Bir meslek düşünün ki toplumu ayakta tutsun. Toplumun yaşamasının ve varlığının, devamlılığının teminatı olsun. Bir meslek düşünün 24 saat esaslı ve hiçbir karşılık beklemeksizin çalışılsın. Bir meslek düşünün, içinde neredeyse bütün meslekleri barındırmış olsun. Bir meslek düşünün ne izni, ne tatili, ne dinlencesi, molası olsun. Bir meslek düşünün bunca zorluk ve sıkıntılara rağmen mesleği icra edenler tarafından hala severek yapılıyor olsun…
ANNELİK…
Toplumun temel taşı aile, ailenin orta direği annedir. Bir toplumun değeri anneleri ile ölçülebilir. Anneler ne kadar iyi eğitimli, ahlaklı, erdemli, adaletli, sağlıklı (fiziken ve ruhen), merhametli, sabırlı, edepli… olursa toplum da o derece güzel olur.
Biz eğitimli olmayı okul okumakla eş gördüğümüz gün kaybettik. Okumak çok değerlidir şüphesiz ama her okuyan iyidir, her okunan güzeldir diyemeyiz maalesef. Bir de eğitim sadece okumak, okul bitirmek demek değildir. İyi bir annenin yetiştirdiği, terbiye, ahlak, hak, adalet, saygı, sevgi … gibi kavramları aktarabildiği bir evlat da pekala eğitimli anne ve baba adayları sayılabilir.
Dünyanın en zor ve değerli mesleği olan anneliğe gereken değeri ne millet olarak ne de devlet olarak maalesef vermiyoruz. Mesai mefhumu gözetmeksizin 24 saat esaslı çalışan annelerimize; sanki işsizmiş, bir iş yapmıyormuş muamelesi yaparak: O kadar okul okumuşsun, bir işe girip çalışsan, boşuna mı okudun… vb. çevre baskıları yapıyoruz.
Devletimiz sürekli kadınların çalışması, üretime katkı sunması ile ilgili çalışmalar yapıyor. Kadın istihdamını her alanda önceliyor ve bununla ilgili teşvikler veriyor. Bir taraftan kadın istihdamına bu kadar önem ve öncelik veren devletimiz bir taraftan da sürekli ortaya sunduğu verilerle her geçen gün genç nüfusun azaldığını, her ailenin en az üç çocuğu olursa bu gidişin devletin ve milletin lehine olacağını belirtiyor. Ancak bu iki durum birbiriyle yüzde yüz çelişiyor.
Sırtlarına olabildiğince yük yüklediğimiz annelerin, hayatın her alanında olması için ayrıca çaba gösterilmesi neticesinde mutsuz, yorgun, bitkin… anne ve iş insanları ortaya çıkması, bir taraftan aileyi bitirirken, diğer taraftan da işsizliğin ana nedenlerinden biri değil midir?
Bunun yerine devletimiz, aileyi ayakta tutma adına teşvikler verse, dünyanın en zor ama en kutsal mesleği anneliği özendirme adına çalışmalar yapsa daha iyi olmaz mı?
Neler yapılabilir mesela: Anneliği özendirici kamu spotları yayınlanabilir. Annelerin sigortası ödenebilir. Annelere bir ücret bağlanabilir. Çocuk sayısına göre ücret artışı yapılabilir. Devlet isterse bu artışı 3 ya da 4 çocukla sınırlandırabilir. Annelerin eşlerinin maaşlarında hatırı sayılır bir iyileştirme yapılabilir. Böylece devletin verdiğine kanaat ederek; bir dünya daha zahmete katlanıp üç kuruşa çalışmaktansa evlatlarımı büyütürüm düşüncesi annelerde oluşur.
Tüm anneler doğal çalışan durumdadır. Onlara bir de dışarıda bir iş aramak çok acımasızca ve büyük haksızlıktır. Bir kadının erkeklere nispeten yapması çok daha güzel olan mesleklerde kadın istihdamına öncelik verilmelidir elbette. Önceliği olan işlerde çalışan kadınlarımızın şartlarında ‘işyerlerinde kreş, kısa ya da aralıklı mesai saatleri vb.’ iyileştirme ve düzenlemeler yapılarak annelerin evlatlarını büyütmesi ve onlarla az yorularak daha çok vakit geçirmesi sağlanabilir.
Anneliğin yaşaması için: Devletimizin tüm birimleri, toplumun ilgili tüm işbirlikçileriyle birlikte harekete geçmesi, aile müessesesinin en güçlü bir şekilde yaşamını sürdürmesi için ve var gücü ile çalışması gerekmektedir. Bu konu memleketin en önemli meselesidir. Geç kalınır ya da ihmâl devam ederse ki öyle görünüyor insanlar çocuk yerine daha zahmetsiz ve masrafsız olan kedi, köpek besleyerek hayatlarını idame etmeye başlarlar. Bu durum, toplumun demiyorum insanlığın bitişini getirir Allah korusun.
Selam ve dua ile kalın sağlıcakla…