatçısı, Piyanist-Şantör Ümit Besen bile çıldırır.
Yolculuk başladığında tüm misafirler tamam değildir. Bazılarını ise duraklardan toplarsınız. Zamana uyum konusun da milletçe sıkıntılıyız. Araç içindeki müşteri, beklemekten hoşlanmaz. Vaktinde gelemeyip sürekli telefonda, çok az kaldı vardım, varmak üzereyim ile gecikirde gecikir. Geldiğinde ise ilk tepkisi; Araba bumu? Devamında ben bu araba ile gitmiyorum, paramı iade edin, yetmedi ayrıca avukat olduğunu ima eder. Kabak yine rehberin başına patlamıştır.
Belediye ye müracaat ederiz, şu ana yollara, turist alma-bırakma durakları konulsun, hem binecekler hem de tur araçları rahat edelim? Nafile Ankara da, Armada buluşma yeridir. Armada dediğim yer en az 3 km. mesafeli güzergâhtır. Müşteri bu 3 km’nin neresinde bekleyecek ve biz onu nasıl tanıyacağız? Belediye başkanları rehberlik yapmadığı için bu soruna çare bulmalarını da beklemiyoruz. Dört ya da beş alma noktasından sonra, nihayet çıktık açık alınla misali derin bir oh çekeriz. Bu arada bazı kaptanların bu duraklara ulaşması esnasında aklı gider, yönünü kaybeder, sanki sanırsınız Ankara"da ilk kez araç kullanıyor. Onu da sakinleştirmek rehbere düşer. Hadi şimdi biraz gergin havayı dağıtalım, müşterileri neşelendirelim, dersiniz. Mikrofonu elinize alırsınız ya çalışmaz, ya da o gün bozulacağı tutmuştur. Tatlıses rehber olsa idi mikrofon arızası yüzünden çoktan bırakırdı. Eğer müşteri grubu öğrenci ise müzik için tek çare Aux(ek giriş) yerine bir kablo ile girmek ve kablonun diğer ucunu, öğrenci DJ’ye vermektir. Aksi takdirde hepsi üzerinize gelir ve benim cebimde şu şarki var, bunu da çalar mısın diye diye rehbere kafayı yedirirler.”
Rehberimiz kafayı yemeye devam etsin, ben bu günlük yazıyı bura da bitireyim. Aynı başlık altında devamını bir sonraki yazımda tamamlayayım. Bildiğim kadarıyla Ordu da bir kişi dahi olsa hiç Turist Rehberi yok. Eğer Çalışma Kartına sahip olmanın gereklerini yerine getirirsem belki de ilk ben olacağım. Ordu kalkışlı Turlar ise devam ediyor. Tamamı rehbersiz. Yola çıktıktan sonra bir yerlerden dâhil oluyorlar mı bilmiyorum. Ancak İzmir de rehberlikle alakası olmayan Ordulu yazar, bir arkadaşıma sen İzmir’i biliyorsun gönderdiğimiz grupları karşılayıp gezdirirmisin, emeğinizin karşılığını da veririz şeklinde teklifle gelindiğini ve kendisinin bunu reddettiğini bizzat bana isim vermeden söylemişti. Her yurttaş bilmelidir ki sizlere turlar satılırken rehberiyle birlikte satılıyor. Tur esnasında araçta Turist Rehberinin bulunması yasal zorunluluktur. Eğer böyle bir turu alırsanız rehberinizi de sorunuz. Kalın sağlıcakla.